26 Aralık 2010 Pazar

Harlem'in Beyaz Atlısı / 2. Bölüm

Siyah atlılar geldi
Önemli uyarı: Bu hikayede yer alan kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.
2. Bölüm
Perdenin arasından sızan güneş ışıkları beni uyandırmaya yetmişti. Yorganım biraz kısa olduğundan ayak parmaklarım üşümüştü. Sabah saatlerinde hava biraz serin olur burada. Rüzgâr bulutları arkasına alıp bazen yağmur getirir. Bugünde o günlerden biri idi. Hafiften bulutlar yükünü bırakmaya başlamıştı. Ancak güneş yağan damlaları buharlaştırarak yağmuru eski adresine teslim ediyordu. Her şey birbirini takip ederek ilerliyordu.

Biraz sonra mahallenin çocukları aralarında para toplayıp Bakkal Salih’ten kames marka top alacaklardı. Bizim eski bahçenin duvarını genelde kale olarak kullanırlar, top bahçeye kaçtığında ise aralarından birisini gönüllü olarak seçip topu babaannemden istetmek için o çocuğa cesaret aşılarlardı. Bu düşüncelerden uzaklaşıp yüzümü yıkmak için lavaboya yöneldim. Yosun kokulu su buz gibiydi. Yüzüme değen her damla sanki yüzümü bir jilet gibi kesiyordu. Evde hiç erzak kalmamıştı. Kahvaltı için dışarı çıkmam gerekiyordu. Yanıma dün satın aldığım o tozlu kitabı da aldım. Kapağında ki siyahlığı temizledikten sonra cüzdanımı kontrol ettim. On lira param kalmıştı. Beş lirasına dışarıda kahvaltı yapar üç lirasını gidiş dönüşte kullanır kalan iki lirayı mutfaktaki gizli kasam olan kumbarama hediye ederdim.

Saat iki gibi tekrar geldim suyu yosun kokan evime. Dışarıda kitabın birinci bölümü olan “Kâbus”u bitirmiştim. Hikâye aslında yeni başlıyordu. Kitabın önsözü kalan kısmı bastırmıştı. İlk bölümde okuduğum kadarı ile kahramanımız “Malcolm X” in babası dinine bağlı bir Hıristiyan vaizdi. Aynı zaman siyah adamın hak savunucusu... Gözlemlediğim kadarı ile bağlı bulunduğu birtakım ilkeleri de vardı. İlk paragraf beni Harlem’in siyah atlılarının dörtnala koşup Malcolm’un evini bastığı geceye götürdü. Burası Nebraska bölgesi idi. Evin etrafını sarmışlardı. Geceyi yalnızca ay ışığı aydınlatmıyordu. Ellerinde yanan meşaleler vardı. Yüzlerinde ki maskeler gerçekten ürpertici idi. Bu sefer gözlerim açıktı. Ama ben olayların içerisindeydim. Biran için Klux Klan atlılarından korktum. Atlı veya yedi kişilik bir gruptu. Ev etrafında daireler çizmeye başladılar. Birden kendimi evin içerisinde buldum. Kardeşlerin hepsi birbirine benziyordu. Ancak Malcolm’u bulmam zor olmadı. Küçük kardeş büyük kardeşe titreyen bir sesle “Malcolm yine beyaz adam mı geldi?” diye sorduğunda anladım Malcolm’un bu şirin çocuk olduğunu. Demek ki Klux Klan atlılarının bu evi ilk ziyareti değildi bu. Pencerenin yanından korkulu gözlerle dışarı bakan orta yaşlı kadın bu küçük çocukların annesi olmalı idi. Kapıya doğru yöneldi. Malcolm:

—Açma anne!

Ancak annesi "Malcolm diğer geldiklerinde evi ateşe vermişlerdi. Açmak zorundayım." dedi. Kapıyı açtı. Kendini biraz ileri çıkararak hamile olduğunu göstermek istedi. Belki zarar vermezler diye düşündü. Bu fedakâr annenin hemen arkasında Malcolm vardı. Bacakları titriyor, annesinin eteğine tutunmuş dişleri birbirine vuruyordu. Grubun lideri idi sanırım Malcolm’un babasını sesleyen kişi. Ama yoktu. Kitaptan okuduğum kadarı ile Milwaukee’ye vaaz vermeye gitmişti. İçlerinde birisi atı ile beraber merdivenlere kadar geldi. Yüzünde sadece gözlerini gösteren bir maske vardı. Göz kapaklarından beyaz bir adam olduğunu anlayabiliyordum. Tehditler savuruyor, Afrika’ya dönmeniz sizin için daha iyi olacak diyordu.

Bu kadar mı nefret ediyordu beyaz adam siyah adamdan. Ve aynı nefreti siyah adam beyaz adamada besliyordu. Hani önsözde yazıyordu ya. Nefretin doğurduğu nefret diye… İşte şimdi anlıyordum. Siyah atlılar atlarını dörtnala sürüp gecenin karanlığında kayboldu. Büyük ihtimalle Nebraska’da ki diğer siyah evleri ziyaret edeceklerdi.

Şimdi güney batıya gidiyordum. Mississippi’de durum nasıl acaba. Hatta filmi vardı bu bölgenin “Mississippi yanıyor” adında. Resmi daireleri gezmeye başladım. Tek bir siyah adam göremedim. Yalnızca beyaz adam hizmet alıyordu. Ancak durum polis merkezinde farklı idi. Beyaz polis neredeyse her siyahı suçlu diye getirmişti. Şimdi New York’a Harlem’e dönüyordum. Harlem güvenlik açısından çok zayıf bir bölge idi. Biraz ileride bir siyah başka bir siyaha kadın pazarlıyordu.
İslam daha bu topraklara yerleşememişti. 1930 senesinden çıkmak üzere idi. Yolculuğum 25 Şubat 1965 yılında sona erecekti. Saat dörde geliyordu. Akrep ve yelkovan birbiri ile yarışırken camdan esen rüzgâr omzumu tutmuş hareketine izin vermiyordu. Unutmadan… Harlem’de siyah ait berberlerde saç kesimi çok farklı (:
Devam edecek…

2 yorum:

  1. Bu hayal gücü, bu betimlemeler olağanüstü :) Seni pohpohlamak için söylemiyorum, Çok başarılısın Eyüp. Yazmaya devam! :)

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim Çağatay. "Yazıyorum o halde varım." (:

    YanıtlaSil