31 Mart 2011 Perşembe

Son Kale (Kendi şiirlerimden)

Hece ölçüsü: 12
Düzen: eaea
Durak:7+5
Son Kale
Dünyadan sonsuzluğa merdiven kurdum,
Zaman ötesi mana, eşsiz mücevher...
Allah diyen bir millet, vatanım yurdum,
Suları kevser olsa toprağı cevher...

Bak göklerden selam var, uzanıyor el,
Şimdi oku ve düşün budur davamız,
Alıp götürse beni bu mukaddes sel,
Tekrar doğacak güneş, işte duamız.

Atası maymun olan darvinbazlardan,
Neyi dileniyorsun, reçete İslam...
Hoca yüzlü sahtekar hokkabazlardan,
Çare İslam diyerek Allah bir yazsam.

Resul aşkıyla yanan toğrağı yakan,
Cennet kokan bu diyar bin yıllık kale,
Sünnet ölçüsü ile maddeyi yıkan,
Daha duruyor musun, namaz son kale...
                                           Eyüp Aktuğ

e-aktug Blog DMOZ'da!


Blogger sansüründen dolayı bir türlü yazma fırsatı bulamadım. geçen hafta e-aktug Blog için dmoz'a başvurmuştum. Üç içerisinde beni aralarına kabul etmeleri mutluluk verici benim için. Blog işi içerisinde ilerlediğimizin bir yansıması mı bilemem.

Konuya yabancı olan arkadaşlar için dmoz nedir biraz bahsedeyim. DMOZ bir site/blog dizini tarzında oluşturulmuş botların yerine insanların görev yaptığı ve dünyanın kaliteli blog veya sitelerini dizinine ekleyen, eklenen bloglara google aramlarında büyük avantajlar sağlayan bir dizindir.
Böylesi kaliteli bir dizine eklenmenin heyecanını sizlerle paylaşmak istedim.

Dört beş gündür erişim engeli sebebi ile yazılarıma ara vermiştim. Biriken şiirlerimi yeniden blog vasıtası ile paylaşmak istiyorum.

30 Mart 2011 Çarşamba

Teşekkürler "KelimelerBenim.com"


11 gündür blogger erişim engeline en sonunda kelimelerbenim.com tarafından alternatşf ve işe yarayan bir çözüm sunuldu. Buradan blog sahibine teşekkürlerimi iletiyorum. Yarın wordpress kurmak için 20 dolara alan satın alacaktım. Fakat siparişimi iptal ettim. Nedense bir türlü bloggerdan kopamıyorum. Esasen blogdaşım kisiselweblog'un twitter üzerindenki uyarısını görmeseydim atık çok geç olabilirdi. Sansürsüz günlerde görüşmek ümidi ile...

25 Mart 2011 Cuma

Günahı İçerken (Kendi sesimden dinleyin)

İlk defa "Aynadaki Aydınlık" isimli şiirimi seslendirmiştim. Biraz amatörce olsada arkadaşlarımdan yakın çevremden olumlu tepkiler aldım. Bundan cesaretle olsa gerek yine kendi şiirlerimden olan "Günahı İçerken" isimli şiirimi seslendirmeye çalıştım. Şiirimin sözleri şurada mevcuttur. Şiirimi eaea düzeninde kaleme aldım. 14'lü hece ölçüsüyle yazdım. Fakat şiir duraklarında problemlerin olduğunu kabul ediyorum. Bu sorunu aşmaya çalışıyorum. Lafı fazla uzatmadan seslendirmiş olduğum şiiri sizlerle paylaşmak istiyorum.

22 Mart 2011 Salı

Bozkurtlar (İnceleme)

Bozkurtlar, Hüseyin Nihal Atsız'ın “Bozkurtların Ölümü” ve “Bozkurtlar Diriliyor” adlı ölümsüz eserlerinin yazardan izin alınmak suretiyle birleştirilerek "Bozkurtlar" ismi ile yeniden basılan kitabıdır. Yazıma başlamadan önce kitabın fiziksel bilgilerini vereyim.
  • Yayın Yılı: 2011
  • 628 sayfa
  • Kitap Kağıdı
  • 12x19,5 cm
  • Karton Kapak
Hüseyin Nihal Atsız'ın en ünlü romanı olan kitap yazarını büyük bir üne kavuşturmuştur. Ve yazar hayatta iken kitabı Türk edebiyatının klasikleri arasına girmiştir. Çoğu kimseye göre Bozkurtlar, her idealist Türk’ün heyecanında, fikir dünyasında, ülkücülüğünde ve inancında payı olan bir eserdir. Bana göre siyasi görüşünüz ne olursa olsun mutlaka okunması lazım gelir.

21 Mart 2011 Pazartesi

Mikrofonda Aziz Azmet, Hele Hele Gel (1971)...

Aziz AZMET ve BUNALIMLAR / Hele Hele Gel (1971)

Mikrofonda Aziz AZMET ve BUNALIMLAR... Döneminlerinde Erkin Koray'dan sonra geliyorlar. Tarzları birbirine yakın. 1971 tarihli bir şarkıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk defa iki yıl önce dinlemiştim. Umarım beğenirsiniz.

Söyledim solist olarak Aziz Azmet var. Gitarda Aydin Cakus, Bas'ta Ahmet Güvenç, davulda Nihat Örelel...

Harlem'in Beyaz Atlısı / 8. Bölüm

Günler akarken...
Önemli uyarı: Bu hikayede yer alan kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek ile uzaktan yakından ilgisi yoktur
8. Bölüm
Boğaz gözümde tütüyor.
Günler hızla akıp geçmekte, haftalık aldığımız ücretleri büyük bir sabırla biriktirmekteydik. Yaklaşık üç hafta olmuştu siyah elması yerüstüne çıkarmaya başlayalı. Amacım birkaç ay daha çalışıp yeterince para biriktirdikten sonra İstanbul’uma geri dönmekti. Boğaz gözümde tütüyordu. Denizin kokusunu ciğerlerime doldurmakta para ile değildi ya arkadaş. Emin önünde balık ekmek yediğim günler hatırımıza geldikçe özlemimiz bir kat daha artıyordu. Kemal’in pek umursadığı yoktu. Zaten aslen İstanbullu değildi. Babası Kayserili bir tüccar, annesi ise Azeri bir kadındı. Babasının vefatından sonra peşinden annesini de kaybetmişti talihsiz. İstanbul’a ise amcasının yanında sığıntı olarak yerleşti. Bir vakit sonra dedesini de kaybetti. İşte o büyük evde dedesinden miras kaldı. Rahmetlinin adı Abdullah imiş. Üç yıldır bir yuva kurmaya çalışır fakat elinden tutan bir büyük olmadığından benim yoldaşlığıma razı gelir.

18 Mart 2011 Cuma

Galatasaray vs Fenerbahçe derbisi üzerine...

Bu akşam büyük derbi var. Derbiyi evden izleyeceğiz. Yaklaşık 7 kişilik taraftar grubu ile hazırlıklarımızı tamamladık. Her galatasaraylı gibi bende başkandan memnun değilim. Galatasaray tarihinin en kötü dönemleri bana göre başkan Polat zamanındadır. Galatasaraydaki en büyük problem bir başkanlık anlayışının olmamasıdır. Başkan demek herşeye müdahale eden kurul demek değildir. Başarı için ön hazırlıkları yapan kişidir başkan.

Ve bugün bu yönetim yüzünden galatasaray bu durumda. Başarıya hasret yıllardır. Geçen sezon fenerbahçenin kupayı son dakikada kaybetmesini bir kazanç olarak gören yönetimden ne bekleyebiliriz ki. Bugün galatasarayın yenilmesi durumunda kriz dahada büyüyecektir. Fakat derbilerde bir favori yok, bunu daha önceleride tecrübe ettik.

Bir başka sorun ise takım ruhunun günden güne eriyor olması. Takımı toparlayabilecek bir büyük futbolcu dahi yok. Ardanın üzerinde aşırı derecede baskının olması kaptanında performansını etkiliyor. Her transfer döneminde Aykut ile alay eder gibi kaleci arayan bir yönetimin Aykut gol yediğindede ona kızmaması gerekir. Ya kaleciye güveneceksin. Yada göndereceksin.

18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü

Aziz Türk Milletinin 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Gününü kutlar,bu destanı yazan şehitlerimize yüce Allah'tan rahmet diliyorum. Ruhları şad olsun.

Vatan ve İslam şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un "Çanakkale Şehitlerine" isimli şiiri aslında hadiseyi anlatır durumda. Bu şiiri Mehmet Akif Çanakkale mahşerini hiç görmeden yazmıştır. Bu ayrıntıdan sonra eseri paylaşmak istiyorum.

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

17 Mart 2011 Perşembe

Gözlerimdeki Dünya (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: 11
Düzen:eaea
Gözlerimdeki Dünya
Bitti mi yoksa yeni mi başlıyor?
Gözlerimdeki dünya bir karanlık.
Küskün güneş, bak yine ay doğuyor,
Bomboş odalardaki kalabalık.

Gömsem başımı ateşten toğrağa,
Boğulsam bir ızdırap denizinde,
Hapsetsem yokluğu sonsuz boşluğa,
Alsalar başımı cennet dizinde.

Arkasında sessizlik var yağmurların,
Söndürse bu ateşi ruhum ile...
Bir yorgan misali toprağa sarın,
Ruhumdaki senleri sile sile...
                       Eyüp Aktuğ

16 Mart 2011 Çarşamba

Blogger erişim engeli kaldırıl(mış).

Dün mahkeme kararı ile kapatıldı. Bugün mahkeme kararı ile açıldı. Yarın yine mahkeme kararı ile kapatılabilir. Her işin bir üsulu olması gerekir. Bir kaç korsan yayın yapan site yüzünden milyon tane insanın senelerdir yazıkları yazıları, emekleri hiçe sayılarak sistemi kapattılar. "Kontrol edemiyorsan kökten engelle seçeneği uygulandı."

Esasen bende bir ara wordpress'e geçmeyi düşündüm. Yazılarımı aktarmıştımda kendi hostuma. Fakat içimden bir ses blogger ile bloglamaktan ne olursa olsun vazgeçmemem gerektiğini söyledi. En sonunda erişim engelide olsa bloggerda kalmaya karar kıldım.

Milyonlarca kullanıcı erişim engeli sebebiyle mağdur oldu. Kurunun yanında yaş olanda yandı işin açıkçası. Fakat bu uygulamanın mağdurları mahkemeye bir dilekçe yazarak işin doğrusunu göstermiş oldular. Bu vasıta ile dilekçeyi yazan blogdaşlarıma teşekkürlerimi iletiyorum.

Deizm'in inanç çıkmazları ve dua hususu

Yazıma Deizm (Tanrıcılık) kavramının nedirini açıklamak ile başlıyorum.
Tüm dinleri reddeden ancak tanrının varlığına inanan inanç şeklidir. Dinler rededildiği için peygamberler, kutsal kitaplar, cennet ve cehennem, melek, şeytan gibi kavramların hiçbirinin deizm inancında yeri yoktur. Sadece evreni ve doğa kanunlarını koyan, bunun ardından evrene ve insanlığa hiç bir müdahalesi olmayan tanrıya inanılır.
Daha tanımını yazarken sistem kendi kendisini yok etti. Deizm denen kavram tek tanrının varlığına inanıyor. Bu kısımda bir küfür yok. Fakat Allah'ın kurallarını reddediyor. Akla ve mantığa sığmayan bir çelişki öyle değil mi? Allah'a inanıyor fakat Allah'ın dinini, göndermiş olduğu peygamberi, bütün mukaddesatları reddediyor. Allah inanıyor fakat Allah kelamı olan kutsal kitaba inanmıyor. Yani "Güneşe evet ama ışığına hayır." felsefesindeler.

13 Mart 2011 Pazar

"Mehmet Akif Ersoy" bugün yaşasaydı?

Dün 12 Mart idi. İstiklal Marşı'mızın kabul edilişinin yıl dönümü idi. Bunun coşku ve heyecanı içerisindeyiz. Yazının başlığındaki soruyu yenilemek istiyorum. "Mehmet Akif Ersoy" bugün yaşasaydı? Evet tamda bu zamanda yaşasaydı.

Kızlarımızın dini inançları gereği kullandığı başörtüsü yüzünden tahsil haklarının elinden alındığı, annelerimizin cennet kokulu başörtülelerinin cumhuriyete bir numaralı tehdit olarak görüldüğü, kurtuluş mücadelemizin kalplerimizdeki iman sayesinde kazanıldığını unutupta "İstiklal Marşı"ndaki dini terimlerden rahatsız olan vatan hainlerinin cirit attığı şu devirde yaşasaydı. Onun çiğnetmedi, çiğnetmeyecek dediği Asımın Nesli'nin içerisine düştüğü acizliği görseydi, bizlerin fert fert yüzlerimize tükürüpte "Sizler marka müslümanlarısınız." demez miydi? Mehmet Akif Ersoy'u dini inançları gereği, İslama'a hizmet etmesinden dolayı hain olarak yaftalayanları görseydi ruhlarımıza lanet okumaz mıydı?

Allah'a ve dine küfredenlere nasıl müsade ettiğimizi izah edemediğimizde hakikati suratlarımıza bir tokat gibi çarpmaz mıydı? Vatana ve bayrağa ihanet edenleri gördüğümüz halde onların iki gözünü birden çıkaracak güç ve kuvveti kendimizde bulamadığımız ve bu halin devamına müsade ettiğimiz için esas hain olarak bizleri göstermez miydi?

Gözleri bir ahu değil peşinden koştuğum...

Başlık Meçhul adlı şiirimde bir mısrada geçiyor. Fakat bu yazımda edebiyat üzerine tahlillerde bulunmayacağım. Kadın meselesi üzerine biraz eğilmek istiyorum.

Aşk kavramının içinin boşaltıldığı, hakiki manasından koparılıp uydurukça hislere kurban edildiği bir çağda yaşıyoruz. Daha öncede birkaç kez bahsini yapmıştık aşkların en büyüğü ilahi aşk olanıdır. Bu kısmın izahını yapacak seviyede olmadığımdan bu kısmı da atlıyorum.
***
Yalan, sahte bir his, küfüre ve isyana götürebileceğinden şeytanın bir numaralı oyuncağı.
Hakikati göremeyecek kadar kör edici, gerçekleri duyacamayacak kadar sağırlaştırıcı ve ateşin sıcaklığını hissedemeyecek kadar hissizleştirici bir kavram.
Bu sahte, yalan kavramın üzerine kurulan mimariler, onu yapan mimarın üzerine yıkılacak kadar kırılgan.
Bazen bir hece olur, bazen bir bakış... Fakat hedef aynı. Hedefe fırlatılan harfler yine fırlatan kişiye saplanacaktır. Karşıdaki daima kaçar. Siz yorulana kadar, çatlayana kadar kovalamaya devam edersiniz.

Hayatı onun gözlerinden geçirir, dakikalarınızı zaman çizelgesine kalbinizde erittikten sonra yerleştirirsiniz. Fakat donduramazsınız. Zaman çizgisi üzerinde durmaz artık onlar. Yok olmuştur. Ve bir vakit sonra yorulursunuz. Neden diye kendinize sorarken aklınıza yaratıcınız düşer. Dualarınız bu vakitten sonra duvarlardaki hayal içindir. Her söz her kelime bu dünya için. Hayal aleminde gezmeye başlarsınız. Bazen fezadan yıldızları toplar bazen okyanuslardan incileri dizersiniz. Sonra uyanırsınız ve anlarsınız o zaman. Dua etmekten vazgeçersiniz. Kendi kendinize neden diye sorarsınız. Bu sorular bir vakit sonra el açıp dua ettiğiniz yüce Allah'a çevrilir. İşte yavaş yavaş küfür noktasına geliyorsunuz.

12 Mart 2011 Cumartesi

Aynadaki Aydınlık (Kendi sesimden dinleyin)

Aziz kardeşlerim, daha öncede blogumda sizlerle paylaştığım "AYNADAKİ AYDINLIK" şiirimi seslendirdim. Aşağıda paylaştığım videoda seslendirdiğim şiirimi dinleyebilirsiniz. İleride diğer şiirlerimide bu şekilde seslendirerek sizlerle paylaşmayı düşünüyorum. Şiirim sözleri şu adreste mevcuttur. Şiirimi eaea düzenine yazdım. Fon müziği olarak klasik piyano müziğini tercih ettim.

11 Mart 2011 Cuma

Bütün Japonya halkına baş sağlığı diliyorum.

Dünya Japonya'da 8.9 büyüklüğünde yaşanan depremde birçok insan hayatını kaybetti. Buradan bütün Japonya halkına başsağlığı diliyorum. Rahmeti azabından büyük olan yüce Allah (c.c.) insanlığa bir daha böyle felaketler yaşatmasın.


Haberlerden izlediğime göre büyük felaket yaşanan 8.9 büyüklüğündeki depremden kaynaklanmıyormuş. Deprem okyanusta meydana geldiğinden tsunami denen hadisesiye sebebiyet vermiş. Esas zararıda tsunami vermiş bölgeye. Yukarıdaki videoyu izlediyseniz tsunaminin ne ölçüde yıkıcı bir etkiye sahip olduğunu göreceksiniz.

10 Mart 2011 Perşembe

Ölmemek (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: 11
Düzen: eeaa
Ölmemek
Sarhoş ruhlar sağlam bedende hapis,
Firar etmiş aşk, saklı kalmış bir his.
Sorma sakın elde kalan ne diye!
Geçti artık bakamam ben eskiye.

Buldum derken ölümsüzlük suyunu,
Ölüme feda ettim can suyumu.

Doğmadan batar mı güneş ufukta?
Cehennem olsada ruhum soğukta.
Belki ölüm değil beni bitiren,
Boş bir ümitti ruhumu kemiren.

Toprağa can veren aşk neredesin?
Çaldıklarınla hangi denizdesin?

Bir el uzandı sonra, başı sahte.
Kimin yolu düşerdi bu saatte?
Gezdirdi semayı gösterdi bir bir.
Rahmet yağdı arza, kalplerde kibir.
                               Eyüp Aktuğ

9 Mart 2011 Çarşamba

Türkiye'de yazar olmak: Süleyman KOCABAŞ

Son üç gündür Cumhuriyet Üniversitesi'nin eğitim fakültesi binasında masanın üzerinde bir yığın kitabı satmaya çalışan bir adam dikkatimi çekti. İlk gün esasen aldırış etmedim, yolumu değiştirmeden doğruca eve gittim. Fakat ertesi gün bu kitapları satmaya çalışan amcanın aradaki bütün kitapların yazarı olduğu gerçeğini öğrendim. Merakım iyiden iyiye arttı. Masaya yaklaşıp isminin Süleyman KOCABAŞ olduğunu ve Kayserili olduğunu öğrendim.

Bu ismi daha sonra biraz internette araştırdıktan sonra daha ayrıntılı bilgilere ulaştım. Emekli bir tarih öğretmeni olan Süleyman KOCABAŞ aynı zamanda araştırmacı tarihçi yazar... İçimden bütün bu sıfatları ismi ile nasıl özdeşleştirdi diye geçirmedende edemedim. Sn. Süleyman Kocabaş beyefendinin eserlerinde yakın Türkiye tarihi, siyaset tarihimiz, iç ve dış politikalarımız, milli bir meselemiz olan Ermeni Meselesi, Türkiye üzerinde batılı güçlerce oynanan oyunlar, Türkiye'de misyonerlik faaliyetleri, zengin kaynak içeriği barındıran Osmanlı-Türkiye geçiş dönemi, Türkiye'de masonluk... üzerine 40'tan fazla esere imzasını atmıştır.
Eserlerinden bazıları
  • 1915 Çanakkale Savaşları ve Türk - Dünya Tarihindeki Yeri
  • ´Vaat Edilmiş Toprak´ Filistin İçin Mücadele Türkiye ve Siyonizm
  • Atatürk Dönemi 1923 – 1938
  • 31 Mart Olayı´nın İç Yüzü II. Abdülhamid Nasıl Devrildi?
  • Sultan II. Abdülhamid Şahsiyeti ve Politikası

Kadın bütün haklarını İslam'da bulmuştur.

Şimdinin, güya ileriden giden esas gericilere, din düşmanlarına, din simsarlarına göre kadının haklarını din büsbütün elinden almış onu erkeğe esir ve mahkum kılmıştır. Burada din ibaresini kullanarakta İslam'a işaret ediyor.
1. Bölüm
Misli görülmemiş bir cahillik... Dünyada emsaline rastlanamayacak bir körlük...
İslamiyet'ten önce hem avrupa denen medeniyet canavarının toplumsal yapısını hemde bedevi arapların toplumsal yapısını hatırlayalım. İkiside birbirine eştir. Kadın her iki cahiliye dönemlerindede şeytani bir varlık olarak görülmekte, annelerin doğurduğu kız çocukları diri diri toprağa gömülmekte, kadın insan dışı bir hayvan olarak kabul edilmekte idi. O sadece bir hizmetkar, efendisinin emrine itaatten başka bir görevi olmayan bir varlık idi. Bir baba kız evlat sahibi olunca utancından toplum içerisine çıkamaz, anneler kız evlat dünyaya getirince kocasından göreceği zulümün hesabını yapardı.

Ve nihayet...
Evet en nihayetinde kainatı rahmeti ile bürüyen yüce Allah yeryüzüne insanlığın kurtarıcısı olan sevgililer sevgilisini gönderdi. Peygamber efendimizin dünyayo nuru ile şereflendirmesi ve bir zaman sonra hak peygamber olduğu müjdelenmesi ile İslam ölçüleri ayetler şeklinde resule bildirildi.

6 Mart 2011 Pazar

Harlem'in Beyaz Atlısı / 7. Bölüm

Hemşeri "Shorty"
Önemli uyarı: Bu hikayede yer alan kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek ile uzaktan yakından ilgisi yoktur
7. Bölüm
Tünel
İlk gün fazla yorucu geçmemişti madende. Sadece tünellerde oksijen daha birazdaha azdı. Eve geldiğimizde ilk işim aynanın karşısına geçmek oldu. Kömürden siyaha çalan yüzümü görünce gülmeye başladım. Biraz sonra duşa girdim. Akşam yemeğimiz hazırdı. Yemekte kuru fasulye ve pirinç pilavı vardı. O da biraz soğuk olduğundan yemeklerin üzerinden çıkan buharı görebiliyordum.

Kemal önündeki yemekleri bitirince benim tabağıma sarkmaya başladı. Son dört kaşığı Kemal’e kaptırmamak için ağzımı yakma pahasına hızlıca yedim. Yemekten sonra oda arkadaşlarım birer sigara yaktılar. Ben ara sıra kullanırdım bu mereti. Bende yaktım. Hüseyin camı açtı. İçerisi bayağı serinlemişti. Yemekten sonra yakılan sigaranın tadı da bir başka oluyordu. İnsan aç karnına tütünün tadını alamıyor hakikaten. Bahar sigarası içiyorduk Kemal ile biz. Kemal:

"Yaşayan Mehmet Akif" Sempozyumundaydım.

Kültür ve Turizm Bakanlığımızca 2011 yılı milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy yılı olarak ilan edildi.

Dün Sivas'ta bir sempozyum vardı. "Yaşayan Mehmet Akif" konulu sempozyuma bende katıldım. Konuşmacı Türkiye Yazarlar Birliği başkanı D.Mehmet Doğan beyefendi idi. Daha önce Mehmet Akif Ersoy hakkında yapılan en kapsamlı araştırmanında sahibidir D.Mehmet Doğan.

Kısa bir Kuran ziyafeti ile başlayan sempozyumda Mehmet Akif Ersoy'a ait iki tanede şiir seslendirildi liseli öğrenciler tarafından. Şiiri seslendiren öğrencilerden birisinin şiiri ezberinden değilde kağıttan okuması Mehmet Doğan'ında dikkatinden kaçmadı. Ve konuşmasına başlarken öğrenciye biraz kızdı.

Konuşmacı sn. Doğan, Mehmet Akif Ersoy hakkında ayrıntılı bilgiler verdi. Çanakkale Şehitlerine adlı şiirinin hikayesini bizlerle paylaştı. Çanakkale'den binlerce kilometre uzakta Arap çöllerinde Hicazda çok küçük bir tren istasyonunda yazmış bu muazzam şiiri.

5 Mart 2011 Cumartesi

Güneşli günlerin karanlık yüzü.(03.03.11)

Meydan / SİVAS
Kendi gölgem bela olmaz.
Güneş yeni doğmakta ve ben...
Daha dükkanlar açılmamış.
Saat sekizden önce açılmaz.
Çaresiz çorbacıya gideceğim.
Mercimek mi işkembe mi?
Mercimek olsun Mustafa ağabey.
Teypte Ferdi Tayfur çalmakta.
Ağlamazsam uyuyamam diyor.
Hakikaten son zamanlarda az uyuyorum.
Programımın dışına hiç çıkmazdım.
Serbest takılıyorum, ölçüsüz...
Sonra eve geldim.
Biraz televizyonda gezindim.
Gazeteleri okuyan bir adama denk geldim.
Sıkıldım. Kapattım.
Bugün dersim yok.
Öğleden sonra bakanı görmeye gideceğim.
***
Protokolün karşısında yerimi aldım.
Kimse fotoğraf çekmediğinden bende onlara uydum.
Aynı şeyler tekrarlandı.
Devlet sanatçıları sahne aldı. İyiydi.
Biraz sonra kürsüye bakan çıktı.
Başbakanın adını her kullanmasında salon yıkıldı alkıştan.
Üst düzey bir güvenlik önlemi yoktu.
Bakanın hitabetinin zayıf olduğunu anladım. Bu konuda Başbakan bir Bülent Arınç iki numara. Derken saat beş oldu. Ağır adımlarla meydana kadar çıktım. Banklardan birisine oturup yarım saat kadar öylece durdum. Tugayı aradım. Sonra birlikte Mustafayı almaya gittik.
Peşinden hep beraber dürüm yedik. Akşam sesli kitap hakkında bloga bir yazı yazdım. Geniş aile denen zımbırtıya biraz baktım. Ardından ders çalıştım.
***
İşte birgün daha bitti. Stop!

4 Mart 2011 Cuma

Görme engelliler için okuyorum: SESLİ KİTAP

Aziz kardeşlerim,
Görme engelli kardeşlerimiz için (bu konuda bir çok örgütlenme var fakat ben onlara dahil değilim.) bir kitap seslendireceğim. Hangi kitabı seslendireceğimi seçtim. Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in roman kalıplarında tek ve eşsiz eseri olan "AYNADAKİ YALAN" isimli romanı seslendireceğim. Kitap hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Daha öncede üç kez okuğum bir kitap. Her okumamda ayrı lezzet veren cümleler bütünü... Kitap bir roman olmasına karşın imani bir takım meselelerede vurgu yapmakta.

Roman, üniversitede felsefe asistanı olan Naci'nin hayatı etrafında gelişir… Bu hayat, Necip Fazıl'ın kendi hayatı değildir ama onun hayat hikayesindeki bir çok unsuru içinde barındırır. Naci, çevresine karşı davranışlariyle, kadın, cemiyet ve sanat anlayışiyle, hayata ve ölüme dair düşünceleriyle bir karakter bütünü halinde şekillendikçe hayalimizde bir Necip Fazıl portresi belirir gibi olur.

Kitabın bazı bölümlerinde insan gözyaşlarını tutamıyor. Kitaptan birkaç cümle vereyim isterseniz. Kitabın neyi anlattığı gözünüzde canlanacaktır.
-Sen misin, şüphe aleti olmakla övünen biçare akıl?.. Bizzat kendinden şüphe edebilecek misin?.. İşte o vakit kurtuldun ve haysiyetine, kıymetine kavuştun demektir.
-Yaşamanın manasını mı soruyorsun?.. Sana göre bir cevap vereyim: Her işde ölümü unutmak faliyetinden başka bir şey değil... Evet, size göre yaşamak bu!
-Felsefe ha! Göğü zıpkınlamak işi... Keşke işiniz toprağı bellemek olsaydı!

3 Mart 2011 Perşembe

İzleyeceğim: Kağıt


Filmi izlemeye gitmemiştim. Fakat fragmanı izleme şansım oldu. 14 Ocak 2011 tarihinde vizyona girdi. Fakat "Kağıt" 2010 yapımı bir film. Film hakkında biraz bahsetmek istiyorum. Yazan ve yöneten her zaman olduğu gibi Sinan Çetin. Dram ve politik türünde bir film olmuş. Hemen filmin konusuna geçelim.
Genç ve idealist yönetmen Emrah, ilk sinema filmini çekmeye çalışmaktadır. Emekli gümrük muhafaza müdürü olan babası Mehdi Bey, Emrah’ın eczacı olacağına inanıyordur. Arkadaşları ve annesi Şahane Hanım’ın da desteğiyle yapımcılardan para bulan Emrah’ın karşısına, bürokrasinin çarkları çıkar. Hayalleriyle Emrah arasında sansür kurulu başkanı Müzeyyen Hanım’dan alacağı son bir imza kalmıştır. Ama bu, düşündüğü kadar kolay olmayacaktır...

İdeallerinin peşinde resmi otoritenin karşısına dikilen bu genç adam, saçma bir kanunu kör bir inançla uygulayan bu küçük memurla kıyasıya bir mücadeleye girişmek zorunda kalacaktır.

2 Mart 2011 Çarşamba

#blogumadokunma | Sırada ne var?

Youtube, Fizy derken sansürlemeden Blogger payına düşeni aldı.
Peki gerekçe ne?
Yetkililerin beyanına göre .blogspot üzerinden korsan Lig TV yayını yapmaları. Defalarca uyarmışlar Google onları dinlememiş. Peki bu Lig TV yayını hangi ağ üzerinden paylaşılıyor. Justin.tv adresi üzerinden korsan yayın yapıyorlar. Fakat bu siteye hiçbir erişim engellemesi uygulanmıyor. Sorunun kaynağını kurutmak gerekirken çağdışı bir zihniyetle milyonlarca Blogger cezalandırılmış oldu ve üstelik hiçbir suç yokken. Bu durumu şuna benzetebiliriz.

Örneğin;
Bir şehirde vergisini ödemeyen birkaç tane adam olsun. Vergisini ödemeyen birkaç tane adam için koca şehir yok ediliyor. Bunun ne akılla nede mantıkla hiçbir alakası yok.

Şimdi kimse kusura bakmasın ama bu konuda hükumetinde somut bir adımını görmedik. Hiçbir siyasi kalkıpta biz adaletin işine karışmayız demesin. Milyon tane site uygunsuz içerik ile dolu iken erişim engeline takılmıyor da özgün ve kaliteli yazılar yazan, düşünen ve üreten blogger(blog yazan kişi) mı erişim engeline takılıyor. Adaletin getirdiği adaletsizlik burada kendini gösteriyor.