13 Mart 2011 Pazar

Gözleri bir ahu değil peşinden koştuğum...

Başlık Meçhul adlı şiirimde bir mısrada geçiyor. Fakat bu yazımda edebiyat üzerine tahlillerde bulunmayacağım. Kadın meselesi üzerine biraz eğilmek istiyorum.

Aşk kavramının içinin boşaltıldığı, hakiki manasından koparılıp uydurukça hislere kurban edildiği bir çağda yaşıyoruz. Daha öncede birkaç kez bahsini yapmıştık aşkların en büyüğü ilahi aşk olanıdır. Bu kısmın izahını yapacak seviyede olmadığımdan bu kısmı da atlıyorum.
***
Yalan, sahte bir his, küfüre ve isyana götürebileceğinden şeytanın bir numaralı oyuncağı.
Hakikati göremeyecek kadar kör edici, gerçekleri duyacamayacak kadar sağırlaştırıcı ve ateşin sıcaklığını hissedemeyecek kadar hissizleştirici bir kavram.
Bu sahte, yalan kavramın üzerine kurulan mimariler, onu yapan mimarın üzerine yıkılacak kadar kırılgan.
Bazen bir hece olur, bazen bir bakış... Fakat hedef aynı. Hedefe fırlatılan harfler yine fırlatan kişiye saplanacaktır. Karşıdaki daima kaçar. Siz yorulana kadar, çatlayana kadar kovalamaya devam edersiniz.

Hayatı onun gözlerinden geçirir, dakikalarınızı zaman çizelgesine kalbinizde erittikten sonra yerleştirirsiniz. Fakat donduramazsınız. Zaman çizgisi üzerinde durmaz artık onlar. Yok olmuştur. Ve bir vakit sonra yorulursunuz. Neden diye kendinize sorarken aklınıza yaratıcınız düşer. Dualarınız bu vakitten sonra duvarlardaki hayal içindir. Her söz her kelime bu dünya için. Hayal aleminde gezmeye başlarsınız. Bazen fezadan yıldızları toplar bazen okyanuslardan incileri dizersiniz. Sonra uyanırsınız ve anlarsınız o zaman. Dua etmekten vazgeçersiniz. Kendi kendinize neden diye sorarsınız. Bu sorular bir vakit sonra el açıp dua ettiğiniz yüce Allah'a çevrilir. İşte yavaş yavaş küfür noktasına geliyorsunuz.

Bütün bunlar ne için. Ucuz ve çok ucuz... Size aldırış bile etmeyen, varlığınızdan belki haberdar dahi olmayan birisi. Senin onun peşinde koşman ona büyük bir zevk verir. Sen bunu biliyorsun değil mi? Evet biliyorsun.
O halde neyi bekliyorsun. Bu simsiyah sayfaları yırtıp atmak için. Senin ızdırap denizinde boğulman ona mutululukların en büyüğünü veriyor. Hmm... Bilmece çözüldü işte.
Sen bilerek acı çekiyorsun. Onu bu şekildede olsa mutlu etmek yani mutluluğun kaynağının senden ötürü olması sanada mutululuk veriyor. Evet ızdırabın doğurduğu mutluluk.
Budala... Evet aptalsın. Aptallık kavramına zeki sıfatını yükleyecek kadar aptal...
Yokluktasın öyle değil mi?
O halde varlığı niçin arıyorsun yoklukta. Yokluktan varlığı neden dileniyorsun?

Bu yazıyı okurken bana kızacaksın. Sen diyeceksin... "Sen aynı duyguları hiç hissetmedin mi?".
Evet bende aptalım. Evvela kendimi tedavi etmeliyim. Yokluk denizinde köpekbalıklarının açtığı yaraları daha sarmadan seni bu denizden çıkarmaya çalışıyorum.

Bu yazıyı okuduktan sonra yine kafanı kuma gömeceksin. Feza dolusu yıldızları seyretmek yerine onların hayalları ile yetineceksin öyle değil mi?
En iyisi sen bu yazıyı hiç okumadın farzet yada git başını duvarlara vur ta ki ilahi aşkı farkedene kadar, sana uzatılan milyarlarca eli farkedene kadar...
 Veda ederken: Sana uzatılan milyarlarca eli farkedene kadar...

2 yorum:

  1. yazına katılmamak elde değil kardeşim.kutlarım.

    YanıtlaSil
  2. @ufuk kocakaplan
    Beğenileriniz için teşekkür ederim aziz kardeşim.

    YanıtlaSil