14 Şubat 2011 Pazartesi

İslamiyet'i belli zaman dilimlerine sığdırmak(!)

Yazıma başlamadan evvel bütün İslam aleminin mübarek mevlid kandilini en kalbi duygularım ile tebrik eder, peygamber efendimizin şefaati hürmetine İslam aleminin hakiki İslam güneşi ile ısınmasını, ruhlarını bu güneşte eritip sünnet çerçevesinde dondurmasını yüce Allah'tan niyaz ederim.

O kadar perişan bir haldeyiz ve manadan o kadar uzağız ki manaya olan uzaklığımız karşısında merih insanoğluna yakın kalmakta. Bu hale nasıl geldik diye anlatmaktansa, geçmişe bakıp takıldığımız engelleri saymaktansa bu vaziyetten biran evvel nasıl kurtuluruz bunun hesabını yapmak lazım gelir. İslam'ı sadece yılın belirli günlerinde yaşayacak kadar zavallı ve acınası bir durumdayız. Yılın belirli zaman dilimlerine hapsettiğimiz İslamiyet bizden onu hayatımızın merkezine koymamızı bekliyor. Oysa biz güneşi kibrit kutusunu içerisine hapsetmiş başımız yorganın altında semadaki yıldızların hesabını yapmak ile meşgulüz. Daha fazla batılı olmak pahasına herşeyimizi verdik. Ve şimdi artık birilerinin istediği gibi ne doğuyu bilen ne batıyı idrak edebilen kısaca düşünme yeteneğini kaybetmiş sadece boşlukta mekan işgal eden ve nefes alıp vermekten başka bir işlevi olmayan canlılar haline geldik.

İçimizde ki sese kulak vermeye, bir vicdan muhasebesi yapmaya dahi korkar olduk.
Neden?
Eğer hakiki bir vicdan muhasebesi yapacak olursak görev ve sorumluluklarımızı anlayacağız, vucudumuzdaki bitmek tükenmek bilmeyen enerji kaynağının yani ruhun farkına varacağız, ve hesap gününü düşünüp gözyaşlarımza engel olamayacağız. İşte tek korkumuz bu. İçimizde ki mana ile yüzleşmeye korkuyoruz.

Hz. Ömer valilerinden birine şunları yazmış: `O çetin hesap günü gelmeden ve henüz rahatlık içindeyken kendi kendini hesaba çek. Çünkü, bu durumda kendini hesaba çekenin akibeti hoşnutluk ve mutluluktur. Kimi de hayatı oyalar, nefsani arzuları kendisini asıl yolundan alıkoyarsa akıbeti pişmanlık ve hüsran olur`.
Anlaşılacağı üzere hesap günü gelmeden evvel kendimizi hesaba çekmeli, İslamiyeti ne kadar yaşıyoruz(yaşayabiliyoruz) diye düşünmeli, beş vakit namazın farz olduğu kendimize tekrar ve tekrar hatırlatmalıyız.

Sözlerime son verirken şu mısralarımı sizlerle paylaşmak istiyorum aziz kardeşlerim;
Güneşi saman alevine değişen budala,
Isınır sanır da ruhunda ki buz erimez.
Zehirli taneler kalmış elindeki çatala,
Yersen bir daha ruhun kendine gelmez.

Veda ederken: Şimdi atla güneşe!

1 yorum:

  1. yüreğine sağlık değerli kardeşim.Haklısın yazında.Ama Allah ömür verdiikçe islamı doya doya yaşayacağım

    YanıtlaSil