7 Mart 2012 Çarşamba

Kadın-Erkek eşitliği mi Kadın-Kadın eşitsizliği mi?

Yarın 8 Mart... Dünya Kadınlar Günü... Neredeyse her gün gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde mutlaka bir kadın cinayeti okur hale geldik. Toplum olarak kadına verdiğimiz değer ortada. Toplum binamızın temelini bina eden kadınlara karşı bir soykırım dalgası var. Bunu görmemek imkansız. Bundan ötürüdür ki kadınlarımıza verdiğimiz değer nispetince yetişen nesillerimizi sağlıklı bireyler oluşturamıyor. Karnında evladını taşıyan bir kadının hemen her gün şiddet görmesi hem kadın bünyesinde tamiri imkansız ruhsal buhranlara sebep olurken hemde çocuğu ruhsal bünyesine karşı bir cinayet işlenmiş oluyor.

Günümüz çağı madde boyutunda ileriye dönük olsa bile manevi bir iklimde geriye doğru akmaktadır. Ve medeniyet dediğimiz bu plastik coğrafya eski karanlık çağlarına yeniden dönmektedir. İslam'ın yeryüzüne kurtuluş reçetesi olarak henüz inmediği o karanlık dönemleri yeniden yaşıyoruz. Kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, annelerin birer şeytani varlık olarak nitelendirildiği ve kadının bir köle olarak kullanıldığı eski devirlere yeniden dönüş içerisindeyiz.

İslam'ın yeryüzüne indirilmesi ile birlikte yeryüzündeki en mukaddes varlık konumuna geçen "anne" yani kadın esas değerini ve itibarını İslam'da bulmuştur. İslam kadını eşsiz bir mücevher olarak görmüş ve o mücevherin dışarından gelecek tehlikelere karşı korunması için ne lazım geliyorsa yapmıştır. Kadın kadar hassas ve narin bir başka varlık bulunmadığı bizlere ihtar edilmiş, bu ölçüde bir muamelede bulunmak erkeklere farz kılınmıştır. Her canlıya olduğu gibi kadınada kötü davranmak haramdır.

Günümüzde artan kadın cinayetleri İslam ölçülerine uymadığımızdan, yüce Allah'ın emir ve yasaklarına riayet etmediğimizden ve peygamber sünnetini terk ettiğimizden ötürü artmıştır. Modernliği ve çağdaşlığı İslam'ı elden çıkarmakta gördüğümüz günden beri bu haberler gazetelerimizde baş köşelerde işlenmektedir. Şimdi bana İran örneğini verenler olacaktır. İran'da kadınların kapalı bir kutu içerisinde bir çift delikten dışarıyı izledikleri doğrudur. İran'da dahi kadına hak ettiği değer verilmemektedir. Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in İdeolocya Örgüsü isimli başucu eserinde belirttiği üzere;
Dâva, ne kadını bir konserve maddesi gibi simsiyah çarşaflar içinde lehimleyip hava temasından uzak bulundurmak, ne de sokağa atılmış bir yemek gibi köpek nefslere peşkeş çekmektir. Dâva, kadını birbirine zıt iki bâtıl telâkki arasında, ancak Şeriatin kendisine tâyin ettiği içtimaî hüviyetiyle heykelleştirip cemiyet meydanına dikmektir. Yani dâva, fazlası ve eksiği olmadan, bu mevzuda aynı ve asliyle Şeriati tatbik etmektir.

Bir diğer önemli meselemiz ise kadın-kadın eşitsizliği hususudur. Ülkemizde sayısı bir türlü düşürülemeyen bir güruhun güya feminist temsilcileri tarafından kadın-erkek eşitsizliği üzerinden bağlı bulundukları ideolojinin çarklarını döndürmeye çalışmaktadırlar. Meselenin bir diğer boyutu hep atlanmış ve önemsenmemiştir. Peki o boyut nedir? Kadın-kadın eşitsizliği...

Sadece dini inançlarından ötürü  kullandığı baş örtüsü sebebi ile üniversite tahsil hakkı elinden alınmış olan kadın vatandaşlarımıza karşı bir çifte standart uygulanmaktadır. Burunlarını tütsüleyerek tonluk heykellerin önünde ruhlarını dinlendiren bu nev'inin temsilcileri olan kadınlar kendi cinsinin hakkını savunmak yerine onun tahsil hakkının elinden alınması için bütün gücü ile uğraş vermektedir. 6 Ekim 2010 tarihli "Hala aynı manzume: Eşitlik" başlıklı yazımda geçen şu ifadeleri tekrar hatırlamak isterim;
Neyi mi fark edemedi? Meselenin kadın-erkek eşitsizliği olmadığını. Meselenin kadın-kadın eşitsizliği olduğunu. Zira bunlar gerçek kadın hakları savunucuları olsalardı üniversite kapıları önlerinde dayak yiyen genç kızları tebessümle izlemek yerine masaya yumruğunu vurup, bu feminizmden ziyade bir insan hakları ihlalidir. Sizin böyle bir uygulamaya hakkınız yok diyerek gerçek insan hakları veya kadın hakları(işte ne haltsa) savunuculuğunu gösterirdi.
Yazımı bu düşünceler içerisinde sonlandırıyorum. Selam ve dua ile...
 

2 yorum:

  1. yüreğine sağlık kardeşim yazına katılmamak elde değil

    YanıtlaSil
  2. "Yani dâva, fazlası ve eksiği olmadan, bu mevzuda aynı ve asliyle Şeriati tatbik etmektir." benim bu eşsiz eserdeki gözde cümlelerimden biri.
    çok güzel bir yazı olmuş. kadın erkek eşitliği düşüncesine karşı biriyimdir. "emanet edilen" ile "emanet" olan hiç eşit olur mu? fiziki olarak güçlü erkeğe emanet edilendir kadın ve dinimiz "emanete ihanet etmeyin" der. herşeyi dengede tutan Rabbim bu konuda da dengeyi sağlamış ve fiziki olarak güçlü yaratılan erkeğe karşın duygusal olarak güçlü olan kadını yaratmıştır.

    YanıtlaSil