25 Temmuz 2011 Pazartesi

Sevmek Yok Artık (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: eaea
Sevmek Yok Artık
Ab-ı hayat diyerek tattım bu zehirden,
Bir zehir ki gülen gözlerinden içtim.
Korkmazdım, ölüm gelseydi ellerinden.
Cennetimdir diyerek nice ateşlerden geçtim.

Gözlerinde ölüp, kalbinde dirilmek isterdim.
Ben ölürken gözlerinde, kalbinde birini gördüm.
Geceler boyu severken, bende sevilmek isterdim.
Ruhunun ısınması için kendimi söndürdüm.

İzleme beni artık, kadehlerde yüzerken,
Boğulmak istiyorum bir damla gözyaşımda.
Sana rastlamak için boş mezarları gezerken,
Kaybolmak istiyorum, gözlerinin çıkmazında.

Korkuyorum, kalbimdeki sen ile yaşlanmaktan,
Özlemle bekliyorum katilim olacak elleri...
Hep kaçıyorum kalbime seni sormaktan!
Kaçarken yaklaşıyorum, bir tuzakmış gözleri...

22 Temmuz 2011 Cuma

İzledim: Mississippi Burning



Her şeyden önce ırkçılık karşıtı bir film, "Mississippi Burning"...

Filmde beni en çok etkileyen repliği yazımın başlığı seçtim. "Nefret sizinle beraber doğmaz; sonradan edinilir." Evet nefret insan ırkında doğuştan değil sonradan kazanılan bir özelliktir. Şüphesiz bu özellik öldürülemez, tamamen yok edilemez fakat insan, insan olduğunun farkında ise nefret duygusunu minimum düzeye indirecektir.

Amerika ismini duyduğumuz zaman, o ismin önüne bir virgül ve devamına "rüyalar ülkesi" yazmak isteyebilirsiniz. Kimine göre ise özgürlükler ülkesi... Kime ve neye göre özgürlük?

Amerika denen coğrafyada yakın tarih kabaca incelendiği zaman görülecektir ki ırkçılığın dünyadad eşi ve benzeri görülmemiş boyutları vardır. Siyah ve beyaz renkli insanlar arasındaki iletişimin köle-efendi çizgisini aşamayacağı bir ülkeden bahsediyor bu film...

21 Temmuz 2011 Perşembe

Durum raporu-12


Bu yaz da böyle gelip geçti... Tatil yapma fırsatı bulamadığım bu zaman dilimini zamanım müsait olduğu kadar yazarak geçirmeye gayret ediyorum.
Ara sıra çalışmaktan bir bıkma-bezme hali gelse bile kendimi motive ediyorum. Bu arada günün temposuna ve yoğunluğuna inat yazma sıklığımı artırdım.

Daha önce  tamamladığım fakat tefrika şeklinde yayına almayı planladığım bir hikayem vardı. "Harlem'in Beyaz Atlısı"... 20 kadar bölüm yazmıştım. Fakat büyük bir talihsizlik yaşadım. Hikayenin bölümlerini otobüste unuttum. Bir dalgınlık haline denk gelen bu olay yüzünden hikayenin yarısını baştan kaleme almak zorunda kaldım. Genel akışı bozmasamda, kahraman üzerinde yaptığım psikolojik tahlillerimi toparlamam epey zaman alacaktır.

Bu arada şiir konusundada bir takım değişikliklere gittim. Şu sıralar daha fazla serbest ölçü ile şiir yazıyorum. Kendimi daha özgür hissediyorum. Fakat bu özgürlüğün vermiş olduğu bir sanattan kopuş korkusuda yok değil. Daha önce hece ölçüsü ile kaleme aldığım şiirlerimde bir emek harcıyordum. Fakat serbest ölçü ile yazarken sadece yazıyorum, matematik hesaplarını bir kenara bırakıp mısraları 11'li kalıplara sıkıştırmıyorum. Peki hece ölçüsü kullanırken özgür değil miyim?

2011 LYS Sonuçları / Öğrenmek için tıklayın


Sonuçların açıklanmasından hemen sonra ise üniversiteye giriş maratonunun en önemli aşaması olan, tercih süreci başlıyor.
Bu iki haftalık süreç, bir anlamda, geleceğinize yön verecek tarihi bir dönem olacak.
Eğer doğru bir tercih sıralaması yapıp, doğru bir fakülteye girerseniz, doğru bir gelecek sizi bekliyor olacak.
Yok eğer yanlış bir karar alırsanız, sadece tercih kurbanları kervanına katılmakla kalmayıp, uzun yıllar süren bir kaosun tam ortasında kendinizi bulabilirsiniz.
Kaç puan alırsanız alın, girebileceğiniz bir üniversite ve sevebileceğiniz bölüm mutlaka vardır. Bu yüzden aldığınız puana, ne çok sevinin ne de çok üzülün. Bu puanları, cebinizdeki bir para gibi düşünün ve ona göre alışveriş yapmaya hazırlanın.
Nasıl ki çok ucuza çok kaliteli mallar almak mümkünse, çok yüksek olmayan puanlarla da çok iyi bölümlere girmek mümkün.
Yeter ki tercih sıralamasının püf noktalarını bilin, üniversiteleri ve meslekleri yakından tanıyın.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

İçimdeki Senden Kaçıyorum (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: eeae
Kanımda gezen çığlıklarını duyuyorum,
Kaynayan bir zift denizinde yüzüyorum,
Ben uçuyorum sanarken beyaz bulutlara...
Anladım ki kendi mezarımı kazıyorum.

Neye yaklaştıysam hep benden uzaklaştı,
Katil sevgilim, içimdeki uzakları aştı,
Aramayın, ben onun kanlı ellerinde gizliyim.
Sanırım bizimkisi kazananı olmayan savaştı.

Gözlerinde, sönen ufuklarda yaşıyorum...
Yorgunum, yıllardır bir gölgeyi taşıyorum,
Haykırışlarımı duyamazsın, mesafeler...
Anlamazsın, içimdeki senden kaçıyorum.
                          Eyüp Aktuğ 

19 Temmuz 2011 Salı

Ateş Böceklerim (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: eaea
Ateş Böceklerim
Pürüzsüz karanlığı delen,
Bir ışık ordusu karşımda.
Dönülmez yollardan gelen,
Bir acı var, gözyaşımda,
Aysız gecelerde arkadaşım,
Sizsiniz ateş böcekleri.
Karanlığı süzen sırdaşım,
Soğuk, katı yüzleri...
Tutsam yanarım sanardım.
Korkardım çınar gölgesinden,
Sessiz çığlıklara kanardım.
Tutupta leşimi ensesinden.
Çarmıha gerilen hecelerim,
Öksüz bırakmayın bu deliyi.
Güneşim, ateş böceklerim...
Öğretin geçmişi silmeyi.
                    Eyüp Aktuğ

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Mim: Blog yazmaya nasıl başladım?

Hemen hemen bütün blog sahipleri bir  "mim" zincirinin halkası durumundalar. Bu zincire bir halkada ben eklemek istiyorum. İlk mimimin konusu "Blog yazmaya nasıl başladım?"...

7 yaşımdan beri yazmayı seviyorum. "Yazıyorum o halde varım." felsefesine sahibim. Öyle ki kurşun kalemin o tatlı kokusu bile beni mest etmeye yetiyor. Neyse konuyu fazla dağıtmadan meseleye dönelim. 2008 yılında kısa süreli blog tecrübelerim olsada 2009 yılının yağmurlu bir nisan akşamında düzenli olarak blog yazmaya karar verdim. Kağıda neşrettiğim mürekkep kırıntılarını düzenli bir şekilde biriktiremediğimden -çoğunluğu kayboluyordu- yazılarımı internet ortama dökmeyi daha mantıklı buldum. Öyle ya milyonlarca artığın barındığı bu dijital çöplükte bana bir yer vardı.

Bunun için önceleri hazır site servislerine göz gezdirdim. Fakat hoşuma giden bir sistem bulamadım. Aradığım servisin tarayıcımın ana sayfası olan "Google" olduğunu nihayet farketmiştim.
Google amcadan bir üyelik talebinde bulundum. "Hay hay, dükkan senin..." diyerek beni kabul etti. Fazla internet tecrübesi olmayan birisi için "Blogger" bulunmaz hint kumaşı idi.

Harlem'in Beyaz Atlısı / 9. Bölüm

Yine bir "dans gecesi"
Önemli uyarı: Bu hikayede yer alan kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek ile uzaktan yakından ilgisi yoktur
 9. Bölüm 
Maden Ocağı...
Uzun zamandır aynı bölgeyi kazmalıyorduk. Gece çalışanlar ve gündüz çalışanlar birleştirilmişti. Saatin kaç olduğunu bile bilmiyorduk. Dışarıdan gelen araç seslerinin yaptığı yankıdan anlıyorduk, havanın henüz karanlığa erişmediğini. Görünen o ki burada en az bir aylık daha işimiz vardı. 120 Bin ton kömüre ulaşana kadar işi devam ettirmek zorundaydık. Burada kazandığım paranın çok az miktarını harcıyordum. Şimdiden 9 Bin TL biriktirmiştim. Rahmi Usta benim bu özelliğimi pek bir severdi. Parayı çar çur etmemem içinde bir dizi nahisat ederdi. Hasan ve çevresi kazandıkları parayı ertesi hafta şehirde eğlenerek harcarlardı. Kimisi bitirim yerlerinde sabahlar, bütün parasını zarlara yatırır; kimisi ise parasını pavyonlarda fahişelerin koynuna teslim ederdi.

Bir günü dört saatlik uykuya emanet eden birisi varsa, bu maden işçisindeb başkası değildir. Başlarda vardiya sistemi olduğundan belirli bir düzenimiz vardı. Fakat sonraları gececiler ve gündüzcüler birleştirilip, vardiya sistemi kaldırıldığından günlük "ton hedefi"ne ulaşana kadar işe aralıksız devam etme kararı alındı.

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Sıcak yaz günlerinde evde yapılabilecek aktiviteler

Dışarıda bir meşguliyetim olmadığı sürece beni arayanlar evimde bulurlar. Bu sene bir tatil planım olmadığı için "sıcak yaz günlerinde" işten arta kalan zamanlarımı evde geçiriyorum. Öyle ki günün büyük bir bölümünü evimde geçirdiğim bile oluyor. Uzun ve sıcak yaz günlerinde evinizde yapabileceğiniz öyle pek fazla aktivite yoktur. Fakat yinede ben size birkaç öneri sunacağım... (:
  • Kitap okuma etkinliği düzenleyebilirsiniz.
    Evde bireysel olarak icra edebileceğiniz muazzam bir hadise (: . Toplumumuz "kitap" kelimesini duyduğu anda yüz ifadesini değiştirsede siz, önce kitabın kapağını açıp, sayfaların kokusunu doyasıya içinize çekmek sureti ile işe başlayabilirsiniz. İsterseniz bütün bir gününüzü kitap okuyarakda geçirebilirsiniz. Eğer böyle yapacaksanız, sizlere sayfa sayısı 200'ü geçmeyen kitaplar öneririm.
    Dilerseniz bir-iki saatlik periyotlar ile kitap okuyabilirsiniz. Eğer bu yolu seçerseniz, sayfa sayısı 200'den daha fazla bir kitap okumanızı öneririm. Tabi ne okuyacağınız kitap kaliteli olmalıdır. Harcadığınız zamanının karşılığını sayfalardan almanız gerekir. Size benimde severek okuduğum bir romanı önerebilirim... Necip Fazıl Kısaküre'in tek romanı olan, Aynadaki Yalan..

    15 Temmuz 2011 Cuma

    Ağlama Ana (Kendi sesimden dinleyin)

    ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ.

    Aziz kardeşlerim,
    Dün Dıyarbakır'da vatanı müdaafa sırasında şehit düşen 13 kahraman Türk askerinin derin üzüntüsünü yaşamaktayız. Her bir karış toprağını kanımızla suladığımız bu vatana göz diken hainler şunu iyi bilmelidir; Bir Mehmet gider, BİN Mehmet gelir.

    14 Temmuz 2011 Perşembe

    Aziz milletimizin başı sağolsun. {13 Şehit}

    Türk Yurduna ve İslam alemine avaz avaz haykırıyoruz ki, artık silahınızı doldurup mekanizmasını kapamanın ve her an tetikte bulunmanın zamanı gelmiştir.
    (Hicri 15. Asır Hitabesi / Necip Fazıl KISAKÜREK)

    13 Temmuz 2011 Çarşamba

    Bir Gün (Kendi şiirlerimden) + şiirin hikâyesi

    Bir hikâyesi var bu şiirimin...
    Saniyelerini özlemi hasrete karıştırarak eriten insanlar vardır.
    Belki sevgisine, hislerine karşılık bulamaz; belki gönlünü bağladığı insan tarafından nefret edilir...
    Fakat hep "bir gün sevecekmiş gibi" bir his taşır içerisinde...
    Genç adam, düşlerini süsleyen insan hemen yanı başında olmasına rağmen bir türlü erişemez ona, seslense duyacaktır fakat duvarda ki hayali ile konuşur her zaman.
    Başkasına hayat veren o eller kendisi için ölüm olmuştur artık. Taşıyamaz bu aşkı, hisleri ağır gelmeye başlar. Kalabalıklar arasında yalnızlık çekmektedir. Sanki ışıklar ülkesinde karanlığı yaşamaya mahkumdur.
    Geçte olsa anlar, bir zaman hayali ile konuştuğu insanın kendisi için ızdırap kaynağı olduğu gerçeğini nihayet idrak eder.

    12 Temmuz 2011 Salı

    Akrebin gözleri, akrebin akrep...



    Belkide Türk rock müziğinin en iyi şarkısı...
    Daha önce dinlemediyseniz, hemen yukarıda play düğmesine tıklamanızı istiyorum. Sadece rock müziğinin değil aynı zamanda Türk müziğininde yaşayan efsanesi olan Erkin Koray'ın alışılmışın dışında olan tarzı ile "Akrebin Gözleri" isimli şaheseri bizlere armağan ediyor.

    Çift sesli gitar bölümlerinide barındıran bu şarkı, Erkin Koray'ın 1995 yılında çıkarmış olduğu "Gün Ola Harman Ola" isimli albümünde yer almaktadır.  1995 yılında Erkin Koray'ın "54 yaşında" olduğunu biliyoruz. 54 yaşında bu muhteşem çalışmayı oluşturmuş, peşinden "Akrebin Gözleri" adına en iyi şarkı ödülünü almıştır. Günümüzde yeni yetme, kendisini rocker zanneden, liseli müzik grupları edasında albüm çıkaran, elektro gitarı artistlik olsun diye sahnede tutan grupları gördükçe büyük usta Erkin Koray'ın kıymetini daha iyi anlıyorum.

    Kara Kıta'da bir ülke, Somali...

    Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Başkanı Antonio Guterres, kuraklıktan kaçan Somalililerin sığındığı kampları gördükten sonra, "Bu kuraklık, dünyadaki en feci felaket." dedi.
    Her geçen saniye biraz daha ölüyorlar...
    Emperyalizma çarklarının arasında ezilen onlarca ülkeden birisi olan Somali tarihinin en büyük insanlık felaketini yaşmakta... Günde yüzlerce masum çocuğun açlıktan öldüğü bu sömürü ülkesinin çığlıklarına kulak tıkıyoruz. Somali'deki bu vahim tablo diğer Afrika ülkelerindede aynı derecede mevcut.
    • Diktatör bir lider
    • 3 yılda bir çıkan iç savaşlar
    • Emperyalist ülkelerin kam emici dişleri
    Sonuç ise günde yarım dolara çalışan, zenginlerin yemek kırıntılarını ziyafet sayan ve her sokak başında açlıktan ölmek üzere olan çocuklar...
    Ben insanım diyen her canlı bu vahim tablonun karşısında yüreğinin sızlaması, vicdan kuyularında boğulması gerekir. Halkına fildişi kulelerden bakan ve emperyalist ülkelerin köpeği haline gelen, bütün gün önündeki kemiği yalamak ile meşgul süresiz liderlerin olduğu her ülke aynı kaderi paylaşmakta...

    9 Temmuz 2011 Cumartesi

    Hazmetmiyoruz! Sipariş yok, destek var...

    Bir Nesli Nasıl Mahvettiler (İnceleme)

    Not: Bu kitap bir roman değil ama roman tadında okunacak bir eser.

    Anadolu Kıtası üzerinde İslam davasının baş neferlerinden birisi olan, büyük aksiyon adamı Osman Yüksel Serdengeçti, bu kitabında, cumhuriyetten sonra milleti yozlaştırmak ve kalplerini boş bırakmak isteyen kötü zihniyetlilerin yeni yetişen neslin düşüncelerini nasıl mahvettiklerini, okullarda yapılan dinsizlik çalışmalarını, batı adamının içimize yerleştirdiği ajanlar vasıtası ile Alla'a ve bütünüyle mukaddesat tarihimize karşı düşman olan bir nesil yetiştirilmeye, küfür tohumlarının filizlendirilmeye çalışılsığına önemle dikkat çekmiştir.. Bir roman havasında akıcı diliyle bir çırpıda okunacak bir eser. Aynı zamanda Akif ve Mevlana'yı da kısa ve öz olarak anlatmaya çalışmış.

    Kitap ile ilgili yayın evi şunları söylemiştir.
    "İnsanlar... Birbirini atlatan, çekiştiren, yiyip yutan insanlar... Kalp kapılarının, gök kapılarının, Allah'a giden bütün yolların, servetlerle, şöhretlerle, şehvetlerle, menfaatlerle kapandığı bir cemiyette sen ne yapabilirdin çocuğum, ne yapabilirdin?

    8 Temmuz 2011 Cuma

    Fenerbahçe ve şike soruşturmasına -kuş bakışı- yorumum

    Herkes İtalya'dan Juventus'u örnek veriyor. Davalar birbirine eş, bana göre... Spor servislerinden ve internet gazetelerinden okuduğum kadarı ile 19 maçta "leke" varmış.
    Son durumda gelinen nokta ise Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'a tutuklama talebi ile mahkemeye sevkedilmiş. Başkan Aziz Yıldırım haberi duyduğunda ise fenalaşmış. [Haber].

    "Gördüğüm kadarıyla ihale benim üzerime kaldı, ama konuşursam herkes yanar"[Kaynak]
    Aziz Yıldırım'a ait olan yukarıdaki cümle aslında Türk Futbolunun nasıl bir batağa battığının resmini çizer niteliktedir. Sözde hukuk ve adalet devleti olan bu ülkede denetim ve yargı merciilerinin ne kadar yerinde(!) çalıştığını hep birlikte görmekteyiz.
    Fakat şunuda unutmayalım. Görüyorum ki kendisini Galatasaray taraftarı zanneden bazı insanlar kesin hüküm verilmemiş ve davası neticelenmemiş bir insan hakkında kesin hüküm verebiliyor. Bu konuda internet üzerinde fıkralar dahi kurgulanmış durumda. İşi temel-dursun hikayelerine kadar  sulandıranlar acaba Aziz Yıldırım suçsuz bulunursa bütün bunları tekrar nasıl yutabilecek merak ediyorum. Televizyon programlarının spor bültenlerinde yorumcular adeta bir yargıç edasında ulusa serzeniş konuşmaları yapıyor, kimisi Aziz Yıldırım'ın müdafaasını üstleniyor.

    7 Temmuz 2011 Perşembe

    Türkiye'de "edebiyatçı" olabilmek...

    Üzülerek söylüyorum ki bu ülkede sanata ve sanatçıya "köpek" kadar değer verilmiyor.
    Türkiye sanatın bu denli dibe vurduğu bir devri daha önce yaşamamıştır.
    İçine düştüğümüz "üretememe" çukurunda debelendikçe daha çok batıyoruz.
    Popüler kültürün kurbanları arasına "edebiyatımız" ve "edebiyatçılarımız" da çoktan girmiş durumda.
    Özellikle edebiyatın "şiir" alanında muazzam bir düşüş yaşamaktayız. Sanatsal açıdan hiçbir itibarı olmayan, içeriğinde hiçbir mana taşımayan ve ismine "şiir" dedikleri, düz yazıdan farksız cümleleri "şiir" etiketi altında yutturmaya çalışanlar, kendilerini sanatçı ilan ediyor. Sanat açısından dünyada "farsça" ile beraber elverişli ve en zengin dil olan "Türkçe"de muazzam bir derecede yozlaşma var.

    4 Temmuz 2011 Pazartesi

    Mukaddes Güneş (Kendi şiirlerimden)

    Ölçü:12
    Düzen: eeae
    Mukaddes Güneş
    Açılacak, elbet birgün açılacak...
    Yakındır, küfür kitabı kapanacak.
    Biraz bekleyin, dine düşman köpekler,
    Bu gökyüzü üstünüze yıkılacak.

    Mânayı maddede yıktım diye kâfir,
    Yüzlerinde sahte bir nur, kalbinde kir,
    Sırtını kâbeye dönüp secde eden,
    Aldanma sakın, şerbetindeki zehir...

    3 Temmuz 2011 Pazar

    İstemem Artık (Kendi şiirlerimden)

    Ölçü: Serbest
    Düzen: Serbest
    İstemem Artık
    S ende bıraktım bütün herşeyimi,
    İ lk defa sende hissettim sevilmeyi.
    G özlerimi yaşartan, ateş dolu bakan,
    A şkım, bir sen varsın benim için yanan.
    R azı mısın dudaklarımda ölmeye?
    A rdından bir kıvılcımla dirilmeye...

    S us! Duymak istemiyorum sesini,
    E sen rüzgara verdim kokunu ve hayalini,
    V akit dolmadan bıraktım ellerini,
    G elme ardımdan, sildim izlerini...
    İ stemem artık katilim olan gözlerini,
    L ütfen saplama yüreğime kipriklerini,
    İ stemem artık kanımda gezen zehrini...
                                            Eyüp Aktuğ

    Sonsuza kadar...

    Unutmayacağız...
    Milletimizin büyük ıstıraplar yaşadığı dönemlerde yüzümüzde tatlı bir tebessüm bıraktığın için teşekkür ederiz. Allat (cc) rahmetini esirgemesin...