16 Şubat 2012 Perşembe

Necip Fazıl Kısakürek'in Arap Edebiyatı'na tesiri

Büyük fikir, aksiyon ve sanat adamı Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in üstün dili kullanma becerisi, keskin zekası ve edebi-fikri dehası, ülkemizde gerek sanat gerekse fikriyat sahalarında büyük bir çığır açmıştır. Üstad Necip Fazıl ilk şiir kitabını yayınladığında aslında Yeni Türk Edebiyatı'nın temellerini inşa etmiş bulunuyordu. Fransa'da devrin en büyük üniversitelerinden birinde Felsefe tahsilini yapmakta iken şekillenmeye başlayan ruhi istırapları yıllar sonra Abdulhakim Arvasi hazretleri ile son bulacak ve içini doluramadığı poetika çerçevesine "Sanat Allah'ı aramaktır." ölçüsünü dövizleştirecekti.

O'nun üstün yeteneği sadece edebiyat sahasında değil aynı zamanda düşünce sahasında da güneş çapında bir pırlanta gibi parladı ve aynı nispette kıymetli idi. Onlarca yıllık bir çilenin neticesi olarak İdeolocya Örgüsü gibi bir esere vücut verdi. Bunu sistemleştirebilmek ve yetişen nesillere aktarabilmek adına yolu zindanlara dahi düştü. Bugün ise ne edebiyattan anlayan nede bir fikri temele sahip beyin ishali illetinden mustarip insanlar onu aşağılamaya, sanatını ve fikriyatını küçük görmeye devam ediyor. Bütün bir davası İslam olan bu muazzep dava adamına karşı bir karalama kampanyası başlatıyorlar. Üstad Necip Fazıl'ı ne sağ cenah nede sol cenah anlayamıyor. Onun ismini sadece seçim kürsülerinde hatırlayanlar olduğu gibi onun ismi üzerinden maddi bir menfaat elde etmeye çalışanlarda vardır.
Batı'da ve Doğu'da Üstad Necip Fazıl'ın eserlerini anlayabilmek ve sanatından-fikriyatından istifade edebilmek adına çeşitli üniversite çalışmalarının olduğunu biliyoruzda ülkemizde bu güneşi nasıl olurda balçıkla sıvamaya çalışıyoruz? Onun sanatını ve fikriyatını eleştirmeyiniz demiyorum, bilimsel metodlar kullanarak eleştiri yapınız, çamur at izi kalsın mantığı içerisinde hareket etmeyiniz. Zaten onu layıkı ile bilimsel metodlar kullanarak hazırlanan bir eleştiri kiitabı dahi bir başucu eseri teşkil eder.

Yazımın giriş kısmını biraz uzun tuttum. Bunun nedeni ise meseleyi daha doğrusu meselemizi daha iyi idrak etmek ve anlamak içindir. Şimdi esas konuya dönmek istiyorum. Zira konu heran dağılmaya veya farklı yönlere kaymaya müsait muayyen konulardan birisidir. Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in edebiyat alanında verdiği eserler bugün hem batı coğrafyasında hemde doğu coğrafyasında üniversitelere ders konusu olmayı başarmış, zaman ötesi çalışmalardır. Necip Fazıl'ın sanat dili, üslubu ve eserleri Arap Edebiyatı'na derinden tesir etmiştir. Öyle ki “Bir Adam Yaratmak” isimli eserini Türkçe’den Arapça’ya “Halk-u İnsan” şeklinde çeviren Kahire Aynüşşems Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Osmanlı ve Türk Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Muhammed Harb'ın bu çevirisi 22. basımını yapmıştır.

Muhammed Harb'ın "Halk-u İnsan" için yazmış olduğu önsözü Türkçe'ye çeviren Osman Akyıldız'a teşekkürü borç biliyorum. Muhammed Harb'ın eser için yazmış olduğu önsözü okumamıız gerektiği kanısındayım. İşte önsöz;
***
Necip Fazıl (1905-1983); 1968 yılında Ayn Şems Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde verdiğim dersler, “Çağdaş ve Yeni Türk Edebiyatı” (Kahire, 1975) adlı kitabım, Arapça dergilerde hakkında yazdığım makaleler, tercüme ettiğim Doğu edebiyatına has bir havası olan “Hasene Bacı” (Mecelletü’l-Arabi, Kuveyt, Nisan 1986) adlı öyküsüyle tanınan bir şahsiyettir.

(...)
Şiirlerini 1922 yılında yayınlamaya başlayan Necip Fazıl, 1925’de “Örümcek Ağı”nı, 1928’de ise şairler arasında “Kaldırımlar Şairi” lakabıyla iyice tanınmasına neden olan “Kaldırımlar”ı yayınladı. Dergilerdeki hikaye yazıları 1933 yılında “Birkaç Hikaye Birkaç Tahlil” kitabıyla ortaya çıktı. “Tohum” 1935’de yazdığı ilk piyesidir. Necip Fazıl 1942 yılından itibaren yazarlığı bir yaşam tarzı edinmiştir. Türkiye’de şu ana kadar en uzun yayın hayatına sahip olan aksiyoner, fikrî, edebî ve siyasi bir dergi olan “Büyük Doğu”yu Mayıs 1943’de çıkardı. Bu dergi basın ve yayın kanununa muhalefetten dolayı birçok defa kapatılmıştır.

1934 yılında Şeyh Abdulhakim Arvâsî’ye bağlanmasıyla hayata bakış açışı değişmiş ve yeni bir anlayış devrine girmiştir. Bu değişiklik fikir ve siyaset hayatına da yansımıştır. Kendini ahlâkî çöküşün, kargaşanın ve katı taklitçiliğin hakim olduğu bir sınıfta bulan Necip Fazıl, karşısında zamanın pozitivist seçkin kalemlerini ve idareciler sınıfını gördü. Türkiye’nin resmi hedefi batılılaşmaktı. Necip Fazıl ortaya çıkardığı tarihi hakikatlerle bazı mihraklar tarafından kötülenen Sultan Abdulhamid ve Vahidüddin gibi tarihi şahsiyetlerin itibarını sağlamıştır. Necip Fazıl, her yönüyle Tanzimat devrini eleştirmiştir. Necip Fazıl’ın en önemli çalışmalarından olan “İdeolocya Örgüsü” Doğu aleminin uyanışını sağlayacak fikirleri ihtiva eden bir eser olup, şimdiye kadar benzeri yazılmamıştır.

Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) ve Türk Edebiyatı Vakfı, 1975 yılında Necip Fazıl’ın fikir ve edebiyat hayatının 50. yılı münasebetiyle büyük bir kutlama toplantısı düzenlemişti. Mayıs 1980 yılında katıldığım doğumunun 75. yıldönümü münasebetiyle yapılan törende, Ahmet Kabaklı başkanlığındaki Türk Edebiyatı Vakfı tarafından Üstad’a “Şairlerin Sultanı” unvanı verildi. Necip Fazıl 1983 yılında vefat etti.

(...)
“Tohum” piyesinde; İstiklal savaşında Avrupalılara karşı kazanılan zafer ve Maraş müdafaasından bahsedilir. “Künye”de ise; Osmanlı Devleti’nin 1904-1922 arası sosyal ve siyasi duraklamasıyla bir yüzbaşının ordudaki gençleri yönlendirmesi anlatılır. “Kanlı Sarık”ta Kars ahalisinin Ruslara karşı direnmesi, “Sultan Abdulhamid”de Sultan’ın hayatı ve fikirleri, “Yunus Emre” piyesinde meşhur Türk halk şairi Yunus tablolaştırılır.
“Bir Adam Yaratmak” piyesindeki olay, kendi telif ettiği piyeste yaşayan bir tiyatro yazarı çerçevesinde geçer. Ölüm fikri kahramanın içine öylesine yerleşir ki, bir varlık ve yokluk mücadelesine dönüşür, etrafında kendisine ulaşmaya çalışanlara rağmen delirmek üzeredir.
“Reis Bey” piyesinde katı kalpli bir hâkimin yaşamını ortaya koyar. Bir olay sonrası değişen hâkim, kendisini insanlara iyilik yapmaya adar.
“Siyah Pelerinli Adam”, iyilik ve kötülük arasındaki mücadelenin piyesidir. Genç şair maddî heveslere karşı mücadele verir.
“Para” piyesine gelince, burada paraya hırsı olanların ahlaksızlıkları, toplum ve fert bünyesinde ortaya çıkan kötü durumlara maddî hırsın neden olduğu, saadet, güven ve tatminin maddî değil, mânevî şeylerle elde edileceği anlatılır.
“Parmaksız Salih”de bir babanın oğlu için katlandığı fedakarlıklar işlenmiştir.
“Mukaddes Emanet”teyse cemiyet yapısındaki bozuklukları, bozulmaya sebep olan yabancı düşünceleri ve maddî inançları buluruz.
“Sabır Taşı” piyesi, konusunu, kötülüğün yenilgisinden ve genç bir kızın arzu ettiği şey uğruna sabretmesiyle iyiliğin zaferinden alır.

Necip Fazıl’ın Tiyatrosunda Şahsiyetler

Necip Fazıl’ın tiyatrosunda şahsiyetler üçe ayrılır:

1. “Bir Adam Yaratmak” piyesindeki Hüsrev gibi fikir ve işleriyle imanlı şahsiyetler.
2. “Bir Adam Yaratmak” piyesinin baş karakteri Hüsrev’e fikir ve anlayış açısından yakın şahsiyetler; Mansur ve Selma gibi.
3. Akrabaları, tanıdıkları, dostları dahi olsa onlardan çıkar sağlamayı yaşam felsefesi edinmiş, “Bir Adam

Yaratmak” taki Dr. Nevzat ve gazete sahibi Şeref gibi faydacı, kötü ve maddeci şahıslar.

Necip Fazıl’ın Tiyatrosunda Fikir

Necip Fazıl’ın tiyatrosunda fikir hakkında söylenebilecek en önemli şey, yine onun çeşitli piyeslerinden çıkarılıp tercüme edilen şu cümlelerdir: “Muhakkak ki Allah mutlak hakikattir. İnsan idrakinin öz meselesi Allah’tır. İnsan ile hayvan arasındaki fark; maneviyata sarılmaktır.

“Hayat rüya gibidir ve sınırlıdır”

“Hayat rüya gibidir ve sınırlıdır. Her problemin çözümü sabırla mümkün olur. İnsanı yüceliğe ve olgunluğa sevgi ulaştırır. İnsanın kadere meydan okumaya gücü yetmez. Kaderin anlamı hareketten geri kalmak değil, mümkün olan her şeyi yapmak ve işi Allah’a havale etmektir. Cemiyetin kanunlara, akla ve mantığa olduğu kadar vicdan, kalp ve duygulara da ihtiyacı vardır. Maddeye önem veren cemiyetlerin hayatı uzun sürmez. Veraset insan hayatında önemli bir rol oynar. Mazluma müşfik olduğumuz kadar zalime de şefkat göstermeliyiz. Çünkü rahmetten yoksundur ve bu hareketimiz duyguları ve şuuru uyandırır. Tarih yol göstericidir.”

İlk baskısı 1938 yılında çıkan “Bir Adam Yaratmak” Necip Fazıl’ın en önemli ve en meşhur piyeslerinden biridir. Aynı sene meşhur tiyatrocu Muhsin Ertuğrul tarafından sahneye konulmuş ve iki sezon oynanmıştır. Eser, gerek seyredenler ve gerekse sanat ve edebiyat münekkidlerince büyük bir kabul görmüş, “Büyük bir sanat olayı” olarak nitelendirilmiştir. 1977 yılında Yücel Çakmaklı tarafından Türk televizyonuna uyarlanmıştır. Şimdiye kadar beş baskısı çıkmıştır.(1)

“Bir Adam Yaratmak” gazeteci Turgut’un piyesin kahramanı Hüsrev’le yaptığı mülakatla başlar. Piyes yazarı Hüsrev’in “Ölüm Korkusu” adlı oyunu yeni sahnelenmiştir. Gazetecinin üzerinde durduğu konu, oyunun yazarı Hüsrev’in piyesindeki olayı hayatından mı aldığıdır.

Turgut konuşmaya şöyle başlar: “Derler ki, bazı sanatçılar eserlerindeki birçok mevzuyu şahsî hayatlarından veya en azından gördükleri olaylardan çıkarırlar.”

Gazetecinin büyük oyun yazarı Hüsrev’e yönelttiği bu soru boşuna değildir. Çünkü sahneye konulan bu oyuna büyük önem vermektedir insanlar. “Ölüm Korkusu”nun kahramanı annesiyle birlikte, bahçesinde incir ağacı bulunan bir köşkte yaşamaktadır. Oyunun yazarı Hüsrev bir kaza neticesinde annesini öldürür. Kaza ispat edildiği için serbest bırakılıyor, fakat vicdan azabı günden güne beyninde derinleşiyor. Birden bire o zamana kadar hiç dikkat etmediği bir şey ilgisini çeker, babasının ölüm olayı. Babası kendisini incir ağacına asmıştır. Aklî dengesi gittikçe bozulur. Annesinin acısı onda mücerret bir ölüm korkusuna dönüşür.
Hüsrev’in piyesi baştan sona ölüm korkusuyla doludur. Bu korku onda öylesine sürükleyici oluyor ki, kendini tıpkı babası gibi köşkün bahçesindeki ağaca asıyor.

“Bir Adam Yaratmak”ın hikayesi bir iki ayrıntı dışında “Ölüm Korkusu”ndaki gibi.
Oyun yazarı Hüsrev annesiyle birlikte bahçesinde bir incir ağacı olan köşkte yaşamaktadır. Halasının kızı Selma onu çok sevmektedir. Bir kaza ile Selma’yı öldürür. Piyesteki olaylar, gelişmeler, sonuçtaki farklılık hariç, hep aynıdır. Hüsrev yazdığı oyundaki gibi kendini incir ağacına asamaz. Çünkü kendini asacağı ağaç annesi tarafından kestirilmiştir.

Oyunun son sahnesinde Hüsrev tedavi edilmek için akıl hastanesine götürülürken, annesi “evladım! Gitme, gitme” diye seslenir. Hüsrev şöyle karşılık verir: “Ne yapayım anne? Kestiniz incir ağacını!” Necip Fazıl’ın “Bir Adam Yaratmak” piyesi böyle biter. Görüldüğü gibi piyeste, oyun içinde oyun vardır. Ama aynı oyun, gazeteci Turgut’un üzerinde durduğu; kendi hayatını yazma iddiasının hiç de yabana atılamayacak bir oyun olduğunu doğrulayan bir eser “Bir Adam Yaratmak”. Fakat Hüsrev bu iddiayı kabul etmez.
“Bir Adam Yaratmak” piyesi verasetin rolünü ele alırken, fikrî yoksunluğu, kuru akılcılığı ve pozitivizmi reddetmektedir.

Gücü ancak bilinen belirli şeylere yetebilen insanın aciz olduğu ve akla güvenmesinin mümkün olamayacağı, gerçek hakikat ve kudretin Allah’ta olduğu, insanın sanat, edebiyat faaliyeti ve icatlarıyla kendini ifadeye çalışsa da Allah’ın aciz, ölümlü bir kulu olduğu, Allah’ın bâki olduğu bizimse O’na döndürüleceğimiz anlatılmaktadır.

“Bir Adam Yaratmak” piyesi sanat ve edebiyat dünyasında büyük olay meydana getirmiştir. “Büyük bir sanat olayı” olarak nitelendirilmiş ve münekkidlerce sanat gücünün üstünlüğü alkışlanmıştır.
Bir münekkid “Bir Adam Yaratmak piyesi insanın ve aklın güçsüzlüğü fikrini tiyatroya, edebiyat ve sanata yerleştirmiştir” der.

2 yorum:

  1. Benim hayatımda Necip FazıL KISAKÜREK'in ayrı bir yeri var.Çünkü ben onun eserleri ve fikirleri ile bazı şeyleri anladım.

    Bu arada yeni blog tasarımın hayırlı olsun. değerli kardeşim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kıymetli yorumun ve beğenilerin için teşekkür ederim aziz kardeşim.

      Sil