9 Aralık 2011 Cuma

Bir zamanlar Amerika'da...

Bu hikayede yer alan kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek ile uzaktan yakından alakası yoktur.

Merhaba, adını bilmediğim beyaz adam...
Bu mektubu sana ışıklar ülkesinden, katillerin giremediği ve bizi rahatsız edemediği bir ülkeden yazıyorum. Hatırlıyor musun 1930 yılını? Belki senin atalarında oradaydı, Indiana'da...

Aradan 81 yıl geçti ama değişen tek şey başkanın rengi oldu. Bu bizim için bir zafer mi, hayır!
1930 yılını siyahlara unutturabilecek mi, hayır.

Sana yaşayabildiğim kadarı ile hayatımdan bahsetmek istiyorum.
Ben Abraham. Babamı küçük yaşlarda bir KKK saldırısında -yangında- kaybettim. Ailemizin dağılmaması için annem büyük çaba gösterdi. Biraz büyüdüm. Artık İndiana'nın 4. caddesinin ayakkabı boyayıcılığı yapıyordum. Güzel bir hayatım vardı. Thomas ile bu mesleği icra ederken tanıştım. Benden bir yaş büyüktü. O kendinden çok az bahsederdi. Ama sonraları arkadaşlığımız ilerledi. Günümüzün bir bölümünü çalışarak geçiriyor ve çalıştığımız para ile Indiana sokaklarında aylak aylak geziniyorduk. Ara sıra beyaz adamlara denk geliyorduk. Bizlere küfür ediyorlardı.
Fakat beyaz adam İndiana'nın batısına giremezdi, o bölge bizim özgürlük alanımızdı. İki küçük kardeşim vardı. Onlara bazen, param artarsa gazlı su dedikleri içecekten alırdım. Çok severlerdi, ekşi olanını annem pek sevmezdi. Annem dinine bağlı birisi idi. Derken yıllar akmaya başladı. Bizler 20'li yaşlara yaklaşmıştık.

Karşı sokakta Lauren isimli bir kızı ne zamandır takip ediyordum. Bir zaman sonra, onu izlediğimi farketti. Artık kaçamazdım. Kalbimden geçenleri Lauren'e söylemek zorunda kaldım. Üç gün sonraya randevu alabildim. Kafamı düzletip, mavi pantolonumu ve beyaz gömleğimi geçiriverdim üzerime. Beklediğimden daha güzel bir Lauren ile karşılaşmıştım. Ellerinde ki sıcaklığı hissedebiliyordum. Anneannesi ile yaşıyordu. Geç olmadan evine bıraktım. Herşey yolunda gidiyordu. Thomas'ın evine doğru yol almaya başladım. Biraz kafa dağıtmak iyi olacaktı.

Saat 9'a yaklaşıyordu. Thomas ile mahallemizden biraz dışarı çıkmayı ve temiz hava almayı düşünüyorduk. Çiftlik evlerine doğru yaklaşmıştık. Tehlikeli olabilirdi bu bölge. Ben Thomas'a biraz daha izbe bir bölge bulalım dedim. Fakat Thomas, bu saatte hiçbir beyazın buraya gelmeyeceğini söyledi. Thomas'a Lauren'i anlatmaya başladım. Onunla evlenmeyi düşündüğümü söyledim. İkimizde gelecek adına planlarımızdan bahsetmeye başladık. Vaktin nasıl geçtiğini anlayamamıştık. Saatin geçtiğini farkettiğimizde geri dönmek için yola çıktık.

Sonrası mı? Sonrası o karanlık gecede ortaya çıkan beyaz adamın kanlı ellerinden ibaret. Sayamadığım kadar beyaz adamı bir anda karşımızda gördük. İçlerinde kadınlarda vardı. Ama kadınların sayıları azdı. Sonra kalabalık artmaya başladı. Yediğim yumruk darbelerine fazla dayanamadım. Sanırım bayılmıştım. Ama ne zaman öldüğümü bilmiyorum. Beni o ağaca astıklarında mı ölmüştüm yoksa yerde iken mi ölmüştüm? Bu pekte önemli değil. Asıl önemli olan o kanlı eller, o kanlı eller beyaz değildi. Bizim avuçlarımız daima beyaz kaldı. Üstü siyah olsada görünmeyen kısmı beyazdı. O geceden bir hatıra kaldı dünyaya. Mektubuma ekledim o fotoğrafı. Unutma beyaz adam, o fotoğrafı çocuklarınada göster. Bu arada solda ki benim yani Abraham...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder