15 Ocak 2012 Pazar

Yeni Türk Edebiyatı'nın öncülerinden, Nazım Hikmet...

Önemli Uyarı: Kıymetli okurlarım, bildiğiniz üzere benim büyük fikir, sanat ve aksiyon adamı Üstad Necip Fazıl Kısakürek'e karşı büyük bir hayranlığım ve derin alakam vardır. Yine malumatınız üzere siyasetende tercihlerimi Büyük Doğu idealinin gerçekleşmesi yolunda kullanırım. Böylesine bir yazıyı yazmamamı kimileri tahmin etmedi. Ancak bu yazıda siyaseti, fikriyatı, mezhebi, düşünceyi bir kenara bırakıp, egolarımı rafa kaldırıp, Yeni Türk Edebiyatı'nın temel taşlarından birisi olan Nazım Hikmet Ran'ı anmaya ve sanatını anlamaya gayret göstereceğim.

Atatürk'ün doğduğu topraklarda yani Selanik'te 15 Kasım 1901'de dünyaya geldi. Fakat varlığı nüfus idaresine geç bildirildiği için resmi doğum tarihi 15 Ocak 1902 olarak geçmektedir. Öğrenim hayatına Göztepe Taşmektep'te başlayan büyük şair, bir müddet sonra Galatasaray Lisesi'ne geçmiştir. İlköğretimini Nişantaşı Numune Mektebi'nde tamamlamış, orta öğrenimi ise, daha 12 yaşında iken yazdığı "Bir Bahriyelinin Ağzından" adlı bir şiirini dinleyip çok beğenen Bahriye Nazırı Cemal Paşa'nın öğüdü üzerine geçtiği Heybeliada Bahriye Mektebi'nda yapmıştır.

Toplumumuzda sanılanın aksine askerden kaçmamıştır. Usta şair Bahriye'yi bitirdikten sonra Hamidiye Kruvazörü'ne stajyer güverte subayı olarak verilmiş ancak bir gece nöbeti sırasında şiddetli soğuklar yüzünden üşütüp zatülcemp hastalığına yakalanmıştır, askerlik süresince eski sağlığına bir türlü dönemeyen Nazım Hikmet askeriye tarafından çürüğe çıkarılmıştır. Askerlikten ayrılmasının ardından kısa bir süre sonra İstanbul'un düşman kuvvetlerce işgali Nazım Hikmet'i derinden sarsmış ve Millî Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçmiş, Bolu Lisesi'nde kısa bir süre öğretmenlik yapmıştır. Rus devrimiyle ilgilenen şair, bir süe sonra Batum'dan Moskova'ya gitmiş ve Doğu Üniversitesi'nde ekonomi ve toplumbilim okumuştur. Yurda döndükten bir müddet sonra Aydınlık isimli bir dergiye katılarak bu dergide bir takım şiirlerini yayınlamıştır. Fakat yayınladığı bu şiirlerden ötürü hakkında "gıyaben" mahkumiyet kararı verildiğini öğrenince yeniden Rusya'ya geçmiş, af çıkması üzerine Tükiye'ye dönmüş ve bir süre Hopa cezaevinde tutuklu kalmıştır.

Şair, 1928 ve 1932 yılları arasında İstanbul'da edebiyat sanatı üzerine yoğunlaşarak ilk şiir kitaplarını ve tiyatro oyunlarını yayınlamıştır. Bu süre zarfında yine kaleminin keskinliği yüzünden bir müddet tutuklu kalmıştır. Fakat cumhuriyetin ilanının 10. yıldönümü münasebeti ile çıkarılan aftan yararlanarak hürriyetine yeniden kavuşmuştur.  Akşam, Tan ve Son Posta gazetelerinde başyazarlık ve fıkra yazarlığı yaparak fikriyatını basın yayın yolu ile anlatmaya çalışmıştır.

Kara Harp Okulu öğrencileri arasında propaganda yaptığı iddiasıyla yargılanmış, Harp Okulu Askeri Mahkemesi'nce 15 yıl, ardından Donanma içinde faaliyette bulunduğu iddiasıyla da Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nce 20 yıl olmak üzere toplam 35 yıl hapis cezasına çarptırılmış, cezası Tük Ceza Kanunu'nun 68 ve 77 maddeleri uyarınca 28 yıl dört aya indirilmiştir (1938). Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra çıkarılan af yasası (1950) kapsamına alınması için aydınlar tarafından açılan büyük bir kampanyanın ardından, hukukçular yasal yollara başvurmuş, bu arada Nâzım Hikmet'de hapishanede açlık grevine başlamıştır. Sonunda Nâzım Hikmet'in geri kalan cezası affedilmiş ve şair 13 yıl hapislikten sonra özgülüğüne kavuşmuştur.

13 yıl aradan sonra yeniden hürriyetine kavuşan Nazım Hikmet için devlet idaresi tarafından yeni kararlar verilmeye başlanmıştı. Artık 50 yaşına gelen ve hapishane şartlarından ötürü bir takım sağlık sorunları olan Nazım Hikmet için askerlik kararı çıkarılmıştı. Şair zor durumda bırakılmıştı. Savunduğu fikirler yüzünden öldürülmekten korkan şair artık ne şiirlerini yayınlayabileceği bir mecmua bulabilmekte nede kitaplarını bastırabilecek bir matbaa bulabilmektedir. Bir dönemin ünlü gazetecisi ve oyun yazarı Refik Erduran'ın Nazım Hikmet'e karşı büyük bir hayranlığı vardı. Bir akşamüstü Refik Erduran Nazım Hikmet'e bir öneride bulundu. Nazım Hikmet durumunun farkında idi ve şartları altında istemeyerekte olsa bir motorla Karadeniz'de seyreden Romanya bandıralı bir gemiye binerek Tükiye'den ayrılmıştır. Takvimler 1963 yılının 3 Haziran'ını gösterirken Nazım Hikmet, Moskova'da son nefesini vermiştir.

***
İşte şairin aksiyon dolu hayat nehri bu şekilde akmış ve serin bir Haziran günü yurdumuzdan çok uzaklarda Moskova'da kurumuştu. Nazım Hikmet'in hayat nehri Moskova'da kurusa da onun sanatı bir çağlayan gibi fışkırmaya, akmaya devam etmektedir. 

Nâzım Hikmet, hece vezniyle yazdığı ilk şiirlerini Yeni Mecmua, İnci, Ümit ve Celal Sahir (Erozan)'ın çıkardığı Birinci Kitap, İkinci Kitap vb. dergilerinde yayımlamıştır. "Bir Dakika" adlı şiiriyle Alemdar gazetesinin açtığı yarışmada birincilik kazanmıştır. Daha sonra Aydınlık, Resimli Ay, Hareket, Resimli Herşey, Her Ay gibi dergilerde yazan Nâzım Hikmet cezaevine girdikten sonra yıllarca yayın yapamamıştır. Ancak, 1940'lı yıllarda, Yeni Edebiyat, Ses, Gün, Yüüyüş, Yığın, Baştan, Barış gibi toplumcu dergilerde İbrahim Sabri, Mazhar Lütfi takma adlarıyla ya da imzasız olarak bazı şiirleri çıkmıştır. Kuvâyı Milliye Destanı İzmir'de Havadis gazetesinde tefrika edilmiştir (1949). Destanı Yön dergisi yayınlayarak (1965) Nâzım Hikmet'i yeniden okurlara ulaştırmış, şairin eserine konan çemberi kırmıştır.

1 yorum:

  1. Değerli kardeşim.
    Nazım Hikmet bu ülkenin adını taşıdığı sürece bizde saygılı olmak zorundayız

    YanıtlaSil