28 Şubat 2011 Pazartesi

Durum raporu-10

Bu enerji nereden geliyor diye düşünüyorum. Sivas'ta günü en erken açanlardan birisi benim sanırım. 05.20'de hiç durmadan çalan bir saatim var. Uyandıktan hemen sonra tekrar uykuya dalmamak için yüzümü buz gibi su ile yıkarım. İlk başta insan yüzünde bir yanma hissediyor fakat bir süre sonra yüzde hissizleşme başlıyor. Ardından sabah sporumuz olan namaz faaliyetimiz için abdest alma hadisesi geliyor. İşin belkide en zor kısmı burası. Sıcak su ile abdest alanlar bu olayı bilmez. Fakat tatlı bir heyecanı var bütün bunların. Ancak şunu söyleyebilirim, belkide size garip gelecek. Buz gibi su ile abdest aldığım zaman namaz hadisesinin ne denli mühim bir olay olduğunu daha iyi anlıyorum. Cümle cümle günümü yazmaktansa maddeler halinde vermek daha isabetli olacaktır. Senin bir gün içerisinde neler yaşadığından banane diyenler sağ üst köşede bulunan çarpı işaretine sarılabilir.
  • 05.20 Yeni bir güne başlangıç
Bu kısmı yukarıda belirttim. Tekrarlamaya gerek görmüyorum.
  • 06.00-07.30  Genellikle ders çalışırım bu saatte. Arkadaşlarım kitap okuduğumada şahit olmuştur bazen.
  • 07.30 Kahvaltımızı yaparız. Akşamdan kalan yemekler varsa onları temizleriz. Yoksa çoğunlukla yumurta kırarız (:
  • 08.00-17.00 Genellikle üniversitede olurum. Derslere falan girerim.(Başka bişey yok...burası sivas).
  • 18.00 Yorgun bir halde kendimi eve attıktan sonra yarım saatlik kısa bir uyku süreci yaşarım. Nadirende olsa bu kısa uykuyu ertesi sabaha taşıdığımda olur.

27 Şubat 2011 Pazar

Necmettin Erbakan vefat etti

29 Ekim 1926-27 Şubat 2011 (84 Yaşında)

Eski Başbakanlardan ve Saadet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan tedavi gördüğü Ankara'da Güven Hastanesi'nde vefat etti. Başta ailesi olmak üzere, milli görüş camiasına ve milletimize sabr-ı cemil diliyorum. Yüce Allah taksiratını affetsin, mekanını cennet eylesin.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Şiir üzerinde yaptığım bazı çalışmalar

Bir haftadır çok yoğun olarak edebiyat ile meşgulüm. Özellikle şiirde yeni şeyler denemeye çalışıyorum.Dilerseniz şiirde üzerinde durduğum çalışmalarımı sıralayayım.
  • Akrostiş sanatı üzerinde yaptığım çalışmalar;
  1. Mısraların başında uygulanan bu sanatı mısra sonlarında kafiyeden önceki son harfe taşıdım. 
  2. Yine mısra başlarındaki harfleri aynı mısra içinde beşinci harfe taşıdım.(Niye 5?)
  3. Mısra başlarına hiç dokunamadan aynı harfi birkez daha (sadece birkez) mısra içerisinde tekrarladım.
  • Hece ölçüsü üzerinde yaptığım çalışmalar;
  1. Dört mısradan oluşan  bir kıtada kafiye eaea şeklinde giderken hece ölçüsünüde o şekilde götürdüm. Örneğin kafiye eeaa ise ölçüde 14/14/12/12 şeklinde oldu.
  2. Ölçüsüz şiirlerimde bu eksiği gidermek için kafiye oyunlarını sıkça tekrarladım. Yani duyuşsal zenginliğe ağırlık verdim.
  3. Hece ölçüsünü serbestliğe taşıdım. Dört mısradan oluşan bir kıtada ilk mısra 14 ikinci mısra 13 üçüncü mısra 12 ve dördüncü mısra 11 şeklinde uyguladım.
  • Bendler üzerinde yaptığım çalışmalar;
  1. Yine hece ölçüsü sabit kalmak üzere bendler üzerinde eaea şeklinde bir değişikliğe gittim. Yani her bend dört mısradan oluşmuyor.
  2. İlk bend dört mısradan oluşmak üzere dört bendlik bir şiirde; ilk bend dört mısra, ikinci bend üç mısra, üçüncü bend iki mısra, dördüncü bend bir mısra olarak düzenlemeler yaptım.
  3. İkinci maddenin tam tersi bir işlemide farklı şekilde tekrarladım.

24 Şubat 2011 Perşembe

Fikir Fahişesi (Kendi şiirlerimden)

Çok yakın bir arkadaşımın ısrarı üzerine sizlerle paylaşıyorum bu şiirimi. Paylaşmak istemeyişimin nedeni şiirde yer alan bazı ifadelerin çarpıtılmaya müsait oluşundandır. Şiirimde hedef aldığım insanlar: milli ve manevi değerlerimize düşman olanlar, toplumu parçalara ayırıp kardeşi kardeşe kırdıranlar, vatanımızın bölünmez bütünlüğünü bölmeye çalışanlar...

Hece Ölçüsü: 14
Düzen: eeaa
Fikir Fahişesi
Ey mukaddes emanetin dönmez davacısı!
Gündüze gebe gecelerde fikir sancısı.
Yönünü bulamayan bir pusula misali,
Ne yeryüzünde ne gökyüzünde yok emsali.

Güneşi kibrit kutusuna hapseden sefil,
Sorma, küfür dolu kalbe bulamazsın kefil.
Sahtekar yaftacı, sanki fikir fahişesi,
Sağında kalem var solunda içki şişesi.

Faydasızmış aksiyonu olmayan her fikir,
Aklı kumarda demagog, dilinde zikir.
Altmış sekizden kalan devrimbaz adam gibi.
Okyanusu taşla doldurur, görünmez gibi.

Cemiyet için cemiyet şimdi yeni moda,
Halkı arama, adresimiz karanlık oda.
Batıdan gelip doğuyu kemiren bir fare,
İslam, hasta beyinlerinize tek çare.
                               Eyüp Aktuğ

21 Şubat 2011 Pazartesi

İzliyorum: Yeni şeyler söylemek lazım


Cumartesi akşamları bir fırsatını bulup 22.30'da TRT Haber'i izlemeye gayret ediyorum. Uğur Işılak ve Serdar Tuncer ikilisinin beraber sunduğu programda şiirler ve türküler izleyene ayrı bir lezzet veriyor. Programa her hafta bir isim konuk oluyor. Hoş bir sohbetin ardından önceki haftadan seçilen konu üzerine feylesofvari yorumlamalar ile gönül dünyamıza derinlik kazandırıyor. Kısacası programı takip etmenizi tavsiye ediyorum.

18 Şubat 2011 Cuma

Harlem'in Beyaz Atlısı / 6. Bölüm

Önemli uyarı: Bu hikayede yer alan kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.
6. Bölüm
Bütün eşyalarımı hazırladım. Eski bir bavula sıkıştırmaya çalıştım. Gömleklerim, pantolonlarım, kazaklarım… Yarın yola çıkacaktık. Şu ana kadar hiçbir işte düzenli çalışmamıştım. Fakat bu sefer düzenli çalışmak istiyordum. Şimdiye kadar çalıştığım işlerde birkaç ay gece gündüz çalışır hedeflediğim para miktarına ulaştıktan sonra bir iki sene o para ile idare ederdim. İşte böyle idi daha öncekiler…

Kemal'in Dedesinin Evi
Bütün gece gözlerim tavanda bin bir türlü hayal kuruyor, maden ocağını merak ediyordum. Yerin binlerce metre altında çalışacaktık. Birkaç sene önce işe başlayacağım ocakta bir patlama olmuştu. Fakat kurduğum hayaller içimdeki bu korkuya yer bırakmadı. Biraz sonra semada yıldızları sayarken uyuyacaktım.
Gözlerimi tekrar açtığımda güneşin doğmuş olduğunu gördüm. Yoksa Kemal’lerin arabasını kaçırmış mıydım? Beni beklemeden mi gitmişlerdi Zonguldak’a… İçimden olur mu öyle şey diyordum. Bir taraftan da saati arıyordu gözlerim. Fakat saatin bozuk olduğunu sonradan hatırladım. Üzerimi değiştirip kapıyı kilitledikten sonra hemen iki sokak aşağı Kemal arkadaşımın evine koştum. Soluk soluğa kalmıştım. Hava soğuktu. Ciğerlerime dolan soğuk hava içimi titretti. Kemal’in sobası tütmüyordu. Her sabah mutlaka sobasını yakar çayını demlerdi. Gitmiş miydi yoksa? Saat büyük ihtimalle altı idi. İçimde ki bu korku ile Kemal’in kapısı çaldım aynı zamanda dua ediyordum.

16 Şubat 2011 Çarşamba

Aynadaki Aydınlık (Kendi şiirlerimden)

Aynadaki Aydınlık
Gecenin karanlığı saçlarımdan akarken,
Birşey buldu beni, hakikate götüren birşey.
Yarınlarımızı simsiyah gökyüzüne yazarken,
Yıldızlar buldu beni, beyaz parlak birşey.

Gecem aydınlığa kavuşmadan geldin,
Güneş doğacak sonra, beni ısıtan güneş.
Nisan yağmurları gibi ruhumu temizledin,
Mana idi karşımda ki, ruh köküme bir eş.

Şafak sökecek birazdan, dur gitme!
Yalnızlık idi beni bitiren, fikirde yalnızlık.
Kesilecek diyorlar nefesim, sakın bilme.
Herşeyi yutan toprak, nedir bu sabırsızlık.

İnsanlar beliriyor aysız gecenin ardından,
Riya bir madalya olmuş, ne büyük gurur.
Emanet aldım dedim seni soranlardan,
Diz boyu toprak, yaklaşıyor sur.

Anladım yalanmış herşey aysız gecede,
Gece ki boğucu karanlık, öldüren karanlık.
Doğru yokmuş sığındığım her hecede,
Her hece bir ayna, aynada ki aydınlık.

Bitiriyorum kendim ile beraber geceyi,
Beni kör eden karanlık, bir ağma karanlık.
Güneş doğmadan çözdüm bu bilmeceyi,
Benide buldun sonunda aynadaki aydınlık.
                           Eyüp Aktuğ

15 Şubat 2011 Salı

Izdırap Çeşmesi (Kendi şiirlerimden)

Izdırap Çeşmesi
Batıdan gelen bir rüzgar aldı bizi,
Halimize gülüpte şöyle bir alaycı baktı.
Silip süpürdü herşeyi bırakmadı izi,
Hürriyetsiz, boynumuza zinciri taktı.

Çaremiz dıştan kopya değilmiş anlamadık,
Hakikati gösterenlere dediler yobaz.
Ne yaptıysak mukaddes anahtarı bulamadık,
İmanmış işin özü, dediler bu az...

Son devrini yaşıyor küfür kalplerimizde,
Doğudan uzak, biz nereye gidiyoruz.
Çaresizce çürüyen ruh kökümüzde,
Bizler beklenen nesli yetiştiriyoruz.

Devirirdi rüzgar çoktan ulu çınarı,
Anladım ki tutunan köklerimiz sağlam.
Izdırap çeşmesinden gözyaşı pınarı,
Bir şerbet gibi içilir bin türlü kavram.

Geçmişe bakınız o gerçek bir aynadır,
Adresi gösterecek şimdi doğulu adam.
Lakin bağlanma şahıslara esas olan davadır.
Uzun bir yolculukta silinecek batılı adam.
                                 Eyüp Aktuğ

Bunlar son çırpınışlarınız(!)

Allah'a ve İslamiyet'e küfürü kendisine misyon edinmiş bir mizah dergisinde yayımlanan karikatür bana alemlere rahmet olarak gönderilen sevgililer sevigilisi peygamber efendimize hakaret eden batılı adamın yapmış olduğu karikatür küfrünü hatırlattı. Esas olaya gelelim.

Halkının %99'u müslüman olan bir ülkede milli ve manevi değerlerimize hakaret edici içeriği yayınlama cesaretini bunlar nerede buluyor. Böyle sanat olmaz. Gaye düşünce ve basın özgürlüğü altında küfür bayraktarlığı yapmak ise bu ülke onlar için yanlış sığınak. Önceden AK Parti üzerinden sınırları zorlayıcı karikatürler ile karşımıza çıkıyordunuz. Şimdi ise küfür sınırlarını zorlayarak İslam'a ve tek geçerli din olan İslamiyet dinine hakaret ediyor, mukaddes mekanlarımız olan camiiler ile alay ediyor ve bütün bunların yanında müminin miracı olan namaz ile dalga geçiyorsunuz. Bu sizin kuvvetinizin delili değil aksine içerisinde bulunmuş olduğunuz alçaklığın bir yansımasıdır. O kadar alçaksınız ki alçaklık kavramına bile yükseklik kazandıracak kadar alçaksınız.

14 Şubat 2011 Pazartesi

İslamiyet'i belli zaman dilimlerine sığdırmak(!)

Yazıma başlamadan evvel bütün İslam aleminin mübarek mevlid kandilini en kalbi duygularım ile tebrik eder, peygamber efendimizin şefaati hürmetine İslam aleminin hakiki İslam güneşi ile ısınmasını, ruhlarını bu güneşte eritip sünnet çerçevesinde dondurmasını yüce Allah'tan niyaz ederim.

O kadar perişan bir haldeyiz ve manadan o kadar uzağız ki manaya olan uzaklığımız karşısında merih insanoğluna yakın kalmakta. Bu hale nasıl geldik diye anlatmaktansa, geçmişe bakıp takıldığımız engelleri saymaktansa bu vaziyetten biran evvel nasıl kurtuluruz bunun hesabını yapmak lazım gelir. İslam'ı sadece yılın belirli günlerinde yaşayacak kadar zavallı ve acınası bir durumdayız. Yılın belirli zaman dilimlerine hapsettiğimiz İslamiyet bizden onu hayatımızın merkezine koymamızı bekliyor. Oysa biz güneşi kibrit kutusunu içerisine hapsetmiş başımız yorganın altında semadaki yıldızların hesabını yapmak ile meşgulüz. Daha fazla batılı olmak pahasına herşeyimizi verdik. Ve şimdi artık birilerinin istediği gibi ne doğuyu bilen ne batıyı idrak edebilen kısaca düşünme yeteneğini kaybetmiş sadece boşlukta mekan işgal eden ve nefes alıp vermekten başka bir işlevi olmayan canlılar haline geldik.

İçimizde ki sese kulak vermeye, bir vicdan muhasebesi yapmaya dahi korkar olduk.
Neden?
Eğer hakiki bir vicdan muhasebesi yapacak olursak görev ve sorumluluklarımızı anlayacağız, vucudumuzdaki bitmek tükenmek bilmeyen enerji kaynağının yani ruhun farkına varacağız, ve hesap gününü düşünüp gözyaşlarımza engel olamayacağız. İşte tek korkumuz bu. İçimizde ki mana ile yüzleşmeye korkuyoruz.

9 Şubat 2011 Çarşamba

Melih Gökçek'i kutluyorum (Twitter)

Siyasetçiler arasında Twitter'i en aktif kullanan kim diye sorsalar Melih Gökçek diye cevap veririm.
Bu konuda Melih Gökçek gerçekten çok samimi ve içten... Sayın başkan twitterda adeta internetteki seçmenler ile bütünleşiyor. Mesai saatleri dışında kullandığı Twitter vasıtası ile halkın sorularını yanıtlıyor.

Dün gece saat iki buçuk gibi twitter üzerinden çok kısa bir görüş alışverişim oldu Melih Gökçek ile. Ben cevap vermez diye beklerken on saniye sonra cevap vermesi halka büyük bir ehemmiyet verdiğinin delili idi. Twitter'da olmayan arkadaşları en azından Melih Beyin bu samimi sohbetine dahil olmak için twitterda bulunmalılar.

Bu vesile ile Melih Gökçek'in twitter macerasının diğer siyasetçilerede emsal teşkil etmesini diliyor yazımı burada bitiriyorum.
Veda ederken: Unutmadan @06melihgokcek

8 Şubat 2011 Salı

Hakikatin sırrına erişmeni yüce Allah'tan diliyorum.

Aziz kardeşlerim,
Evvela sizleri selamların en güzeli ile selamlarım.
Son birkaç gündür blog ortamın karşılaştığım bir şahıs üzerine bir açıklama yazısı yazma gereği duydum. Evet, "Adsız" takma ismi ile çeşitli bloglara yorum bırakıp şahsıma hakaret eden bu insan(!) nihayet benim blogumada hakaret içerici yorumlar yazmaya başladı. Her bir cümlesinden içerisinde bulunduğu çıkmazı, manasızlık çölünde kaybolması ile manaya duyduğu susuzluğu görebiliyor, karakterini kaplayan tahammülsüzlük bulutunun yağmurlarını hissedebiliyorum. Her bir cümlesinde ayrı bir hakaret barındıran bu şahısı buradan edeb ve ahlak kurallarına davet ediyorum.

Yorumlarınızı bilerek yayınladım. Çünkü karakterinizi ve sizin gibi insanları herkes iyi tanısın istedim. Size sizin dilinizle cevap vermek yerine "Hokkabaz" adlı şiirimle cevap vermeyi yeğledim. Zira size sizin diliniz ile hitap etmeme ne karakterim müsade eder nede almış olduğum terbiye bu ahlaksızlığa izin verir.

Şunu unutmamanızı istiyorum. Tek mutlak olan tek doğru olan İslamiyet'tir ve İslamiyet'ten başka herşey yanlıştır, yalandır. Bu konuda size sayfalar dolusu tahlilde sunmak isterdim fakat ezberci olduğunuz için buna değmeyeceğinizi düşünüyorum. Bizleri sahte müslüman olarak yaftalayan sen bizim memur olduğumuz İslam Davasının önüne engeller çıkarmak istiyorsun o halde esas mana yönü ile sahtekarsın. Dilin ve farklı söylüyor eylemlerin farklı söylüyor.

Hokkabaz (Kendi şiirlerimden)

Hokkabaz
Doğru! Beynimde bir örümcek var,
Ellerini bağlayacak bir fikir ağı yapar.
Gerici diye yaftalayan dünkü yobaz,
Şimdilerde ismimi sayıklayan bir hokkabaz.

O kadar yoksun ki, fikir ailemizde,
Yok bile var oluyor ateş dolu sinemizde.
Az kaldı dayan, aldırma aç köpeklere.
Boğacağım zihnimde dipsiz denizlere.

Bana küfrediyormuş adsızın biri,
Sahibini kaybetmiş arka evin iti.
Her söz bir kelepçe şahsına geçirdiğin.
Korkupta aralarından bir fedai seçtiğin.
                                Eyüp Aktuğ

7 Şubat 2011 Pazartesi

Düzen (Kendi şiirlerimden)

Düzen
Şimdi yeni moda İslamsız kurtuluş,
Tek çare bu, sabah ve akşam fuhuş.

Gözlerim görsede ruhum bir ağma,
Rüşvet değilse bile kalplerde yağma.

Esas gelir büyük kızın hususi zanaatı,
Oğulları sorma, hırsızlık asıl sanatı.

Artık üzümler bir bağda yetişmiyormuş.
Her tane bir zarf ile sana geliyormuş.

Evvelce dediler bize zeki ve çalışkansın.
Bir asır geçti sonra yüzde altmışı aptalsın.
                              Eyüp Aktuğ

3 Şubat 2011 Perşembe

Harlem'in Beyaz Atlısı / 5. Bölüm

Önemli uyarı: Bu hikayede yer alan kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.   
5. Bölüm
İş başvurusunda bulunananlar
Ağır ağır merdivenleri çıktım. İki saattir yürüyordum, yorulmuştum, susamıştım. İş başvurusu için gelmiştim. Sekiz aydır işsizdim, çalıştığım zamanlarda biriktirdiğim 7500 liranın son yüzlüğünü dün bakkala vermiştim. Kapıyı açtığımda içeride yüzlerce kişi olduğunu gördüm. 16 kişilik eleman alımı için yüzlerce kişi iş başvurusunda bulunuyordu. Şansımın olmadığı daha başvuru formunu doldurmadan anlamıştım. İş lazımdı, iyi yada kötü ama çalışacağım bir iş… Kemal’e rastladım. Kalabalık arasında kolumdan tutup dışarı çıkardı beni. Başvurunu yaptın mı diye sordum. Evet der gibi başını bir aşağı bir yukarı salladı. Bir şey diyecek gibi bakıyordu gözlerime. Söyle dedim. En sonunda ağzında biriktirdiği kelimeleri salıverdi.

— Zonguldak’a gidiyorum. Bir maden ocağında çalışacağım. Amcamın oğlu da orada çalışıyor. Onun yanında kalacağım bir süre. Ama tek gitmek istemiyorum.

Sanırım bana sende benimle gel diyecekti. Gözlerinde ki gülümsemeden bunu okuyabiliyordum. Evet öyle diyecekti. Sonra beni haklı çıkarır gibi devam etti.

— Diyeceğim o ki sende benim ile gel diyorum. İşsiz olduğunu biliyorum. Bir işin olsa bu formu doldurmazdın öyle değil mi?

Bir süre sustum. Hayatımı yeniden bir düzene sokacaktım. Büyük bir keyifle tamam dedim. Ne zaman gidecektik Zonguldak’a?

— Üç gün sonra… Amcamın arabası ile gideceğiz. Bir aksilik çıkmaz ise Perşembe günü Zonguldak’ta oluruz.

Şimdi Anladım (Kendi şiirlerimden)

Daha önce arabesk türü şiirler yazmamıştım. Bir deneyeyim dedim. Eski Türk filmlerinde olur ya... (:. Şiiri okuduğunuzda şaşırabilirsiniz. Senin tarzın arabesk miydi diye sormak hakkınız (:. Hayır arabesk ile ilgilenmem ancak bir şiir denemesi yapmak istedim. Şiirin ölçüsü serbesrttir. Düzen ise aaab. Bir önceki yazıda bahsettiğim olay aşıdadır (:

Şimdi Anladım
Derdi bana verdin Ya Râb, devayı yare
Aşkın düşürdü dillere beni oldum biçâre
Ağlattın beni, ne geçti eline söyle
Aşka düşen deva bulmazmış şimdi anladım.

Ne hallere koydun beni, bir bilsen
Şu garip halimi gelip görsen
Yar diye ağlayan gözümü silebilsen
Sevenler mesud olmazmış şimdi anladım.

Hasret döker kalemim satırlara
Beklerim yolunu feryadımı duysana
Baharı görmeden geçer ömrüm hazana
Seven kalbim huzur bulmazmış şimdi anladım.

Kabul olmaz mı sevenlerin duası?
Yakıp kül edince yüreğimi gözün karası
Deva bulamam tabib bendeki aşk yarası
İnmkansızmış kavuşmamız-
                   -ecel beni bulunca anladım...
                                        Eyüp Aktuğ

Yaşıyorum ve burası çok soğuk (:

Sivas'ta pek rastlanmayacak havalardan birisi.
Sabah 07.00... Bu sefer beni uyandıran gökyüzünden dörtnala koşarak yerküreye inen güneş ışıkları oldu.
Yarım saat sonra saat ötmeye başladı. Durdurdum...
Kimse yok evde. Bütün odalar soğuk...
Biraz sonra çay suyunu kaynamaya bıraktım. Birşeyler atıştırıp kanepeye uzandım. Kanepede soğuktu. Üzerime bir battaniye geçirdim.
Karşımda ayna vardı. Saçlarım bonus reklamlarındaki peruklu adamı andırıyordu.
Kaynayan suyun sesini duyduğumda çayı dinlenmeye bıraktım.
Şimdi tavaya bir yumurta kıracaktım. İşte kahvaltım: Bir yumurta + Bir bütün ekmek + Dört bardak karanfil aromalı çay...
İki gündür birşey yazamadım. Hikayeyinin bölümleri memlekette kalmıştı. Bilgisayar ortamınada geçirememiştim.
Yeniden mi yazacaktım ):.
Döndüm...
Hayalimde sıcacık ve çorba kokulu bir bulmak vardı. Ancak böyle bir ihtimalin olmadığını bildiğim için çorbamı dışarıda içtim(Mercimek Çorbası (:).