5 Haziran 2012 Salı

Rollerimizi bizler seçeriz

Herkesi yaşadığı -iyi veya kötü- bir hayat vardır. Herkesin kendisi için seçtiği bir rol... Bu noktada kaza-kader meselesine girmeyeceğim. Zira insanlar hatalarını veya sevaplarını bilerek - isteyerek işlemektedirler. Şimdi bir şey denemek istiyorum. Biraz önce dedik ya; herkesin kendisi için seçtiği bir rol vardır ve o rolü oynarlar.

Şimdi roller... Misalen, benim yaşamak için seçtiğim rol şöyle: Hayatın anlamını kulluk idrakında bulan, ve O'nun karşısında küçüklüğümü anlayınca büyümeye başlayan ve bu büyüme yolculuğunda kelimeler ile yoldaşlık yapan, ilerde belki de Anadolu'mun ücra bir kasabasında bir ilkokul sınıfında kendisini gören bir karakter...

Şimdi bir başkasını tahayyül edelim. Mesela bir tüccar. Uzak Asya'dan aldığı tekstil ürünlerini Anadolu pazarında satsın.
Sonra işleri iyi gitsin ve biraz daha fazla para kazansın. Bu tüccar daha fazla pul sahibi oldukça karakteri değişsin. -olmaz şey değil- Eskiden kafi derecede bir kazancı olmasına karşın devletten vergi kaçırmayan namuslu bir tüccar iken şimdi daha fazla para kazanmak uğruna devletini dolandıran bir kalpazana dönüşsün. Kötü bir karakter değil mi?

Bende bu tüccarın yerinde olabilirdim. Mesela tüccarda benim yolumu tutabilirdi. Fakat öyle olmadı. Bizlerin hür iradesi var. İyiyi veya kötüyü, güzeli veya çirkini, doğruyu veya yanlışı aklımız sayesinde idrak edebiliriz. Bu bakımdan insanı diğer canlılardan ayıran en temel fark budur. İrade... Şimdi bir hırsız hırsızlık yaptığı için hüküm giyiyor. Ve hırsızın söylediği şu: "Hayatta bana biçilen gömlek bu..." Hayır. Hayatta herkesin giymek istediği kıyafet kendisi tarafından seçilir. Bile bile yanlışı yapıp ve yanlışında da ısrar etmeğe kılıf arayanlar "rol" mefhumunun arkasına sığınıyorlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder