24 Mart 2012 Cumartesi

Peygamber aşkı içerisinde yetişen gençlerimiz

Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezayı bütün yıldızlariyle manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak, ve O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir gençlik...
Büyük fikir, sanat ve aksiyon adamı Üstad Necip Fazıl Kısakürek, Gençliğe Hitabe isimli eserinde, biz Mukaddesatçı Türk Gençliğine, Büyük Doğu nesline bu şekilde sesleniyor ve tanımlıyor. Üstad Necip Fazıl peygamber efendimizin mübarek hayatını anlattığı "Çöle İnen Nur" isimli san'at eserinde Allah'ın biricik sevgilisinin ismini neden kullanmadı diye hiç düşündük mü?

Hayır!
Şimdi düşünelim öyleyse... Bir ihtimaldir ki Çöle İnen Nur isimli kitabın yere düşmesi halinde, kainatın oluş sırrı, sevgililer sevgilisi peygamber efendimiz (sav)'in isiminin yere düşmemesi için... Yani, peygamber efendimizin hayatını anlattığı bu kitap, ola ki, yere düştü, Allah'ın biricik sevgilisinin ismi yere değmesin, ne kadar ince bir düşünce...

Ve O'nu, varlığın oluş sırrını şöyle tanımlıyor;
“Sofra... Etrafında Allah Resûllerinin dizildiği sofra... Ve bu sofrada başköşe... Sen!
İnsanın hakikati... Sır... Kâinatın en çetin sırrı... Bir de misilsiz insan ki, onun hakikatinde, mahlûk, artık, son haddine ulaşır. Onun hakikatinde, mahlûk tükenir, fakat Allah başlamaz. O da sen!
Yaradan... Ve onun en güzel eseri... Zâtiyle tek olan Yaratıcı’nın koskoca insan ehrâmında ve en yüksek noktada halkettiği insan... Sen!”

***
Aziz ve muhterem kardeşlerim,
Yazıma böyle bir giriş yapmayı uygun gördüm. Bugün HaberTürk isimli televizyon kanalında yayınlanan Burası Haftasonu isimli bir programda; alemlerinin nuru, kainatın efendisi, Allah'ın biricik sevgilisi, varlığın temeli, peygaber efendimiz (sav)'e karşı büyük bir saygısızlık yapılmıştır.

Şerefli Türk Milleti, Orta Asya yaylasından Anadolu bozkırına indiğinden beri hamurunu İslam mayası ile yoğurmuş ve tarihin en büyük iman devi haline gelmiştir. Üstad Necip Fazıl'ın da dediği gibi: "Türk ancak müslüman olduktan sonra Türk'tür." Tarih cetveli üzerinde geriye doğru ilerlediğimizde göreceğiz ki asırlar boyu İslam'ın bayraktarlığını yapan, İslam'ın gölgesini uzakdoğu milletlerinden, Afrika'nın insan eli değmemiş ormanlarına kadar götüren millet, Türk milletidir. İslam'ın adalet terazisini ayağımızın bastığı bütün topraklara bizler kurduk. Nerede bir yetim ağladıysa onu biz sahiplendik. Bizler Çanakkale'de dahi düşman askerine karşı merhamet gösterecek kadar iman sahibi idik. Allah'ın biricik sevgilisinin mübarek ismini, hafif bir değişikliğe uğratıp, ordumuzun nefelerine bizler kondurduk. Dünyada hiçbir millete nasip olmamış olan övgüyü, peygamber efendimiz (sav)'in övgüsünü bizler aldık.

Bütün bunlardan sonra ulusal çapta yayın yapan, güya isminde Türk kelimesi taşıyan bir kanal vasıtası ile peygamber efendimiz (sav) mübarek hayatları edepsiz bir üslup ile adeta alay edercesine aktarılıyor. Bizler buna sessiz kalamayız. Peygamber aşkı içerisinde filizlenen ve küfür toprağını delip arşa doğru boy gösteren Mukaddesatçı Türk Gençliği olarak bu rezilliği kınıyoruz. Selam ve dua ile...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder