31 Mayıs 2012 Perşembe

Türk Edebiyatı’nın Erişilemeyen Zirvesi: Necip Fazıl Kısakürek

[Nun Dergisi'nin Mayıs 2012 sayısında yayınlanan yazımdır.]

Ahmet Necip Fazıl… Hayatının her safhası ruhi buhranlardan fikri ıstıraplara kadar çilenin bütün çeşitleri ile bezenmiş büyük sanat, fikir ve aksiyon adamı. O’nun sanatı ancak güneş çapında bir pırlanta ile karşılaştırılabilir. Öyle ki Prof. Dr. Süleyman Yalçın'ın ifadesi ile;
"Fevkalade kolay, hazırlıksız ve tashihsiz Üstat kadar çok yazan belki bulunabilir. Bununla beraber onun kadar değişik vadilerde ve her birinin değeri tartışılmayacak kadar yüksek vasıflı eser veren bir başka sanatkâr, zannederim bulunamaz."
Sn. Yalçın’ın bu ifadeleri dahi Üstat Necip Fazıl’ın üstün zekasını, erişilmez sanatını ve engin fikir ufkunu anlatmaya kâfi değildir. Her eseri, ister edebi olsun ister fikri olsun başucu kitabı olabilecek türdendir.

Bir zamanlar Fransa sokaklarının dar kaldırımlarımda kimsesiz bir vaziyette ardına dahi bakmadan yürüyen ve yolların düğümlediği noktada özlemini duyduğu hakikati bekleyen genç bir şairdi. Paris’te bohem hayatının paslı çivisi ruhuna saplandıkça ruhi buhranı daha fazla artıyordu. Kendini, özünü arayışının girift his helezonları, dehşetli girinti ve çıkıntıları arasında bütün vehimlerini yakan bir tablo çizdi. Niçin aradığını biliyor ama neyi aradığını bilmiyordu. Bu arayış 1934 yılına dek sürdü. Otobiyografisinde anlattığı şekliyle “ Hayatım, başından beri muazzam bir şeyi bulmanın cereyanı içinde akıyordu. Şu veya bu miskin vesilenin hassasiyeti içinde birini arıyordum. Birini..."

Dur-durak bilmez taşkın ve başıboş ruha istediğini verecek ve O’nu hürriyetine kavuşturacak, bileklerindeki bilinmezlik kelepçesini ruhundan söküp alacak kişi Abdülhakîm Arvâsî Hazretlerinden başkası değildi. Necip Fazıl aradığını O Büyük Zat’ta bulmuştu. O günden sonra Necip Fazıl’ın hayatında yeni bir dönem başlamış oldu. Artık kitaplık çapındaki halis eserlerini vereceği yeni bir dünyası vardı. 1943 yılına gelindiğinde O’nu mücadele ve dava sahasında bulacağız. Şairler Sultanı’nın içini öyle bir mücadele ruhu; hamurunda parmak izleri bulunan Mukaddesatçı Türk Genliğini yoğurma heyecanı kapladı ki, artık çalışamaz oldu ve mücadelesini bir ömür; tek başına sürdüreceği Büyük Doğu Mecmuası'nı yayınlamaya başladı. Büyük Doğu Mecmuası 1945’ten 1975 yılına kadar çeşitli tarih aralıklarında 16 devre olarak yayın yapmıştır.

1963 İlkbaharında bir davet üzerine açılan "konferans çığırı" üzerinde evvela Salihli, İzmir; bir müddet sonra Erzurum, Van; daha sonra İzmit, Bursa ve 1964 yılının ilkbaharında da Konya, Adana, Maraş ve Tarsus'ta konferanslar verdi. Artık, baş neferi olduğu Anadolu Kıtası büyüklüğündeki İslam davasının bayraktarlığını yapacaktı.

"İdeolocya Örgüsü" isimli eseri, "Mümin/Kafir" diyalogları ve siyasi içerikli yazıları sebebiyle devamlı olarak suçlandı, sorgulandı, yargılandı. Bu eserinde Üstat Necip Fazıl, Büyük Türkiye idealine giden yolu sistemleştirmiş ve Batının plastik dünyasına muhtaç olmadan fezadaki yıldızlara dokunmayı lif lif örgüleştirerek, Mukaddesatçılık’ın ne idüğünü heykelleştirmiş bulundu.

Sadece İslam’ı kalbine yerleştirdiği için muayyen çevrelerden “sanatına kıyan sabık şair” etiketi yapıştırılan ve bununla kalınmayıp O’nun güneş çapında mana ve his içeren şiirlerine karşı ihtilal devriyelerine taarruz emri verilen bu Çile şairinin edebi kişiliğini daha iyi tetkik etmek istiyorum.
Büyük Doğu Gençliği arslanlardan gür sesli,
Sahibi mayasından Yüce Fatih'in nesli...
İşte İslam davası uğrunda Hak'ka teslim edilen 79 senelik bir ömür... 26 Mayıs 1904 yılında bu yolculuğa başlayan Üstad Necip Fazıl Kısakürek 25 Mayıs 1983'te "Demek böyle ölünürmüş." diyerek sonsuzluğa gözlerini açtı.

Ölüm hakkında onlarda şiir yazan Üstad'ın birkaç şiirinden örnek vermek istiyorum. Üstad, üstadı olan Arvasi hazretleri ile tanışmadan evvel ölüm hakkında kaleme almış olduğu şiirlerde şaire hakim olan duygu korku ve tedirginliktir. Şiirlerinde de bu duygu öylesine hissedilir ki 1925 tarihinde yazmış olduğu "Ölünün Odası" isimli şiir buna güzel bir örnektir.
"Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş
Yerde çıplak bir gömlek korkusundan dirilmiş
Süt beyaz duvarlarda çivilerin gölgesi
Artık ne bir çıtırtı ne bir ayak sesi"[1]
Şiirin devamında Necip Fazıl Kısakürek bahsi geçen ölünün tasvirine başlıyor.
"Yatıyor yatağında, dimdik upuzun ölü
Üstü boynuna kadar bir çarşafla örtülü
.......
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an
Belli ki birden bire gitmiş çırpınamadan"
Ölüyü bu şekilde dışarıdan bir gözlemci olarak bizlere aktarırken son iki mısraya geldiğimizde aslında bahsi geçen ölünün kendisini olduğunu gösteriyor.

"Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm
Bana geldiği zaman böyle gelecek ölüm"

İlk dönem şiirlerinde "ölüm" konusunu bu şekilde işleyen Üstad, Arvasi hazretleri tanıştıktan sonra "ölüm" konusuna şiirlerine farklı bir pencereden bakmıştır.
"Ölüm ölene bayram bayrama sevinmek var
Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var"[2]
Mısraları ile ölümü bayrama benzetmiş, ölüm korkusunu sıfıra indirmiştir. Zira ölüm denen hadiseyi hakikate götüren bir pasaport olarak görmüştür. Yine Necip Fazıl'ın gözünde ölüm güzel bir olay olarak görülmektedir.
"Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?"[3]
Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in sonsuzluğa gözlerini açmadan evvel yazdığı son şiir ise "Zehir" isimli şiiridir.
Zehir
Çocukken haftalar bana asırdı
Derken saat oldu derken saniye
İlk düşünce, beni yokluk ısırdı
Sonum yokluk olsa bu varlık niye?

Yokluk sen de yoksun, bir var bir yoksun,
İnsanoğlu kendi varından yoksun.
Gelsin beni yokluk akrebi soksun.
Bir zehir ki hayat özü faniye...[4]
Ruhuna Fatiha...
_______________________________
[1] N.F.KISAKÜREK, Çile, B.Doğu Yayınları, 46. baskı, İstanbul 2002, syf. 120
[2] N.F.KISAKÜREK, Çile, B.Doğu Yayınları, 46. baskı, İstanbul 2002, syf. 148
[3] N.F.KISAKÜREK, Çile, B.Doğu Yayınları, 46. baskı, İstanbul 2002, syf. 153
[4] N.F.KISAKÜREK, Çile, B.Doğu Yayınları, 46. baskı, İstanbul 2002, syf. 310

3 yorum:

  1. Ellerinize sağlık.. Ruhu şad olsun..

    YanıtlaSil
  2. Yüreğine kalemine sağlık aziz kardeşim.

    YanıtlaSil
  3. Çok güzel ruhu şad olsun

    YanıtlaSil