6 Ocak 2011 Perşembe

Harlem'in Beyaz Atlısı / 3. Bölüm

Önemli uyarı: Bu hikayede yer alan kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.   
3. Bölüm
O kâbus dolu geceye şahit olduktan sonra artık siyah beyaz atlıların alacakaranlıkta birbiri ile hesaplaştığı bu karanlık dünyadan ayrılmak istemiyordum.

Geceyi geçirdiğim pencere.
Güneş batmıştı. İki saattir elektriklerin gelmesini bekliyordum. Ancak ruh köküme kezzap döken ve bana tefekkür etme fırsatı veren karanlığında bitmesini istemiyordum. Mum ışığında yıldızları seyretmeye başladım. Hepsi birden bana göz kırpıyor. Pencereyi açtım. Hava yine rüzgârlıydı. Pencereden akan rüzgâr saçlarımı okşuyordu. Zamanda rüzgârla birlikte akmaya devam etti. Gözüm ay ışığında camı parlayan pili bitmiş ve 06.15’te durmuş saatime ilişti. Zamanda böyle duramaz mıydı? Odanın soğuduğunu fark ettim. Eski bahçemizden topladığım odunları teneke sobama sıkıştırıp zar zor yakmayı başardım. Odunlar biraz ıslak olduğundan ateşe on dakika kadar direndiler. Ancak ısrarıma dayanamayıp sonunda pes etti hepsi birden. Beş metrekarelik odamın ısınması uzun sürmedi.
Çaydanlığın suyunu tazeleyip yıldızlara karşı çay içmek güzel olur diye düşündüm. Demlenen çayımda eksik bir şey vardı. Karanfil eklemeyi unutmuştum. Ama sorun değildi. Sonradan üzerine ilave ettim. Fakat aynı lezzeti verir miydi bilemiyorum. Hafif yanık kokulu çaydan aldığım ilk yudum ile kitaba kaldığım yerden devam ettim. Çayın kokusunu ciğerlerime doldurunca birisi beni ellerimden tutup fezada bir iki tur attırdıktan sonra Lansing’de sisli bir sokağa bıraktı. Güneş henüz yeni doğuyordu. Sağ tarafımda karton kâğıtların üzerinde açlıktan kendinden geçmiş insanlar vardı. Her biri ölümü bekliyordu.

M.X. elmaları aşırıyor.
118. sayfaya atladım. Malcolm dükkânların önünde geziniyordu. Neredeyse göz atmadığı dükkân kalmamıştı. Dükkânların bazılarının önünde duran içlerinde elmaya benzer meyvelerin olduğu kasalar vardı. Usulca onların yanına sokuldu. Dört veya beş tane elma aşırıp kendisine güzel bir ziyafet çekti. Bu durum babası öldürülen Malcolm’da bir alışkanlık olmuştu. Ve bir defasında yine yiyecek bir şeyler aşırırken yakayı ele verdi. Evlerine gelip giden Refah Kurumu’nun adamlarının dikkatini üzerine çekti. Bu olaydan önce annesi Malcolm’u hırsızlığa alıştığı için birkaç defa dövmüştü. O anda Malcolm annesinin elinden kurtulabilmek için olabildiği kadar sesini yükseltir. Konu komşuyu eve toplayarak annesinin elinden kurtulmayı başarırdı.

Küçük Malcolm cephesinde bunlar yaşanırken dağılmak üzere olan bu aileye annenin korktuğu o felakette giderek yaklaşmaktaydı. Beklide Malcolm’um fedakâr annesi tek başına mücadele etmeliydi. Neden mi?

Kalamazoo Psychiatric Hospital
Okuduğuma göre Malcolm’un evlerine gayet şık ve temiz giyimli bir siyahî adam sık sık gelip gitmeye başlamış. Malcolm’un, annesinin bu adamla bir ilişkisi olduğunu anlaması uzun sürmedi. 1935 yılında başlayan bu ilişki adamın terk edip gitmesi ile 1936 ve 1937 yılında sona erdi. Bu terk ediş anne X’in dünya ile bağlarını koparmıştı. Bu durumun Refah Kurumu’nun gözüne çarpması fazla uzun sürmedi. Ve en nihayetinde Malcolm’u ve kardeşlerini devlet alıp sağa sola evlatlık olarak dağıttı. Anne X bu duruma dayanamayıp akıl sağlığını yitirdi. Onu Kalamazoo’da ki Devlet Akıl Hastanesi’ne götürdüler. Bu hastane Lansing’den 70 mil kadar uzakta bulunuyordu. Artık Malcolm ve kardeşleri mahkeme kararı ile resmen devlet çocuğu idi. Ama beyaz bir devletin... Bir siyahinin başına yerleştirilmiş bir beyaz… Belki de köleliğin resmiyete dökülmesinin adı idi bu.

…işte elektrikler geldi. Yanan sobam artık soğumuştu. Teneke sobama biraz daha odun atıp en azından geceyi çıkarabilmek adına tekrar bahçeden odun getirdim. Sokaklarda yankılanan ayak seslerim aç köpekleri ürkütmüş olacak ki acı acı havlıyorlardı. Belki de benden bir lokma yiyecek istiyorlardı ve birazda sıcaklık… Eve döndüğümde annenin bu hastanede 26 yıl kadar yattığını öğrendim. Ve sene 1963’ü vurduğunda o hastaneden ancak çıkabilmiş olacaktı.

Beni bekliyor!
Kitabı okurken babanın ölümünü atladığımı fark ettim. Ancak tekrar düşleri geri sarmak benim için zordu. Hiç bilmesem daha iyiydi. Zira 1935 ya da 1934 yılında siyah atlılar tarafından katledildiğini tahmin etmek hiç de zor değildi. Gece kulaklarımı çınlatan ateş böceklerinin sesleri bana ninni gibi geliyordu. Pencere mi sıkıca kapatıp yatağımı hazırladım. Gece soğuk olduğundan çoraplarımı tekrar giydim. Okuduklarım beni yorganın altında tekrar ziyaret ediyorlardı. Oda mı sobadan sızan ateşin ışığı aydınlatıyordu. Perde hala beyaz olmasına karşın görüntüler gitti. Anladım ki uyudum.

Ertesi sabah ilkokuldan yakın arkadaşım Kemal’in kapıyı sert bir şekilde çalması ile uyandım. Yüzümü bile yıkamadan kapıya yöneldim. Önemli bir durum vardı galiba. Yoksa Kemal’in her zaman ki rutin ziyaretleri miydi? Kemal:

— Sahafta ki yaşlı amca…

Ne olmuş kitapçı amcaya? Kemal:

— Dün gece elektrik kaçağından dükkanı yanmış. Dükkanda kalıyormuş geceleri. Öldü...
Devam edecek...

3 yorum:

  1. Eyüp bilerek mi yapıyorsun :D özel tv kanalları gibisin :P en heyecanlı yerde bıraktın :) bekliyorum (kitapçı amcaya üzüldüm :( )

    YanıtlaSil
  2. @ dikisdersi

    Blogumumu izlemeye alamıyorsunuz.

    YanıtlaSil