31 Ocak 2011 Pazartesi

Serbest Kürsü'nün 9. ve 10. sayıları yayımlandı.

2010 yılında yayımladığımız ilk sekiz sayının ardından nihayet 9. ve 10. sayıları birleştirerek yayımladık. 2010 yılının aralık ayında duyurmuştuk. Dergimizde birtakım düzenlemelere gideceğimizi ve logomuzuda yenileyeceğimizi bloglarımız vasıtası ile bildirmiştik. Dergimizde yaptığımız yenilikler;
  • 2011 yılına özel olarak logomuzu değiştirdik.
  • Dergimizin yazı şablonunu ve düzenini değiştirdik.

27 Ocak 2011 Perşembe

Sükûtun Senfonisi-4

“Türk ne demektir? Türk vatandaşı kimdir? Türk vatandaşı İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemesi usulune göre yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve islam hukukuna göre gömülen kişidir.” (Uğur Mumcu)

Türkiye'nin gördüğü görebileceği en büyük gazeteci idi. ve hala yokluğunu hissediyoruz. Türk kelimesini yukarıdaki gibi tarif etmiş. Muazzam bir tarif. Her anımızın bir önceki anımızdan daha batılı ve bu ancak bu şekilde izah edilebilirdi. Büyük üstad Necip Fazıl Kısakürek bir konferansında şöyle diyordu. "Gaye Türklükse, bilmek lazımdır ki Türk ancak Müslüman olduktan sonra Türktür !". Merkezinde İslam olmayan ve İslam ekseninde dönmeyen Türklük vasıflarını kaybetmiş ve bana göre isim boyutunda Türklüğünü mufaza etmiştir.

Meselenin birçok boyutu yok. Dizi dizi tahliller yapıp toplum röntgenini çekmek gereksiz olur. Açık ve net görülebiliyor hastalığımız. Reçete ise yanı başımızda bizi bekliyor. Nedir bizi hsta eden ruhumuzu paslandıran, beynimizi erozyana uğratan, gözlerimize perde çeken, düşünme ve anlama kabiliyetimizi elimizden alan... Nedir bu hastalık. Düşüncelerimizi kanserleştiren şey, fikirleri kurutucu bir şey... nedir o? Bizi bizden alan, ruhumuzu dipsiz kuyularda mahsur bırakan kalplerimizi riya denizinde boğan şey... Kimi görsem aynı dert ve bir fikirsizlik çilesi. Kimileri fikir çilesi çekerken ruhun idrakını yaşarken kimileride bu hastalık sebebi ile fikirsizlik çilesi çekmekte. Ve bizler öyle bir hastayız ki aynı zamanda bütün dünyaya devayı getirmekle yükümlü bir doktoruz aynı zamanda.

Emanet (Kendi şiirlerimden)

Emanet
Ey sonsuzuluğu turlayan içi boş sefil aydın,
Bizler asrı yazarken sen yerinde saydın...

Kaleminden yalan damlıyor her satır demagoji,
Sen kaybetmişsin, küfür sığındığın ideoloji.

Farketmez bizim için elbet gelecek kutlu gün,
Öyle bir gün ki gözyaşımız gökyüzüne sürgün.

Ararsında bulamazsın, kalpler kilitli küfürde,
Her gün batımında çözerim bunu, saklı gecede.

Önüne geçilmez bir sel aldı ruh kökümü,
Manaya doyurdu beni, pişirdi can özümü.

Bende her hece manasızlıktan bir nefrettir.
Ey genç adam! Bu dava sana emanettir.
                                                     Eyüp Aktuğ

26 Ocak 2011 Çarşamba

Birde benden dinleyin (Amatör bir çalışmadır).

Politika, siyaset, şiir, öykü... derken nihayet müzik dalınada adım attım. Şimdiden söyleyeyim tamamen amatör bir çalışmadır. Sesimin güzel olduğunu iddia etmiyorum. Eğlence maksadı ile hazırlanmış bir çalışmadır. Sakın Eyüp ilerde 45lik plak çıkarır diye düşünmeyin.

"Tatlı Dillim Güler Yüzlüm" adlı türküyü bilirsiniz. İşte bu türküyü bende amatör olarak seslendirmeye çalıştım. Dilerseniz sözlerini hatırlayalım.
Şu garip halimden bile işveli nazlım
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen?
Tatlı dillim, güler yüzlüm, ey ceylan gözlüm
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen?

(Bana ait olan şiir kısmı (: )
Hayalin canlandı yine gözümde
İnan sevgilim yalan yok sözümde
Beklerim yolunu hasret var özümde
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

Sinemde gizli yare var kimse bilmiyor
Hiçbir tabip bu yarama melhem olmuyor
Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen?

Bu güzel türkümüzü buradan Ufuk kardeşime, Furkan kardeşime, Hakan kardeşime, Akif kardeşime, Tugay kardeşime, Mustafa kardeşime (ikiside) (: armağan ediyorum. Umarım beğenirsiniz. Dediğim gibi fazla birşey beklemeyin amatör bir çalışmadır. (: (:

25 Ocak 2011 Salı

Baykuşlar (Kendi şiirlerimden)

Baykuşlar
Kapımda bekleyen bir köpek misali
Bekliyor beni geriden gelen ileri.
Çile ve ben, iki dost görülmemiş emsali.
Bilemedim neymiş cemiyetin gideri.

68'den geriye kalan dine düşman adam,
Boşa uğraşıyorsun artık tren Ötüken'de.
12 Eylül diye bir gün ve kırık bir cam,
İplere geçmiş davam, kökü Türeyiş'de.

Zaman ve mekan hala koruyor esrarını,
Bilmiyorlar mekan anadolu, zaman İslamiyet.
Ben, Eyüp misali sınıyorlar sabrımı,
Hakimiyet hakkındır yazılı bir cemiyet.

Soğuk bir şubat günü kapımızı çaldılar,
Bekledim, şimdi geldi ihtilal arabası.
Gitmez mi tepemizde gezen baykuşlar.
Sevinin, işte doldu zenginin kasası.
                                     Eyüp Aktuğ

24 Ocak 2011 Pazartesi

Serbest Kürsü yenileniyor, bekleyin...

İlk dokuz sayının ardından 2010 yılını geride bıraktık. Serbest Kürsü yönetimi olarak(Ufuk kardeşim ve ben) dergimizde bir takım yeniliklere karar verdik. İlk olarak logomuzu yeniledik. Önümüzdeki günlerde yeni sayılar ile tekrar birlikte olacağız. Dergimize yönelik bir takım projelerimde var. Bir dahaki yönetim kurulunda (: bunları Ufuk kardeşim ile paylaşacağım. Yorum ve görüşleriniz için bu e-posta adresimi veya bu yazının yorum bölümünü kullanabilirsiniz.
2010 Serbest Kürsü

23 Ocak 2011 Pazar

Asrın manaya açlığı ve maddede kayboluşu

Her asır kendinden önceki asra bağlanmakla beraber kendinden önceki asırdan aldığı emaneti taşımak ile yükümlüdür. Bu vazifeye memur olmak mukaddes bir görev olduğu gibi çilesi ve zahmeti zor bir iştir. Fakat her kalbinde ben müslümanım diyen herkes bu vazifeyi diğer din kardeşleri ile büyük bir ızdırap paydaşlığı içerisinde yürütmekle sorumludur.

Emanete karşı açık bir şekilde savaş veren İslam düşmanları kadar emanete sahip çıkıyormuş gibi görünen aslında ihanetten başka bir aksiyonh göstermeyen marka müslümanlarıda din düşmanlarıdır. Daha öncede defalarca bahsettiğim bir konu üzerine eğilmek istiyorum. İşte maddecilerin hali ortada. Maddenin içerisinde kaybolan ve yönünü bir türlü bulamayan aynı zamanda manaya açlığının kıvrantısını yaşayan bir hal. Evet öyle bir hal... Şu sıralar bu durum bir kademe olsun düşsede heran elleri tetikte bir fırsatını bulup bir akbaba misali mananın etrafında turlamaktadır.

Yüzyıllar boyunca uğraşıpta başaramadığı şeyi batı adamı bugün aramıza soktuğu ajanlar vasıtası ile başarmaya çalışıyor. Bir dönem başarır gibi olsuysada, bir dönem bunlar yüzünden şuurlarımız kapatıldıysada, bir dönem İslam güneşinden uzaklaşır gibi olduysakta ve bir dönem kalplerimiz soğuduysada tekrar İslam güneşi ile ruhlarımızı ısıtmayı, buz tutan kalplerimizi islam güneşi ile açmayı, içerisinde kaybolduğumuz maddeden tekrar çıkabilmeyi başarabildik ve emanete taşımaya memur bireyler haline gelmek için hala çalışmakta, bu islam düşmanları ile hala mücadele etmekteyiz.

20 Ocak 2011 Perşembe

Zuhur (Kendi şiirlerimden)

ZUHUR
Aklım almadı nedir sonsuzluk?
Parıldadı güneş, geldi susuzluk.
Mana ne? Ölürken yaşamı tatmak.
Belki de yatak diye tabuta yatmak.

Anlattı bir bir aklım yetmedi.
Haykırdım! Sözüm sözü kesmedi.
Dedi: Yol bir, işte sana hakikat.
Devam etti birazda sadakat.

Kesildi sesim hava kalmadı,
Açık pencereler bir bir kapandı.
İşte şimdi özgür, etsiz kemik.
Dönemezsin geri, istediğin mistik.

Açıldı kilitlerim toprakla dolunca.
Konuştu bülbül güller solunca.
Aşk cana değil toprağa düşmekmiş.
Dervişe sarık değil hak gerekmiş.

Işık göründü aralandı bütün kapılar.
Sur çaldı uçuştu bütün kitaplar.
Gösterdiler herkese ateş sıcak,
Ceza imiş sönüp tekrar yanmak.

Öyle bir ateş ki bu su söndürmez.
Yanmaktadır, ona hava gerekmez.
Denk değil bir yıla bir saniye.
Öyle ya, ben arkadaştım kabile.
  
                                            Eyüp Aktuğ 

19 Ocak 2011 Çarşamba

Durum raporu-10

Herşey yolunda diyebilirim. Genelde elektrik sobasının karşısında ısınmak ile geçiriyoruz günlerimizi. Doğalgazı zor zamanlarımızda kullanacağız. Bu ay ki elektrik faturamız tavan yapacak. Ortak kullandığımız masaüstü bilgisayarı 2 gün boyunca açık unutmuşlar. Birkaç gün evden ayrıldım memleket kokusu almak için az kalsın bir facia ile bitecekti. Allah'tan evi yakmamışlar. İnsan fişini çeker hiç olmazsa. Ev yansa kimsenin ruhu duymayacak. Buradan peşin peşin söylüyorum elektrik faturasına karışmayacağım. Birkaç gün daha gelmesem ne olurdu tahmin bile edemiyorum. Ancak daha önce kontrollü bir şekilde iki gün açık bırakmıştık performans testi için. Isınmaya karşı bir problemi olmadığını biliyordum. Yinede tedbirini almak gerekirdi.

Bu can sıkıcı olay dışında herşey yolunda. 2011 bütçe planlaması yaptım dün akşam. Her ay 100 TL artırırsam bu yaz ehliyet alacağım. Biraz birikmiş param var zaten 250 TL kadar. Biraz tasarruf yapmak en iyisi olacak. Geçen hafta burslarımız teslim edildi. Birtakım borçları aradan çıkardık bu vesile ile. Dün biraz NTV kanalını izledim. Üniversite gençliğine birtakım sorular soruyorlardı. İçki yasağı hakkındada birşeyler söylediler. Bende bu konu hakkında bir şeyler karaladım. Son düzenlemelerimi yaptıktan sonra yayımlayacağım Allah'ın izni ile.

18 Ocak 2011 Salı

Günahı İçerken (Kendi şiirlerimden)

(Ölçü: 14 Düzen: abab)
Günahı İçerken
Ağır ağır çıktım merdivenleri, soluksuz,
Gök gürledi sonra, kaşları çatık bulutlar,
Güneşi aradım, gözüm semada şuursuz.
Bıraktı esrarırını üzerime aynalar...

Bir masaya oturdum günahı içerken,
Tatlıydı herşey sanki beni sevmişti vale,
Kazandım sanıp hayat yoluma zar atarken,
Kaybetmişim aslında bıraktığım son kale.

Duvarlar pusu kurmuş şimdi çatı tepemde,
Artık geçti herşey karanlıklar beni boğmuş
Oyna dedi birisi elleriyle ensemde,
Çıkmazdayım her sokak ateşe teslim olmuş.
                                                 Eyüp Aktuğ

17 Ocak 2011 Pazartesi

Asırda kaybolan manamız: AŞK

Cemal Safi / Tek Hece


Evet herşeyi çöpe attığımız gibi aşk denen kavramıda çöpe attık. Ne var ne yok kaybettik. Aptal bir kumarbazın floşroyali beklemesi gibi aşkı bekliyoruz. Ve en sonunda yine kaybediyoruz.

Aşk deyince ne anlıyoruz acaba. Bir erkeğin bir kadına karşı hissettikleri mi yoksa bir kedi yavrusunun gözlerinde ki yaşama arzusu mu? Hangisi aşk? Milyonlarca tarifi olabilen tılsımlı kavram. Belkide aşkıen güzel anlatan ve o tılsımlı kavramın esrarını en iyi açıklayan şiir büyük üstad Cemal Safi'nin Tek Hece adlı şiiridir. Yukarıda kendi sesinden bir programda seslendirmiş olduğu Tek Hece adlı şiirini paylaştım. Dinlediyseniz tüylerinizin ürpermemiş olması imkansız.

Bende aşk üzerine elimden geldiğinde birşeyler söylemeye çalışacağım. Milyon çeşit tarihi olduğu gibi bu gizemli kavramın milyon çeşitte türü vardır. Kimisi hakka hakikata çıkarır kimisi haktan hakikatten eder küfre götürür. Çözülmeyi bekleyen bir muammadır aslında. İnsan madem vardır ve madem canlıların doruk noktasıdır o halde herşey bir eksiktir. Bunu tamamlayan bu boşluğu dolduran yegane kuvvet aşktır. İçerisinde aşkı barındırmayan bir insan eksiktir. Kendisini tamamlayamamıştır. Aşk denen meçhulü biraz daha genişletelim.

15 Ocak 2011 Cumartesi

Harlem'in Beyaz Atlısı / 4. Bölüm

Önemli uyarı: Bu hikayede yer alan kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.   
4. Bölüm
Her son bir başlangıçtı sanırım. Aslında son diye bir şey yoktu. Ölüm sadece bir pasaporttu.

Dışarıda çok fazla rüzgar vardı. Sanki biraz sonra yağmur bizi ziyarete gelecek bulutlar yükünü bırakıp yoluna öyle devam edecekti. Dün sahaftaki yaşlı amcanın ölüm haberini aldıktan sonra bütün gece ölüm denen kavramı düşündüm. Her an bizi yoklayan ve silahını doldurup mekanizmasını kapatmış eli tetikte o anı bekleyen bir kavram. Ölmek bir yok olmak mıydı, toprak olmak mıydı?

Yoksa sonsuza ulaşıp mukaddes menzile varmak mıydı? Neydi, her dökülen yaprak ölümü tekrar ve tekrar hatırlatırken çevremizde ölen insanlar karşısında neden ölümü anlayamıyorduk. Bu sessizlik bu sükut bize bir şeyi anlatmalıydı.

Kabristan
Ben neyim, niçin yaşıyorum, ölüm niçin var, bu dünyaya niçin geldim…
Her soru beynimi inen bir balyoz darbesiydi sanki. Günlerimin ne kadar boş geçtiğini fark ettim. Ne uğruna yaşıyordum bu dünyada?Sorular benden intikam alıyordu. Bütün gece ölüm denen kavramı anlamanın kıvrantısını çektikten sonra sabaha karşı sabah namazının ezanı ile garip bir duyguya kapıldım. Daha önce böylesine bir his yaşamamıştım. Her şeyin üzerine olan bu his bana yosun kokulu sudan abdest aldırdı. Ardından sabah namazını kılıp birkaç saat uyudum.

Öğle namazına müteakiben yaşlı amcanın cenazesi mahallemizin camiinden kaldırılacaktı. Cenaze havasına uyun siyah takım elbisemi giyip saflardaki yerimi aldım. Birkaç esnaf dışında cenaze namazı için saf tutan yoktu. Hoca efendi aynı sahneleri tekrarladı. Ardından kabristana doğru yol aldı.

İzledim: "Hür Adam" Bediuzzaman Said Nursi

Tanıtım Filmi


Filme gitmeden önce birçok eleştiri sitesine göz gezdirdim. Taraflı ve tarafsız kritikleri okudum. Sol kesim ağırlıklı idi gezindiğim adreslerin çoğu. Hemen hemen hepsinde aşağıda sıralayacağım ifadeler yazıyordu.
  • Türklüğe ve milli değerlere hakaret ediyor.
  • Her sahnesi irtica kokan bir film.
  • Kürt milliyetçiliği yapılıyor. Bölücü...
  • Çeşitli cemaatlerin yeni numarası.
  • İzlemeyeceğiz, yargıya taşıyoruz.
  • Sanatı katlettiler. Şeriat kapıda...
  • ...........
Neredeyse hepsinde aynı cümleler. Filmi laiklik karşıtı, cumhuriyet karşıtı olarak nitelendirenlere sesleniyorum. Ya filmi izlemediniz önyargılısınız yada ne olursa olsun film din ile alakalı diyorsunuz. İki seçenekte dehşet verici.

Filmin her sahnesinde Türk-Kürt kardeşliği vurgulanmıştır. Ne cumhuriyete nede milli değerlere bir saldırı söz konusudur. Şeyh Sait isyanı ile uzaktan yakından alakası olmayan Said Nursi aksine isyana gidenlere söylediği sözler filmin belkide en önemli sahnelerinden bana göre.

12 Ocak 2011 Çarşamba

Karanlığa Giden (Kendi şiirlerimden)

Karanlığa Giden
Aksa yıldızlar bir bir gözlerimden,
Sonra çıkarsam geceleri düşlerimden.

Bir sen kaldın ve olmayan yarınlarımız,
Aşk ile bakamazmıydı sahte bakışlarımız?

Yalan her duygu, yaşanmaz artık kalplerde.
Anladım ki riya var yeminli sözlerinde.

Kalpler kilitli, yalan mahsur kalmış.
Her yalan genç ömrümü benden çalmış!

Bir yol uzandı önümde karalığa giden,
Her yol masalmış aslında mutsuz biten.

                                            Eyüp Aktuğ

10 Ocak 2011 Pazartesi

Mesele'm (Kendi şiirlerimden)

Mesele'm
Sırtını dönmüş güneş bana,
Işığı gelirde göstermez yüzünü.
Birşey bekler benden belki mana,
Kış aylarında yaşatır hüzünü.
Beyaz bir örtü ruhumu kaplayan,
Düşsede ateşe vücudum yanmaz.
Kimdi ruh köküme manayı saplayan,
Erişirde fezaya rahmete kanmaz.
Zamansız sualler göründü gözüme,
Yaşlı bir adam bekliyor kapıda.
İndirdi asasını can özüme,
Hala soğuk ateş, tahta yapıda.
Tükenmedi kelimeler bir bir seçti,
Aldı içimden fikir sancılarımı.
Uğramaz dedim de yolumdan geçti,
Durma! Yaz dedi anlattıklarımı.
Asırda kayboldu, manamız nerede,
Maddeye kaçtı insan, ruh belirsiz.
Bin türlü ihtiras çıkar her hecede,
Aşka susamış kalpler burada çaresiz.

                                        Eyüp Aktuğ

7 Ocak 2011 Cuma

Kanuni Sultan Süleyman (İnceleme)

"Muhteşem Yüzyıl" adlı televizyon dizisini izledikten sonra sn. Yavuz Bahadıroğlu'nun biyografi türünde kaleme aldığı eseri Kanuni Sultan Süleyman'ı iyi ki okumuşum dedim.

Kitap doğru bildiğimiz birçk yanlışı bize gösterme fırsatı buluyor.
Bir devlet adamı düşünün ki, 46 yıl boyunca ülkesini dünyanın daima zirvede ülkesi olarak idare etmeyi başarmış olsun... Ve bir padişah düşünün ki, yarım asra yaklaşan idaresi süresince ülkesinde günümüze ışık tutacak hürriyet ve eşitlik prensiplerine uygun bir idare tatbik etsin... İşte bütün idaresi boyunca seferler, zaferler, adalet, eşitlik ve huzur dolu ülkesini uzun süre zirvede tutmayı başarmış bir devlet adamı : KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN...

Diyeceğim o ki batılı adamın yapamadığını bir televizyon dizisi ile yapmaya çalışanlara inat tarihimize sahip çıkalım. O diziyi izlemek yerine sn. Yavuz Bahadıroğlu'nun en güzel eserlerinden birisi olan biyografi türünde ki bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Kitabı okuduğunuz zaman göreceksiniz ki cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın hayatı Hürrem Sultan'dan ibaret değilmiş.

6 Ocak 2011 Perşembe

Harlem'in Beyaz Atlısı / 3. Bölüm

Önemli uyarı: Bu hikayede yer alan kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.   
3. Bölüm
O kâbus dolu geceye şahit olduktan sonra artık siyah beyaz atlıların alacakaranlıkta birbiri ile hesaplaştığı bu karanlık dünyadan ayrılmak istemiyordum.

Geceyi geçirdiğim pencere.
Güneş batmıştı. İki saattir elektriklerin gelmesini bekliyordum. Ancak ruh köküme kezzap döken ve bana tefekkür etme fırsatı veren karanlığında bitmesini istemiyordum. Mum ışığında yıldızları seyretmeye başladım. Hepsi birden bana göz kırpıyor. Pencereyi açtım. Hava yine rüzgârlıydı. Pencereden akan rüzgâr saçlarımı okşuyordu. Zamanda rüzgârla birlikte akmaya devam etti. Gözüm ay ışığında camı parlayan pili bitmiş ve 06.15’te durmuş saatime ilişti. Zamanda böyle duramaz mıydı? Odanın soğuduğunu fark ettim. Eski bahçemizden topladığım odunları teneke sobama sıkıştırıp zar zor yakmayı başardım. Odunlar biraz ıslak olduğundan ateşe on dakika kadar direndiler. Ancak ısrarıma dayanamayıp sonunda pes etti hepsi birden. Beş metrekarelik odamın ısınması uzun sürmedi.

5 Ocak 2011 Çarşamba

Beyin zarında bir sülük: İSLAMSIZLIK

Bu ülkede din adına ne varsa topyekün düşman olan tabakaya sesleniyorum. Beyinlerinin idrak bölümü aşınmış, islamsızlık ekseninde turlayan ve her cümlesi demagojiden başka birşey olmayan bir zümreye...

Aynı zamanda hayalperest bir zümre... Niçin böyle söylüyorum. Hala İslam güneşinin yeniden parlayacağı bu topraklar üzerinde islamsızlık iksirinin tesirini bekliyorlar. Bu düşüncede kim varsa akıl sahibi her birey yüzlerine acıyarak bakar. Son yirmi yılın en büyük modası bunlarda. İnsan biraz olsun utanır söylediğinde mantık arar. Bunlarda mantığın "m" si kalmamış. Sürekli şeriat kapıda şeriat kapıda diye feryat figan birbirlerine uyarı veriyorlar. Başörtüsünü veya türbanı şeriatın bir numaralı alameti olarak görüyorlar.

Benim annemin cennet kokulu başörtüsünü laikliği veya cumhuriyete tehdit olarak gören beyin erozyonuna uğramış bu tabakaya şimdi sesleniyorum. Benim askerimin, polisimin, vatandaşımın canına kastedenler cumhuriyete tehdit unsuru teşkil etmiyorda bu vatanı müdafaa için asker yetiştiren annelerimiz mi tehdit unsuru olarak görülüyor.

4 Ocak 2011 Salı

Serbest Kürsü'nün 8. Sayısı yayınlandı.

Aralık ayının son beş günü yayına almayı plandığımız bu sayımızda benim final haftam olması sebebiyle gecikmeye uğradı. Ancak dolu dolu bir sayı sizleri bekliyor. Hem düz yazılarımıza hemde şiirlerimize ağırlık verdik bu sayımızda. Ufuk kardeşimin blog adresinde ki değişikliği Serbest Kürsü'de web adresinede yansıttım. Şu sıralar çok yoğun olduğumdan arada bir boşluk bulup daha önceleri bahsini yaptığım şiir kitapçığı projemi hayata geçirmek istiyorum.

Sözü fazla uzatmak istemiyorum. Ancak Ufuk kardeşim ile konuşup dergimizde yenilikler yapmayıda planlıyorum. Mesela yazar kadromuzu genişletebiliriz. Dergi logomuzu 2011 e özel bir logo haline getirebiliriz. İler ki günlerde bunları neticelendirip sizlerle paylaşacağım. Allah'a emanet olun. Dergimizi okumanız dileğiyle...

1 Ocak 2011 Cumartesi

Acele et, fırında hindi yanacak.

İslam alemi 31 Ocak 2010 gecesi mübarek şehir Mekke'nin fethinin1380. yıl dönümünü kutladı. Bu yazıyı okurken fırında noel için hazırlamış olduğun hindi yanabilir acele et(!). Yeni yıla aç girmek istemezsin öyle değil mi?
Veda ederken: Rahmetini esirgeme Allah'ım.