30 Ocak 2012 Pazartesi

Yokluğunun Yokluğuna Hasretim (Kendi sesimden dinleyin)

Yine bir şiir seslendirmesi ile karşısınızdayım. Bu kez "Yokluğunun Yokluğuna Hasretim" isimli şiirimi seslendirdim. Her zaman olduğu gibi şiirin alt yapısını YouTube'dan temin ettim. Şiirimin başında okuduğum kısa girişin metni aşıdaki gibidir.
Soğuk birgün olacak...
Güneş henüz doğmadı. Kuşlar henüz pencreme uğramadı.
Ay ışığı yetmiyor geceyi aydınlatmaya.
Silmiyor duvardaki gölgeleri, titreyen mum ışığı. Bir dörtlük var dilimde;

Benim dünyam karanlıklarda saklı,
Hayatım o gölgelerin eteklerindedir.
Bu duman ciğerlerime yollar yapalı,
O hayalin bir çekimlik nefesimdedir.

Bir an yaşadıklarımı hatırlıyor ve yaşayamadıklarımın pişmanlığını yaşıyorum.
Bir zamanlar gözlerimizde ışık vardı. Aysız geceye güneş olurdu.
Sonra o ışık söndü, geriye kuru bir hayal kaldı.
Söyle sevgilim;
Kaç aşık sığdırdın bir tebessümüne?
Bilmem kaç Eyüp öldürdün kalbinde?
İki buçuk dakikalık bu çalışmamı umarım beğenirsiniz. Lafı fazla uzatmak istemiyorum. İyi dinlemeler...

29 Ocak 2012 Pazar

Benim Dünyam (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: eaea
Benim Dünyam
Benim dünyam karanlıklarda saklı,
Hayatım o gölgelerin eteklerindedir.
Bu duman ciğerlerime yollar yapalı,
O hayalin bir çekimlik nefesimdedir.
                            Eyüp Aktuğ

Sayfaları sararmış bir defterim arasında gördüm bu şiirimi. Saklı kalan şiirlerimden birisi... Bunun gibi kaç tanesi daha kaybettiğim yerde buluşmamızı bekliyor bilmiyorum. Ama güzel bir his bu. Hiç ummadığın zamanlarda kağıda sapladığın heceler karşıma çıkıyor. Tıpkı bir zamanlar kaybettiklerimin yeniden karşına çıkması gibi. Öyle bir şey...

28 Ocak 2012 Cumartesi

Bu Şehir (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: eaea
Bu Şehir
Kapatın kalbimin pencerelerini,
Girmesin güneş ışığı odalarıma.
Sensiz o soğuk Sivas gecelerini,
İlaç saydım kanayan yaralarıma.

İstasyon caddesindeydi ilk bakış,
Kaldırımları değil kalbimi çiğnedin.
Karlı bir Sivas gecesinde bu yakarış,
Kalbimin çığlıklarını hiç dinlemedin.

Seni bana getiren şeydi bu şehir,
Hiç bitmesin demiştim bu rüya...
Beni sana götürmedi bu kızıl nehir,
Sen ellerimi bırakmayacaktın güya.
                           Eyüp Aktuğ

Laptop batarya ömürünü nasıl uzattım?

Geçen yıl (Aralık 2010) Lenovo B560 almıştım. Fiyat ve performans bakımından çok cazip gelmişti. O günden beri aynı bilgisayarı kullanmaktayım. Gel gelelim, başlarda pil ömrü ile sıkıntı yaşamıştım. Laptop ile birlikte gelen pil ilk üç hafta boyunca sistem beklemede iken 2.5 saat dayanabiliyordu. Çoğu zaman dışarıda kullandığım ve her zaman güç kaynağına erişme imkanım olmadığı bu bilgisayarın pil ömürünü uzatmak için birtakım yollar denedim. Ve başarılı da oldum. Şimdi sizlere denediğim ve büyük başarı sağladığım o yolları sıralayaacağım.
  • Öncelik ile dizüstü bilgisayarınızı prizde takılı olarak kullanıyorsanız pilini çıkarmanızı tavsiye ederim. Fakat pili çıkarmadan pilin en az yüzde 80 seviyesinde dolu olduğuna emin olun.
  • Dizüstü bilgisayarınızda oyun oynacaksanız mutlaka prizde iken oynayın.
  • Sistem pil ile  çalışırken ekran parlaklığını düşürün ve genellikle onboard ekran kartını kullanın. (Laptoplarda birisi harici ve birisi onboard olmak üzere -genellikle- iki adet ekran kartı bulunur).

27 Ocak 2012 Cuma

Batı ve İslam Dünyasının Hürriyet Kavramına Bakışı

Hak ve hürriyet mefhumları, genellikle benzer mânâlarda ve birbirinin yerine kullanılsa da, aralarında mühim farklılıklar bulunmaktadır. Hürriyet; kişinin doğuştan potansiyel olarak sahip olduğu seçme ve tercih etme hakkını, yeterli olgunluk yaşına ulaştıktan sonra hiçbir baskı altında kalmaksızın kullanabilmesi durumudur. Hak ise, insanın doğuştan getirdiği ve daha sonra içinde yaşadığı toplumun hukuk sistemi tarafından verilen ve/veya kazanılan imkânlar, fırsatlar ve nimetler bütünüdür. Buna göre devletlerin kanunlarında hürriyetler kadar, haklar da tanımlanmıştır. Batı hukukunda hürriyet, ağırlıklı olarak, 'başkalarına zararı olmadığı sürece her şeyi yapabilme' şeklinde tarif edilmiştir. İslâm hukukunda ise hürriyet, kişinin kendisine, başkasına ve çevresine zarar vermeyecek şeyleri yapabilmesi şeklinde tanımlanır. İslâm hukuku bu üç unsura eşit vurgu yaparken, Batı hukuku tarihî süreçte genel olarak hürriyetin sınırını başkalarına zarar vermemek olarak çizmiştir. Bu durum, iki medeniyetin insana, hayata ve kâinata bakış açılarının farklı olmasından kaynaklanır. Çünkü İslâm'ın temel kaynaklarından çıkarılan neticelere göre insan, kendi vücudunun bile mâliki değildir. İnsanın maddî ve mânevî varlığı, Allah tarafından kendisine emanet olarak verilmiştir. Bu açıdan insanın intihar etmesi veya başka şekilde (sigara, alkol, uyuşturucu gibi maddeleri kullanarak) sağlığına zarar vermesi haram kabul edilmiştir.

Abdullah Demir, Sızıntı Dergisi, Aralık 2011

21 Ocak 2012 Cumartesi

Tükendi Gönlüm (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: eeaa
Tükendi Gönlüm
Kirpiklerin yüreğime saplanan ok misali,
Gözlerinde ki o güzellik, yok emsali...
Bana öyle yakınsın ve bir o kadar uzak,
Beni perişan eden bakışlarında ki tuzak.

Cehennem kadar sıcaktı dudakların,
Rüzgarın biricik sevgilisiydi saçların.
Aynı fotoğrafa sığsada bakışlarımız,
Koca bir ömre sığmadı duygularımız.

Aşkın kokusu beyaz ellerinde gizli,
Beyaz ellerinde benim kaderim çizili.
İster öldür ister yaşat senin insafındayım,
Kalbim avuçlarında, yolun sonundayım.

20 Ocak 2012 Cuma

İnsanı insan kılan taşıdığı mukaddes emanettir

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen,
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.
Şeyh Galib

Şeyh Galib'e ait olan yukarıdaki beyitin anlamı, "Kendi kişiliğine (özüne, yaratılışına) hoş bir nazarla (ibretle) bak; sen alemin özüsün. Sen varlıkların gözbebeği olan insansın."

Yüce Allah Kur'ânı Kerimde şöule buyurmaktadır: "Ben emaneti dağlara taşlara teklif ettim ebâ ettiler (kaçındılar); insan ki, zalum ve cehuldür, üzerine aldı, kabul etti."

İnsanın vasfı ve üstünlüğü kendisinden değil, emanetçisi olduğu mukaddes davadan gelmektedir. Feza çapında bir noktadan daha küçük olmasına rağmen insanın omuzlarında taşıdığı yük onu ulvi manada güneş çapına eriştirmektedir. İnsan aklı ve iradesi olan bir canlıdır. İyiyi ve kötüyü; doğruyu ve yanlışı ayırt edecek kabiliyette yaratılmıştır. Dünyanın bütün nimetleri insanın emrine sunulmuştur. Doğadaki bütün canlılar insanın hizmetine memurdur.

18 Ocak 2012 Çarşamba

1000. günün anısına yenilendik.

Muhterem okuyucularım,
Geçen Pazartesi (16 Ocak 2012) e-aktug Blog'un kesintisiz ve sürekli yayın hayatındaki 1000. günü idi. Nisam ayında blog maceram 4. yılını doldurmuş olacak. Bu kadar yıl geçti aradan, artık bloga bir düzen vermenin zamanı geldi diye düşünmüştüm. Bunun için evvela kategori sistemini düzenledim. Daha anlaşılır, hedefe odaklı ve tertipli bir yapı oluşturdum.

Blogumun "blogger" altyapısını kullanması sebebi ile kategori sistemini etiketler üzerinden yürütüyorum herkes gibi. Yaklaşık 578 yazının olduğu blogumda kategori sistemini yenilemek bir hayli yorucu oldu. Nihayet yeni bir kategorik dizine sahip oldum. Peşinden mevcut temamın amatörce olduğubu ve blogumun ruhunu yansıtmadığı kanaatine vardım. Google etrafında kısa bir gezinti yaparak istediğim özelliklere sahip bir kaç tema buldum.

17 Ocak 2012 Salı

Google Translate'in Ferdi Tayfur ile imtihanı...

Bazen Google amcanın çeviri servisi Translate'ine aklıma gelen cümleleri yazarım. Gramer hataları varsa düzeltirim.

Bugünde Translate'e birşey yazayımda karşılığı neymiş göreyim dedim. O sıra Ferdi Tayfur'un Menekşeler Laleler isimli şarkısını dinliyordum. Translate sayfası önümde açık beklemekte bende şarkıdaki keman ezgileri ile mest :) olmaktaydım. Biraz sonra Translate'de paragraf bölümüne "Ferdi Tayfur" yazdım. Özel isimlerin bir karşılığı olmaz ilkesinden hareketle Translate'nin vereceği tepkiyi merak ediyordum. Tabi işin şakası bir tarafa çeviri sayfasının ingilizce tercüme satırındaki aldığım cevap beni şok etti.

Zira "Ferdi Tayfur" kelime öbeğinin ingilizve karşlığı "Rihanna" idi. Diğer dillerde de aynı işlemleri tekrar ettim. Fakat sonuç yine aynı... Sanırım Google'daki web programcılarının kod yazarken kafaları güzeldi. Başka bir izahı yok...

Bir Sonbahar Gecesi (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: eaea
Bir Sonbahar Gecesi
Bir sonbahar gecesi idi ayrılığımız,
O gece gönül bağımı viran etmiştin.
Bilmem kimi sevindirir dargınlığımız,
Gönül kafesimi kırıp kime gitmiştin?

Bak saatlerim adını sayıklar oldu,
Gelsin artık, gelsin diyor saniyeler.
Beklemekten gönlümdeki gül soldu,
Artık vuslata erdirsin diyor bülbüller.
                           Eyüp Aktuğ

15 Ocak 2012 Pazar

Yeni Türk Edebiyatı'nın öncülerinden, Nazım Hikmet...

Önemli Uyarı: Kıymetli okurlarım, bildiğiniz üzere benim büyük fikir, sanat ve aksiyon adamı Üstad Necip Fazıl Kısakürek'e karşı büyük bir hayranlığım ve derin alakam vardır. Yine malumatınız üzere siyasetende tercihlerimi Büyük Doğu idealinin gerçekleşmesi yolunda kullanırım. Böylesine bir yazıyı yazmamamı kimileri tahmin etmedi. Ancak bu yazıda siyaseti, fikriyatı, mezhebi, düşünceyi bir kenara bırakıp, egolarımı rafa kaldırıp, Yeni Türk Edebiyatı'nın temel taşlarından birisi olan Nazım Hikmet Ran'ı anmaya ve sanatını anlamaya gayret göstereceğim.

Atatürk'ün doğduğu topraklarda yani Selanik'te 15 Kasım 1901'de dünyaya geldi. Fakat varlığı nüfus idaresine geç bildirildiği için resmi doğum tarihi 15 Ocak 1902 olarak geçmektedir. Öğrenim hayatına Göztepe Taşmektep'te başlayan büyük şair, bir müddet sonra Galatasaray Lisesi'ne geçmiştir. İlköğretimini Nişantaşı Numune Mektebi'nde tamamlamış, orta öğrenimi ise, daha 12 yaşında iken yazdığı "Bir Bahriyelinin Ağzından" adlı bir şiirini dinleyip çok beğenen Bahriye Nazırı Cemal Paşa'nın öğüdü üzerine geçtiği Heybeliada Bahriye Mektebi'nda yapmıştır.

Ebediyet Yolu (Kendi şiirlerimden)

Öçlü: Serbest
Düzen: eaea
Ebediyet Yolu
Kesik bir koku var gözlerimi karartan,
Bir anda dünya yerinden oynadı sandım.
İşte o ruhumun çıkmazlarına ışık tutan,
Ben özümü onun avuçlarında yaktım.

Sönmüyordu içimdeki zehirli şüpheler,
Ne büyük bir tuzaktı bana rastgelen.
Küllerinden doğup geliyordu gidenler,
Bir ben mi kalmıştım maziyi silemeyen.

Plastik bir dünyanın sahte maymunları,
Onlar öğretti bize bilim diyerek küfrü.
Devirim nidalarıyla dolduranlar safları,
Dondurdular ruhlarımızı, bir avuç sürü.

14 Ocak 2012 Cumartesi

Durum raporu-13

Uzun bir süredir "Durum raporu" tagına ekleme yapamıyordum. Vizeler, finaller, gönüllü öğretmenlik hadisesi bu dönem beni ziyadesi ile yordu. Fakat bu durumdan hiç şikayetçi değilim. Tatlı bir yorgunluk..

Sizlere şahit olduğum bir hadiseyi aktarmak istiyorum. Bu olayın üzerinden iki hafta kadar geçti. İki hafta önce idi... Sabah erken saatlerde kalkıp finallerime çalışıyordum.Derken saatin 9'a yaklaştığını farkettim. Saat 10'da Biyoloji dersinden final sınavım vardı. Hemen hazırlanıp İstasyon Caddesindeki üniversite durağına doğru hızlı adımlar ile yürümeye başladım. Yollarda gizli buzlanma olduğundan bir iki kere düşme tehlikeside atlattım. -Bilindiği üzere üniversitemizin kampüs alanında "hastane" binası da mevcut. Bu yüzden kampüs alanına her neviden insan giriş yapabiliyor.-

Biraz geçti 11A kodlu otobüs geldi. Herkes bir hışımla otobüse bindi. Sonra geride bastonu ile ağır ağır yürüyen ve şöfore beklemesi için işaret yapan yaşlı bir çift dikkatimi çekti. Şöfor "hızlı yürüyün" dedikçe yaşlı çift nefes nefese adımlarını sıklaştırmaya çalışıyordu. Fakat ne çare kaldırımdan inerken yaşlı amcanın ayağı takılır gibi oldu.

Ömrünü 'Kıbrıs Davası'na adayan kahraman: Rauf Denktaş

9 Ocak Pazar gününden bu yana yoğum bakım altına alınan ve iç organlarındaki yetmezlik durumu gün geçtikçe vahim bir duruma gelen KKTC'nin kurucu cumhurbaşkanı, ömrünü Kıbrıs Davasına adamış kahraman Rauf Denktaş vefat etmiştir. Başta ailesi olmak üzere tüm sevenlerine, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Allah mekanın cennet eylesin.

 Kıbrıs denildiğinde akla ilk gelen isimlerden birisi olmuştu. Kıbrıs adası ile özdeşleşmiş ve 88 yıllık ömrünün neredeyse tamamına yakınını milli meselemiz olan Kıbrıs Davasına ve Kıbrıs doğumlu Türk kardeşlerimizin hakkını müdafaasına adamıştı. Bu manada İngiltere aldığı hukuk eğitiminin hemen ardından Kıbrıslı Türklerin direnişine liderlik yapan Fazıl Küçük'ün yanında çalışmaya ve bu davaya yardım etmeye başladı. Nihayetinde 1958 Haziran’ında Rumların yeraltı örgütü EOKA'ya karşı Kıbrıslı Türkleri korumayı amaçlayan Türk Mukavemet Teşkilatı'nın 4 kişilik ilk hücresinde yer aldı.TMT'de "Toros" kod adı ile Kıbrısın bir numaralı direniş mücahidi oldu.

12 Ocak 2012 Perşembe

Dinleyin: Barış Manço - Kol Düğmeleri



Çocukluğumdan başlamak üzere hayatımın süper kahramanı olan Barış Manço'nun "Kol Düğmeleri" isimli bu şarkısı bende çoğu zaman tarifsiz duygular yaşatır. Bir an geçmişe götürür. Yaşanmışlıkları ve yaşanmamamışlıkları hatırlatır bana. Öyle bir şey bu şarkı...

10 Ocak 2012 Salı

Hukuksuzluğun getirdiği "Büyük Hukuk"

Çarklar böyle işliyor.Sen düzeni bozamazsın. Eğer çarkların işleyişini bozmaya çalışırsan ezilirsin. Bizler güçlüyüz. Bizler olmadan sende olamazsın. Terazi bizim ellerimizde. Dolayısı ile kalabalıkların kaderide...

Anlıyor musun?

Hem sen ne yapabilirsin? Bir avuç insan... Böcek kadar tesiriniz olmaz üzeremizde. Gazeteler, dergiler iznimiz ile yayın yapmakta. Yarın gazetede yazacak olan haberi ben tayin ederim. Uzun uzadıya söylemektense işte sana öz: Güçlü olan daima kazanır ve para kimdeyse güç odur. Ama senin o küçük beynin bunları anlamaz. Tutturmuşsunuz bir eşitlik türküsü. Kime dinletebiliyorsunuz bunları? Sizlere kim itibar ediyor?

8 Ocak 2012 Pazar

Ağlardım Bazen (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
Ağlardım Bazen

Ağlardım bazen...
Ayın geceye eriştiği vakit ağlardım.
Yıldızların saçlarına aktığı vakit anlardım,
Ümitsizdi artık bekleyişlerim.
Ama yine beklerdim, bu bekleyişti;
Beni yaşatan, ayakta tutan şey...

Ağlardım bazen...
Soğuk kaldırım taşlarına dökülürdü,
Gözyaşlarım...
Geçtiğin yolları okşardım.
Okuduğun kitapları koklardım.
İçim bir hoş olurdu,
Bu eski ama derin kokuyu soluduğumda.
O ilk öpüşü hatırlatırdı bana.

5 Ocak 2012 Perşembe

Z.Ç. ve diğerleri...

Henüz 11 yaşında...
Hayat hikayesi bilmiyorum çünkü onun bir hayatı yok.
Ne kadar korkunç değil mi? İnsanın yaşayabileceği bir hayatının olmaması ne kadar korkunç...

Haberini bugün bir haber kanalında izledim ve izlerkende insanlığımdan utandım. Z.Ç. sekiz aylık hamile idi. Hemde babası yaşında olacak bir adam ile...

Z.Ç.'nin suçu neydi peki? Yaşıtları oyuncak bebekler ile oynarken ve her sabah annelerinin öpücükleri eşliğinde okul yolunda şarkılar söylüyorken, Z.Ç. neden bir gece yarısı doğum sancıları yüzünden hastahane kapılarında acı çekmekte idi. O masum ve günahsız gözlerinde neyin tedirginliği taşıyordu.

4 Ocak 2012 Çarşamba

Anroid'e geçtim: Samsung B7510 Galaxy Pro


2011 yılını 2012 yılına bağlayan gece bir teknoloji mağazasına vitrin bakmak için girdim. Cep telefonu bölümüne geldiğimde başlıkta ismi geçen telefonu gördüm. Daha önce bir yazımda 6303i classic aldığımı söylemiştim. Fakat 6303i classic bir dönem boyunca beni idare edebildi. İhtiyaçlarımı karşılamaz hale gelince yeni telefon arayışlarına girdim.

Dediğim gibi Samsung B7510 Galaxy Pro ile tanıştım. Telefonun Android işletim sistemine sahip olması beni cezbeden en önemli etken idi. Zira internet hesaplarımı sürekli online olarak tutabilecek ve gerek Twitter, Gmail, Blogger gibi vazgeçemediğim servislerde meydana gelen hadiselerden sürekli haberdar edecek -bu fiyata- başka bir telefon bulamadım.

3 Ocak 2012 Salı

Gönüllü Öğretmenlik / 4. Hafta

31 Aralık 2011
Dersin Konusu: Maddenin Yapısı ve Özellikleri

Bir önceki dersimde "Kuvvet ve Hareket" isimli 2. üniteyi işlemiştim. Bu konu ile ilgili öğrencilerime hafta içi çözmeleri için ödev sorular vermiştim. Bu hafta ödev verdiğim soruların çözülüp çözülmediğini kontrol ettim. Öğrencilerimin bir çoğu ödev verdiğim 10 sorunun 8 tanesini doğru çözmüştü. Geri kalan 2 soru ise özel yetenek gerektiren belirleyici sorular idi. Fakat bu iki soruyu çözmeye gayret gösteren ve doğru cevaba yaklaşan, doğru mantık yürüten genç arkadaşlarımda yok değildi. Bu iki soruyu derste anlaşılır bir dilde çözdüm. Dersimin ilk 10 dakikası bu şekilde geçtikten sonra bu hafta ki konumuz olan "Maddenin Yapısı ve Özellikleri"ne giriş yaptım. Ders boyunca şu konuları işledim;
  • Dersimin başında öğrencilere periyodik sistemin nasıl bulunduğunu ve neden periyodik sisteme ihtiyaç duyulduğu (nasıl ve kimler tarafından ortaya çıkarıldığı) açıkladım.
  • Periyodik tablonun özelliklerini ve öğrencilerime anlattım. Metal, Ametal ve Yarı metallerin özelliklerini not aldırdım. Birkaç basit soru ile konuya olan ilgilerini toparladım.

Gönüllü Öğretmenlik / 3. Hafta

25 Aralık 2011
Dersin Konusu: Kuvvet ve Hareket

Bir önceki dersimin konusu "Kalıtım" idi. Geçen hafta ders kitabımızın 1. ünitesini bitirmiştim. Öğrencilerimi tâbi tuttuğum sınavdan da gördüğüm üzere birinci bölüm ile ilgili herhangi bir eksik kalmadı. Fakat eksiği olan bir iki öğrencim oldu. Konuyu anlamamalarının nedenleri sordum. Yeteri miktarda derse alaka göstermediklerini söylediler. Bu durum beni üzse de yine de o öğrencilerimden ümitliyim. Geçen hafta dersimin bir bölümünde bulunmayan Sefa isimli öğrencim bu hafta derslerime katılmadı. Arkadaşlarına bunun nedenini sordum. Sefa'nın bir takım problemlerinin olduğunu öğrendim. Bu durumu çözmem gerekiyor. Ders boyunca şu konuları öğrencime anlattım;
  • Derse kısa bir giriş yaparak, öğrencilerimin derse olan ilgilerini toparlamaya çalıştım. Konu ile ilgili günlük hayatta karşılaşabilecekleri örnekleri vererek konunun temelini onlara anlattım.
  • Sıvıların kaldırma kuvveti konusunu anlayabilecekleri bir dilde öğrencilerime izah ettim. Güncel örnekler vererek konuyu kavramalarını sağladım. Sınıfta öğrencilerime bir takım sorular sordum. Ancak anlaşılamayan kısımlar olduğunu gördüm. O kısımları tekrar anlattım.
  • Konumuzla yakından  ilgili olan bilim adamlarını ve bilimsel çalışmalarını anlattım. Arşimed ve Pascal isimli bilim adamlarının bilime sağladığı katkıları görsellerle anlattım.