6 Mart 2011 Pazar

Harlem'in Beyaz Atlısı / 7. Bölüm

Hemşeri "Shorty"
Önemli uyarı: Bu hikayede yer alan kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek ile uzaktan yakından ilgisi yoktur
7. Bölüm
Tünel
İlk gün fazla yorucu geçmemişti madende. Sadece tünellerde oksijen daha birazdaha azdı. Eve geldiğimizde ilk işim aynanın karşısına geçmek oldu. Kömürden siyaha çalan yüzümü görünce gülmeye başladım. Biraz sonra duşa girdim. Akşam yemeğimiz hazırdı. Yemekte kuru fasulye ve pirinç pilavı vardı. O da biraz soğuk olduğundan yemeklerin üzerinden çıkan buharı görebiliyordum.

Kemal önündeki yemekleri bitirince benim tabağıma sarkmaya başladı. Son dört kaşığı Kemal’e kaptırmamak için ağzımı yakma pahasına hızlıca yedim. Yemekten sonra oda arkadaşlarım birer sigara yaktılar. Ben ara sıra kullanırdım bu mereti. Bende yaktım. Hüseyin camı açtı. İçerisi bayağı serinlemişti. Yemekten sonra yakılan sigaranın tadı da bir başka oluyordu. İnsan aç karnına tütünün tadını alamıyor hakikaten. Bahar sigarası içiyorduk Kemal ile biz. Kemal:

—Bu kadar cigara keyfi yeter beyler. Hadi sofrayı kaldıralım.

Parti Murat'a kalıyor.
Beş dakikada bitirdik her işi. Şimdi herkes serbestti. Bir iki kişi yorganın altında horlamayı tercih etti. Bizlerde okey oynuyorduk. İlk partiyi ben Hüseyin almıştı. Oyunu kaybeden yarın tatlı alacaktı. Son taşı aldığımda oyun Murat’a kaldı. Saat ona yaklaşıyordu. Ben köşeme çekildim. Yatağım pencereden taraf olduğundan dışarıdaki rüzgarı azda olsa hissediyordum. Bu sebepten çift battaniye ile yatıyordum. Kafamı yastığa koyduğumda dünden kalan kitabı hatırladım. Evet yastığımın altında idi hala.

Önceki geceden aklımda kalan Malcolm’un bilardo salonuna girmek için kendinde cesaret toplması olmuştu. Evet Malcolm iş arıyordu. Bir gün Malcolm bilardo salonunda çalışan Shorty’e onunki gibi bir iş bulup bulamayacağını sordu. Shorty:

Malcolm, Shorty ile tanışıyor.
-İşten kastın burada bilardo toplarını getirip götürmekse benim bildiğim burada bilardo salonlarının hiçbirisi böyle bir adam aramıyor. Ama ne tür iş olursa olsun benim için fark etmez mi diyorsun ha?

Sohbet devam ederken Malcolm’un daha önce bir iş tecrübesi olup olmadığını sordu. Lansing’de bir lokantada bulaşıkçılık yaptığını öğrenince çok sevindi. Çünkü Shorty Lansign’de doğup büyümüştü. “Vay hemşerim.” diye bağırdı. Malcolm’un yaşı Shorty’nin yaşından 10 yaş daha küçüktü. Fakat bunu ne Shorty fark etti nede Malcolm söyledi. Shorty sanki kendisinin yaşıtı imiş gibi davranıyordu. Sohbetlerinde çok samimi idi. Bu da Malcolm’un sevindiriyordu. Günler ilerledikçe Shorty ile Malcolm sıkı birer dost oldu. Shorty mesleğin ona inceliklerini öğretiyor, Boston sokaklarındaki gerçek hayatı ona gösteriyordu. Gün biterken Shorty, Malcolm’a üç lira harçlık verdi. Malcolm ne kadar iki dolarım var desede Shorty üç doları cebine sıkıştırdı. Yarın gene gel, sana bir iş ayarlayım diye tembihledi.

Malcolm eve döndüğünde, üvey ablası Ella:

—Evi Shorty diye birisi aradı. Sana bir not bıraktı. Roseland Devlet Tiyatrosu’nda ki ayakkabı boyacısı işini o akşam bırakıyormuş. Shorty’de işini sana devretmesini söylemiş.

Ella, Malcolm’a bakarak onun ayakkabı boyacığında hiçbir tecrübesi olmadığını söyledi. Sanırım Ella, Malcolm’un ayakkabı boyacılığı yapmasına razı değildi. Fakat Malcolm bu müjdeli haberi duyduğunda orada mutlaka çalışması gerektiğine inanmıştı. Hem dünyanın en ünlü topluluklarının çıkacağı bir gösteri merkezinde çalışmak Malcolm’a bir rüya gibi geliyordu.

Roseland Devlet Tiyotrosu
Bale salonuna doğru koşarak ilerledi. En nihayetinde o ışıltılı binaya ulaştı. Ön kapıda bekleyen bir adam, Benny Goodman topluluğunun müzisyenlerini içeri alıyordu. Malcolm, kapıda bekleyen adam ile kısa bir münakaşa ettikten sonra sonunda içeri girmeyi başarabildi. Malcolm’u bekleyen adam ile sonunda karşılaştı. İçeriden müzik grubunun meşhur plakları duyuluyordu. İlk gün işler tıkırında değildi. Adam Malcolm’a dönerek:

—Sen daha bir şey görmedin. Hele dur, Zenci bozuntularının dansı olsunda sen o zaman gör bakalım! Yahu şu bizim zenci milleti çılgınlaşır eğlenirken.

Adamın adı Freddie idi. Vakit buldukça Malcolm’a bir şeyler öğretmeyide ihmal etmiyordu.

Roseland’daki dansların çoğu beyazlar içindi ve bu danslarda çalan orkestralarda hep beyazlardan kurulu idi. Esasen dans eden zencileri tatmin edebilecek beyaz bir topluluk yok gibiydi. Malcolm, Roseland’da zenci danslarının olduğu zamanlarda ki kadar hiçbir zaman bahşiş almazdı. Çünkü o saatlerde dans eden zencilerin keyfine diyecek olmuyordu. Beyazların dans ettiği vakit salondan attıkları içki şişleri bir elin parmaklarını geçmezdi. Fakat siyahlar dans ettiği zaman kasalar dolusu yarımlık şişeleri atmak zorunda kalırlardı. Öyle uyduruk içkide içmezlerdi. En çok içilen içki türü ise kitaptan okuduğuma göre İskoç’muş.

Gecenin karanlığında ötüşen ateş böceklerinin sesi bana bir ninni gibi gelmişti. Belirli periyotlarla devam eden bu senfoni en sonunda beni yenmeyi başarmıştı. Son çaldıkları parçayı hatırlamama dahi müsaade etmeden beni uyutmuşlardı orada.

Sabah namazından hemen sonra hemen kalkıp bir şeyler atıştırdıktan sonra işbaşı yaptık. Hava henüz aydınlanıyordu. Gececilerin görüntüsü hiç iyi görünmüyordu. Bizi korkutmaya yetmişti. Tünele ilk giren ben oldum. Gerekli teçhizatları arkadan Hüseyin ile Kemal getiriyordu. Aralıksız dört saat çalıştıktan sonra yarım saat kadar dinlenme molası verdiler. Aslında bu molaya hiç gerek yoktu. Dinlenerek çalıştığımızda dışarıda bizi bekleyen kravatlı adam fark ettirmiyorduk bu durumu. Üzerine yarım saatte bir piyango idi. Öğlene doğru yemekleri ben yaptım. Murat sekiz dokuz tane ekmek getirdi girişten. Herkes bir ekmek düşüyordu. Birisi tuzu eksik olmuş, birisi domatesi fazla olmuş dedi. Umursadığım yoktu. Şakaya karışık yemeyen varsa ben yerim dedim. İki dakika sonra ortada bir şey kalmadı.
Devam edecek...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder