7 Aralık 2010 Salı

Beyin erozyonu diye buna derim ben.

Bir insan beyni en fazla ne kadar erozyona uğrayabilir? Nasıl düşünme ve idrak etme yeteneğini kaybedip dünayayı öküzün iki boynuzu arasında sanabilir? Bu kadarını tahmin bile edemezdim. RSS takip listeme göz attığımda bir haber sitesinde "SKANDAL" başlığı ile duyurulan bir habere rastladım. Merak ettim ve en nihayetinde okudum haberi. O'nun resmini görür görmez haberin içeriği hakkında birşeyler tahmin ettim. CNN Turk adlı bir televizyon kanalında "Neler Oluyor" adlı bir programda (ismini zikretmekten bile rahatsızlık duyduğum birisi) bir kadın Kutlu Doğum Haftası etkinliklerini çok tuhaf bulduğunu ve sosyetenin cadılar bayramına benzettiğini söylüyordu.  Allahbunları ıslah eylesin diye dua edelim bu arada.

Ruhum ile birlikte bütün vucudumda ürperdi. İnsan aklının işlevini kaybettiği andı bu kadının yaşadığı dakikalar. İnsan aklını kullanamayıp hakikati idrak edemezse susmalıdır.
Çünkü konuşursa cehaleti ortaya çıkar. Kutlu Doğum Haftası gibi müslüman alemi için ehemmiyeti son derece büyük bir zaman dilimini cadılar bayramına benzeten düşünme yeteneğini kaybetmiş beyinleri şuur sahibi olmamak ile değerlendiriyorum. Çünkü aklı dengesi yerinde şuur sahibi insan bu derece hayvandan aşağı bir seviyeye inemez ve insan ırkını bu derece küçültemez. Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in "Hicri 15. Asrın Hitabesi"ndeki bir bölümü hatırlatmak istiyorum. Çünkü esas derecede bu bölüm bizlere bu ve bunun gibi durumlar karşısında esas görevimizi hatırlatıyor.
İsimlerinin sonu ‘izm’ edasıyla biten bütün mezheplerin, aradıklarını nerede bulacaklarını sen belirteceksin.! İslam’a ‘çağdışı’ diyen tarih öncesi şen’i hayvanların çağdışı diye anılacağı çağı sen açacaksın.! Allah’a ve Resul’üne yanaşır gibi olup da şeriatı reddetmeye kalkışanların; Güneşe evet ama ışığına hayır derecesinde bir abes telkin edici tımarhanelikler veya mantık dolandırıcıları olduğunu sen ispat edeceksin.! Hasılı İslam’ı topyekun genişliğine madde ve derinliğine ruh planında sen temsil edecek, sevdirecek, yayacak, döşeyecek, cihazlandıracak, nakışlandıracak ve dipsiz fezayı ören bunca yol arasında tekleştireceksin.
Aziz kardeşlerim yazımı sonlandırmadan şu alıntıyıda yapmak istiyorum. Yine üstad Necip Fazıl Kısakürek biraz öncede belirttiğim "Hicri 15. Asrın Hitabesi"nde bir bölümde peygamber efendimizi anlatırken aynen şöyle diyor; "Allah Sevgilisi’nin veda haccında kızıl tüylü bir devenin üstünde akşam güneşi ufka yaslanıp, mercan rengi gözyaşlarını dökerken yüzbin sahabiye karşı söyledikleri bir söz var. Bir İngiliz tarihçisinin “İnsan kelamı hiçbir devirde bu yüksekliğe ulaşamadı.” dediği bir söz; Şu söz; “İşte zaman devrini yapa yapa çıktığı noktaya, başlangıç noktasına vardı.” Gerçekten kelam, bu noktaya çıkamaz. Bu sözde kainatın o gün yaratılış gayesine vardığı, bu gayenin de İslam ve son Resul olduğu hikmeti pırıldıyor. Ve işte esas; muazzez İman gençliği: İslam takviminin on beşinci asrına dört ve yirmi birinci asra 24 yıl kala bugün zaman ana gaye etrafında 1396 devir ve türlü helezonlarla devrini yapa yapa, insanlığın maddede en marifetli, Ruhta ise en hafakanlı demine, bir kurtarıcı bekleme demine, ikinci gaye noktasına, sana kadar geldi. Fıkırdayan bir zift denizinde, gövdeleri ve kafaları kayıp, kolları göğe doğru “imdat” isteği için insanlık, ne bulursa İslam’ın on beşinci asrında bulacak ve bulduğunu Türk kaynaklı olarak elde edecektir. Kaynak tek ve mutlak; O !. Kainatın Efendisi."

Veda ederken: Manası ve bizdeki yeri derin olan...GÜL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder