28 Kasım 2010 Pazar

Allah'la Kul Arasına Girilir mi Girilmez mi?

Sen raftaki bir kitabı almak için bile araya vasıta katar; iskemleye çıkarken, sen vapurdaki yolcuyu seçmek için bile vasıtasız hareket edemez, eline bir dürbün alırken....
ALLAH'a vasıtasız ermekten, hatta tapmaktan nasıl bahsedebilirsin?

Köprüden Üsküdar'a geçmek için bile vasıtasız kalsan bütün Karadeniz'i dolanmaya mecbur olan sennn!!!!..

En büyük vasıta O, PEYGAMBER, PEYGAMBERİN PEYGAMBERİ. . . .
Sonra SAHABİ
Sonra VELİ
Sonra ALİM
Sonra MÜSLÜMAN. Sadece basit ve kuru bir MÜSLÜMAN....

27 Kasım 2010 Cumartesi

Ağlamak isteyenler için "Canım Kardeşim"

Bu filmi ilk 7 veya 8 yaşlarımda izlemiştim. O yaşlarda Kahrama karakterinin üzerimde bıraktığı etkiyi bir zaman atamamıştım. Çoğu kimse izlemiştir Türk Sinema tarihinin en duygusal en dramlı en gerçekçi en dokunaklı ve gerçekten içten ağltan filmi olan Canım Kardeşim'i... Film 1973 yılında vizyona girmiş. Oyuncularını gördüğümde bir komedi filmi sanmıştım. Öyle türk sinemasının çapkın oyuncusu Tarık Akan, hababam sınıfının güdük necmisi Halit Akçatepe, gülüşü ile bizleri güldüren Adile Naşit, usta oyuncu, komedyen, sanat adamı Kemal Sunal, Metin Akpınar, Sıtkı Akçatepe... Bu isimleri saymak bile yetiyor insanın gülmesi için. Fakat film öyle değil işte. Usta yönetmen Ertem Eğilmez'in penceresinden 1970'lerin Türkiye'si çok gerçekçi bir şekilde gösterilmiş seyirciye. Adeta bir belgesel tadında film. Filmi dün yine izledim ve bazı notlar çıkardım izlerken tabii gözlerim rutubetli bir şekilde..:((

Serbest Kürsü'nün 6. sayısı yayınlandı...

Aziz kardeşlerim bundan bir hafta önce yayına almam gereken 6. sayımızı bir hafta geciktirdiğim için özür diliyorum. Bu sayımız genel olarak sosyo-kültürel, politik meseleler, siyasetimiz ve arka planda kalanlar üzerine yoğunlaşmıştır. Aziz kardeşim Ufuk'un bu sayımızda kaleme aldığı yazılar gerçekleri görmek bakımından oldukça ehemmiyetlidir. Ben ise ekonomik, kültürel ve politik meseleler üzerine çözüm önerileri sundum. Dilerseniz sizi dergimizin 6. Sayısı ile başbaşa bırakıyorum.

21 Kasım 2010 Pazar

Alternatif çözüm önerileri-5

Dizinin beşinci bölümü ile karşınızdayım. Bu bölümde Türkiye ekonomisinden, yerli üreticinin çin karşısında ezilmesinden ve üreticinin ucuza mal üretmesinin nasıl mümkün olacağından bahsedip alternatif çözüm önerileri sunacağım.

Çin'i bilirsiniz. Birçok ülkeyi açık pazarı haline getirmiş son yüzyüılın en büyük ekonomilerinden birisi haline gelmiştir. Peki bunu nasıl başarmıştır hiç düşündünüz mü? Şöyle bir alışverişe çıktığımızda neredeyse her eşyanın etiketinde Made İn China damgasını görürüz. Adamlar üretiyor ürettiğini ucuza satıyor ve ekonomiside büyüyor bu büyüme halkınada yansıyor. Türkiye'nin örnek alması gerektiği ekonomi modeli çindir. Peki Çini diğer devletlerden ayıran en büyük özelliği nedir? Nüfusunun kalabalık yada topraklarının büyük olması değil. Çok ucuza enerji üretip ürettiği enerjiyi çok ucuza kullanabilmesidir. Bunu nükleer enerji santralleri ile gerçekleştirmektedir.

20 Kasım 2010 Cumartesi

Newyork'ta Beş Minare (İnceleme)

Filmin incelemesini yapmadan evvel filmin konusunu hatırlamak filmi izlemeyenler için iyi olacaktır.
Kırmızı bültenle aranan ve ismi fenomene dönüşen radikal dinci bir örgütün lideri Deccal kod adlı suçlunun Amerika’da yakalandığı bilgisi gelir. Teşkilatın en başarılı iki polisi Amerika’ya suçluyu teslim almaya giderler. Bundan sonrası kolay gibi görünür ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir. İstanbul, New York, Bitlis üçgeninde geçen hikaye, yakın dönemin Türkiye’sini sorgularken, 11 Eylül sonrası Amerika ve dünyanın İslam ile olan paranoyasının altını çizecektir.
Film Newyork, İstanbul, Bitlis üçgeninde geçiyor. Filmin siyasi ve dini mesajlar  verme kaygısı ile hazırlandığı aşikâr. Filmin ilk izlediğimde beklentilerim çok yüksekti. Filminden önce fragmanı izlemek bana film hakkında ümit vermişti. Şunu söyleyeyim. Filmin ilk 30 dakikası aksiyon yönünden tatmin edici. Fakat filmin devamında durağan bir hal alması aksiyon sineması seyircisi için bir hayal kırıklığı.

18 Kasım 2010 Perşembe

Blogun tasarımı üzerine birkaç cümle...

Blogumun eski teması Sultan Ahmet Camii bannerlı yellow face teması idi. Yaklaşık üç ay o temayı kullandıktan sonra en nihayetinde şimdiki görmüş olduğumuz kendi tasarımım olan ea Theme V1.453 temasına geçtim. Bazı arkadaşlarımdan mailler aldım. Sen rockcımıydın diye yazmışlar bana. Ben güzel olan her müziği dinlerim.
@ Arkadaşlar
  • Arabesk dinlersen Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay
  • Rock dinlersem Erkin Koray, Cem Karaca, Kıraç
  • Hafif müzik dinlersem Barış Manço
  • Pop dinlersem Ajda Pekkan
  • Halk müziği dinlersem Neşet Ertaş, Orhan Hakalmaz
  • Rap dinlersem Sagopa Kajmer
  • Reggae dinlersem Bob Marley

17 Kasım 2010 Çarşamba

Ses Çıkarma (Kendi şiirlerimden)

Ses Çıkarma

Çatladı yavaş yavaş sabır taşı,
Onlar doydu, yokken milletin aşı.
Bilemedim ben, bu neyin savaşı.
Dedi: Deviririz hükümeti ses çıkarma.

Darbe imiş bu işin temel taşı,
Yoruldum artık veremem bu uğraşı.
İşte oyun bu, buda yapılışı!
Dedim: Ebedi değilsiniz siz orada.

İşi çözmek kâr etmedi bana,
Kaynadı kazan lâkin gelmedi tasa.
Hep verdik bak doldu taştı kasa.
Dedi: Yazarım ismini sürgün duvara.

Asi deyip atarlar hemen içeri,
Cismini değil ama satarlar ismini.
Haindi derler sonra keserler kelleni.
Dedim: Gelecekse sonun kes durma.

Bak işte gereken yapılıyor,
Satır değil fakat satır iniyor.
Bitti her şey bak defter kapanıyor.
Dedi: Ben demiştim sana ses çıkarma.
                                        Eyüp Aktuğ

Okurlarımız artıyor, Allah eksikliğini göstermesin (:

Sizlere bu hafta ki hit grafiğimi paylaşmak istedim. aşağıya grafiğin resmini yerleştirdim.
Bloguma ziyarette bulunan okurlarımın ülkesel dağılımı şöyle(10.11.10-17.11.10)
  1. Türkiye (5.795)
  2. Amerika Birleşik Devletleri (1.204)
  3. Almanya (172)
  4. Hollanda (112)
  5. Rusya (75)
  6. Kanada (66)
  7. Letonya (25)
  8. Birleşik Krallık (22)
  9. Güney Kore (18)
  10. İsviçre (14)

16 Kasım 2010 Salı

Tanıdık gibi ama çıkartamadım (:

Aziz kardeşlerim iki senedir yazıyorum farkettimde kendimi sizlerle tanıştırmayı unutmuşum. Dün akşam yemek yaparken çekindiğim bir fotoğrafı sizlerle paylaşmak istedim. Biraz müdahale edilmiş resme ama idare edin artık. Resimdede görüldüğü gibi özellikler;
  • Dikine 175 cmdir dünyaya 65 kg lık bir kuvvet uygular.
  • Saç ve sakal tarzı acayiptir.
  • Uzaktan komünist yakından büyük doğucudur.
  • Yemeklerden iyi anlar.
  • Akademik kariyeri şuan için iyi gitmekte(öğrencilik durumu).
  • Blog yazar, hikaye yazar, şiir yazar, dergi yazar vs... ve yazar.
  • Çizmek ister fakat yeteneği yoktur.
  • Galatasaraylıdır, Sivassporludur, Tokatsporludur ve Juventusludur.
  • En küçük hayali bu blogu torunlarına miras bırakabilmektedir.
  • En büyük hayali Türk Cumhuriyetlerinin birleşmesi ve Turan Birliğinin kurulmasıdır.
  • ....................

Sükûtun Senfonisi-2

Ey sahte müslümanlar yani bizler!
Zalimin zulmü karşısında ses çıkarmayan, mazlumun yanında bulunması yetimin hakkını savunması gerekirken bir tekmede sen vuran sahte müslüman. Adı müslüman fakat bir müslümanın taşıması gereken bütün sıfatlardan yoksun. Taşıdığı tek sıfat ise "MÜNAFIK" kelimesidir.

Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (SAV)'in şu sözü aslında vaziyetimizi izah eder nitelikte.
Komşusu açken tok yatan bizden değildir.
Bugün kapitalist dünya düzeninde gökdelenler arasında kaybolan hayatları gözönüne aldığımızda ülkemizde burjuvayı çıkardığımızda nufüsumuzun büyük bir bölümü açlık sınırında yaşamakta. Ve Türkiye şöyle dursun gözlerimizi biraz öteye yani Afrika'ya çevirelim. En aşağı 250 veya 300 milyon insan aç yaşarken bizler nasıl olurda başlarımızı yastığa koyup rahat bir uyku uyuyabiliriz.

'Kurban Bayramı'nın ehemmiyeti üzerine...

Bugün Kurban Bayramı'nın ilk günündeyiz. Hepimizde büyük bir heyecan ve sevinç var. Ve az sonra akrabalarımızın, arkadaşlarımızın, dostlarımızın ve hakkın rahmetine kavuşmuş olanların ziyaretine gideceğiz. Bayramı doya doya yaşayacağız. Durumu iyi olanlar kurban vazifesini yerine getirecekler ve kardeşliği kardeş olmayı birkez anlayacağız. Dostlarımız ve akrabalarız ile dargın isek barışacağız. Bu bayramda bir yüz gram et bile alamayan kardeşlerimizin sofrasına et girecek.

Bu açıdan kurban bayramının ehemmiyeti insanları birbirine yaklaştırma ve insan olma ortak paydasında birbirimizi gözetme konusunda büyüj bir önem arzetmektedir. Ancak dünyanın farklı bölgelerinde bırakın et yemeyi bir lokma ekmeğe muhtaç insanlar yaşamakta.

Nice Bayramlara...

Mübarek Kurban Bayramınızı tebrik eder evvela İslam Alemine, vatanımıza ve milletimize hayırlar getirmesi yüce Allah'tan dilerim.

 Veda ederken: Resmi büyütmek için üzerine tıklayın.

15 Kasım 2010 Pazartesi

e-aktug.com'mu yoksa eaktug.com'mu ?

Arkadaşlar bildiğiniz üzere iki senedir e-aktug.com adresinde ikamet etmekteyim. Fakat e ile a harfleri arasındaki tire sebebi ile şık durmuyor gibi bazı maillet aldım.(arkadaşlar tarafından). Bende o halde aradaki tireyi kaldırıp eaktug.com adresine geçeyim mi diye düşündüm. Yıllardır bu adres üzerinden seslendim sizlere. Şimdi yeni bir domain adı yani eaktug.com ile mi yoksa bizim emektar e-aktug Blog'un yerleşmiş olduğu e-aktug.com alan adı ile mi devam edeyim. Bir anket başlatacağım sonuçlara göre karar vermeyi planlıyorum.

Wanted! Sivasspor'um sana ne oldu.

Yine, yeniden, yenilerden... Siyaset üzerine yazacağımı düşündüyseniz yanıldınız. Birzamanların -çok değil iki sene önce- süperligi kasıp kavuran büyük takımların belalısı haline gelen Sivasspor şimdilerde anadolu takımlarına garanti 3 puan olarak gözükmekte. Bence bunun bir numaralı suçlusu başkandır. Ve de eski teknik direktör Bülent Uygun. Makinanın işleyen dişlililerini yerinden çıkarırsanız makina elbette bozulur. Sivasspor'dada işler bu vaziyete bu şekilde geldi. Bu taraftarı bu şehri ve bu halkı kimsenin üzmeye hakkı yok. Taraftarı sadece bilet satışlarında bir araç olarak görüyorlar ise bundan sonra hiçbir maçına gitmeyeceğim. Bütün Sivas'lı taraftarlarıda maçlara gitmememeye davet ediyorum.

12 Kasım 2010 Cuma

En nihayetinde hastalandık...

Sivas'ta havalar iyiden iyiye soğumaya başladı. Şu sıralar güneşli gözüksede sakın aldanmayın. Biz bir kere aldanıp sabahın köründe halı saha maçı yaptık ve şifayı kaptık. Gerçi maçı yendik yenmesine ama hastalanmamız kötü oldu. Hafif hafif öksürüyorum bu yazıyı yazarken. Allah'tan ailem yanımda(bu konuyu sizlerle daha önce paylaşmamıltım. Ailemide yanıma aldım artık çok mesudum (:). Biraz nane limon biraz sıcak ortam ve birazda anne şefkati ile üç beş gün sonra kendime gelirim. Birazdan üni. gideceğim. Öğleden sonra lab. dersim var. Raporlarımızı yazdık hesaplamalarıomızı yaptık herşeyimiz tamam. Bu seferde eksik derse- ki öyle bir ihtimal var- artık lab. derslerine küseceğim. Bugün bir arkadaşımı Ankara'ya yolcu edeceğim. Önümüz bayram zaten zar zor bilet bulduk onuda kaçırmasın...

10 Kasım 2010 Çarşamba

Serbest Kürsü 5. Sayısı çıktı

Serbest Kürsü'nün 5. Sayısı şu saat itibari ile yayında. Bu sayımızda genel olarak Felsefi konuları işledim. Ufuk kardeşim ise gündem ve siyasi mevzular ile ilgili konuları ele aldı. Zaten dergiyi okuduğunuzda göreceksiniz. Bu dergide 5. sayımıza özel olarak benim yazmış olduğum ve daha önce blogumda tefrika şeklinde yayınladığım UYANIŞ adlı hikayeyi sizlere sunduk. Selam ve dua ile...

9 Kasım 2010 Salı

Sükûtun Senfonisi-1

"Yaşanmaya değer hayat nedir? Onu bul ve ölümsüzlüğe geç!" Bir fikir adamının perdeleri kaldıran bu sözleri zihnimin karanlık odalarına ışık tutup, beni ellerimden tutup fezaya çıkarırken aynı zamanda kulağıma şu esrârı fısıldıyordu. "Tek damla kan ve bin tane kaygı, ızdırap...". Bu sözler kulağımda hâla yankılanırken mâanayı idrak acılarının en büyüğünü yaşıyor, belki de geçmişin pişmanlığının tesiri altında kıvranıyordum. Geride kalan senelere baktığımda bir amaç ve gaye gütmeden sadece boşlukta mekan işgal edip, nefes alıp vermekten başka bir niteliği olmayan bir canlıyı görüyordum. Geçmişin pişmanlığının dayanılmaz ağırlığında ruhum ezilirken bir film şeridi gibi günlerim gözlerimdeki perdeden akıp geçiyor akıl dişimi ağrıtıyordu. Ancak şükretmedende yapamıyordum. Mânaya erişmek için bir ömür daha beklemenin ve ruhun idrakına bir ömür sonra erişmenin vereceği ızdırap daha büyüktü.

7 Kasım 2010 Pazar

Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu (İnceleme)

Takdim
- Bu eser İdeolocya Örgüsü'ne bağlı olarak benim en başa alınması gereken verimlerimden biri...
- Eser 20 yılı kadar önce Ramazan ayında ve üç defada konferans şeklinde verilmiş ve üç gece teravihten sahur vaktine kadar sürmüştür.
- Geçen seneye gelinceye dek teyplerden naklen kaleme alınarak tarafımdan titizlikle muhafaza edilen ve birdenbire kitaplık çapta ortaya çıkarılmasını bekleyen üstüne titrediğim eserimi, temiz ve hatasız baskı, emniyet ve itinası içinde nihayet kitaplaştırıyorum.
Evet, Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in üstadında belirttiği üzere geçmiş konferanslarından bizzat kendisi tarafından büyük bir titizlik içerisinde ve hatasız derlenmesi ile oluşturulan zamanında Batı tefekkürü ile düşününen bir adamın daha sonra İslam tasavvufu ile tanışıp hadiseleri her iki pencereden görüp okumak gerçeği bütün çıplaklığı ile ortaya döküp öyle sunmak okuyana büyük bir keyif vermekte. Bir fikir kitabı olmasına karşı adeta bir polisiye romanmış gibi gayet akıcı bir üslup ile tek bir nefeste hatmedilecek türden bir kitap.

Umut (Kendi şiirlerimden)

UMUT
Eski bir masa var.
Bu yeni odada.
Odayı mı eskitmek gerek,
Masayı mı yenilemek.
Üşüyorum...
Ateş kalmamış hiç sobada.
Sobayı mı yakmak gerek,
Yazı mı beklemek.
İşte yaktım sobayı,
Artık odam sıcacık.
Çayı da demledim işte.
Püfür püfür...
Üzerine karanfil mi gerek.
Kokuyu süpürür...
Kapı çaldı geldi birisi.
Postacı seslendi:

6 Kasım 2010 Cumartesi

Varlığı yoklukta arayan budala !

Eski zamanlarda Uzak Asya dediğimiz coğrafyada Konfüçyüs denen bir adam ahlak üzerine öğretiler vermeye başlamış. Bu felsefe o coğrafyaya öylseine tesir etmişki Budizm denen bir oluşumunda temellerine zemin hazırlamış. Budizmin hedefi, hayattaki acı, ızdırap ve tatminsizliğin kaynaklarını açıklamak, ve bunları gidermenin yollarını göstermektir diye tanımlanmıştır.

Madem ki hayatta ızdırap var ve bu ızdırapların kaynağıda hayatımızda ki ihtiraslarımızdan gelmekte, o halde budizme göre Nirvanaya ulaşabilmek için hayata dair herşeyden vazgeçmeli, dünyaya ait hiçbir aksiyon göstermemelidir. Velhasıl Budizm çözümü intiharda görmüştür. Bu dünya hayatının içini boşaltan bu inanış, günümüzde Yoga denilen uydurma bir öğreti ile tekrar kıpırdanmaya başlamıştır.

Bu noktada inançlara saygısızlık yapmıyoruz. Zira Budizm bir inanç değildir. Sadece bir görüştür. Bir önceki yazımda(Devler kıvranıyor, cüceler çırpınıyor...) bahsettiğim üzere avrupa ve amerika bugün manasızlığın sıkıntısını çekmekte ve hal böyle iken bunun gibi çağ öncesi görüşlere mana diye sarılmaktadırlar.

3 Kasım 2010 Çarşamba

Devler kıvranıyor, cüceler çırpınıyor...

Üstad bir konferansında şöyle bir tabir kullanmıştı: "Devler kıvranıyor, cüceler çırpınıyor...". Bu sözün manasını idrak edebilmek aslında meseleyi çözmek ile eşdeğerdir. Şu asırda insan makinanın hakimiyetine girmiştir. Batı kendi yaptığı makinanın esiri olmuştur. Madde yönünden doyan emperyalist batı devletleri ve amerika manaya erişemediği ve hiçbir zamanda erişemediği için bu meseleye bir çare bir formül aramakta adeta kıvranmaktadır. Amerika ve avrupada meydana gelen intiharlar bunun en büyük göstergesidir.

Batı bu hal içerisinde iken yüzyıllar boyunca emperyalist batılı devletler tarafından sömürülmüş devletler ise çırpınmaktadır. Yani manaya sahip olmakla kurtuluşa eremeyen ve madde planında eksik kalan devletlerde şu asır içerisinde çırpınmaktadır. Çare nedir peki-diğer yazılarımda defalarca vurguladığımı yine söyleceğim-;

Yazar olmuşsun ama adam olamamışsın !

Bu yazımda birilerinin ismini vermeyeceğim. Ama neyi kastettiğimi tahmin edeceksiniz. Birkaç gün önce bir gazetenin başyazarı bir adam(!) başbakanımıza, bakanlarımıza ve dolayısı ile milletimize küfretmişti. Bu olaydan sonra görevinden istifa ettiğini öğrendim. Fakat biraz önce o gazetenin internet sitesinde görevine tekrar getirildiğini duyunca irkildim. Yazarlık mesleği bu kadar mı ayaklar altına alınır. Yazımı bunlar gibi edebten nasibini almamışlar için uzun tutmak istemiyorum. Bu satırlar onlara fazla gelecektir. Vesselam...