31 Ekim 2010 Pazar

UYANIŞ / 4. Bölüm


Önemli uyarı: Bu hikayede yer alan kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.

4. Bölüm 
Kapı zili uzun uzun çaldı. Sabahın bu saatinde kimseyi beklemiyordum. Merakla kapıyı açtım. Gelen küçük torunum Turan idi. Elleri arkasında ağır adımlarla evin içine girdi. Hayırdır Turan, ne oldu diye sordum. İnce sesi ile:


— Dede evde çok sıkılıyorum. Abim hep ders çalışıyor. Babam da bugün hastanede nöbetçi bende senin yanına geldim.

Geç bakalım salona diyerek torunumla öğleye kadar biraz vakit geçirdim. Kızım Hatice’yi arayarak merak etmemesini Turan’ın yanımda olduğunu söyledim. Saat bire doğru mecmuaya gitmem gerekiyordu. Bu sebepten torunumu evine bırakıp Anadolu yakasına geçtim. Bu sefer ki tefrika için randevumuza ben misafir olarak gidecektim. Mecmuaya ulaştığımda Behçet, Murat ve Mehmet’in beni okuma salonunda beklediklerini gördüm. Selam verip salona girdim. Bana geçen hafta ki sayının yüz bin civarına ulaştığını söylediler. Hatıralarımın ilgi çekmesi beni memnun etmişti. Mehmet:

— Mustafa Abi, ben geçen hafta sohbetimize katılamadım. Hastalanmış olduğumdan ancak yeni iyileşebildim. Fakat 3. Bölümü okuduğumda gerçekten üzüldüm. Bu hafta nereden devam edelim.

Haklısın Mehmet geçen hafta sohbetimiz çok güzel geçti. Artık senin şanssızlığında mı nedir bilemedik. Evet arkadaşlar bu hafta yazarlık yıllarım ve meslekte yükselişim ile devam edeceğiz. 3. Bölümde de vurguladığım gibi mücadelemizde esas güç kalemin sahip olduğu güçte idi. Amacımız vatandaşa bir şeyleri öğretmek değil sadece bir şeyleri hatırlatmak ve bu derin uykudan bir an evvel geç kalmadan uyandırmaktı. Yazarlık yıllarımın başında sağ görüşlü bir gazetede yazmaya başladım. O zaman ki hükümette sağ görüşlü bir parti idi. Ben her zaman tarafsız bir gözle yazmaya çalışmışımdır. Fakat bu o dönem için bende görülmek istenmeyen bir özellikti. Çünkü yeri geldiğinde hükümeti tebrik ediyor, yeri geldiğinde ise hükümetin yapmış olduğu yanlışları eleştirerek madalyonun her iki yüzünü de okuyucuya göstermeye çalışıyordum. Bunu birileri istemedi. İlk 3 senem bu şekilde zaman zaman sansürlenerek geçse de hiçbir zaman yılmadım. Ve en nihayetinde objektif tarafsız bir gazete de bir köşe bularak yazarlığa tekrar başladım. Bu aradaki bir yıllık aksama benden bir şeyler almamış aksine daha da hırslandırarak içimdeki yazma aşkını daha fazla alevlendirmişti. Bu şekilde 7 yıl boyunca aynı gazetede yazdım. Ve en nihayetinde çok değerli bir arkadaşım ile bir siyaset ve kültür dergisi hazırlamaya karar verdim. İlk başlarda maddi yetersizliklerden dolayı sadece sınırlı sayıda okuyucuya ulaşan dergimiz iki üç yıl içerisinde kendisini toparlayıp 15 günde bir yayımlanmasına rağmen aylık 500 Bin satışına ulaşmayı başardı. Şüphesiz bunda bu yola beraber çıktığımız Umut Kardeşimin büyük payı vardı. Konuşmaya o kadar kendimi kaptırmışım ki Behçet’in sesini geç fark ettim. Behçet:

— Mustafa Abi, bu tefrikanızın son bölümü artık bu noktadan sonra değerli okuyucularınıza vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Son olarak söylemek isterim ki. Evvela Türk Milletinin her bir ferdi başta olmak üzere bütün Müslüman alemine seslenmek istiyorum. Ortaçağ döneminde Avrupa denen karanlık uygarlık aşamasına gelememiş bir medeniyet o zaman ki Anadolu ve Mezopotamya havzası ile bugün yer değiştirmiştir. Büyük Üstâd bunu çok güzel izah etmiştir. Bende onu tekrarlamaktan öteye gidemeyeceğimden aynen aktarıyorum. Çünkü yüce Allah kelamına inanıpta uymayanlardansa, inanmayıpta uyanları dünyaya hakim kılmıştır. Bu aşamadan sonra her bir fert atasının kendisine miras bıraktığı Türk’ün öz ruhunu barındıran İslam iksirini içmeli ve yüce Allah’ın kelamına inanıp aynı zamanda uymalı ki bugünün Avrupa ve Amerikası Anadolu ile yer değiştirsin. İşte milli kurtuluşumuzun tek reçetesi budur. Bundan başka bütün kurtuluş çareleri yalan aldatmaca olacağından kurtuluşu İslam’a sarılmak olarak görmek ve kendimizi yüce Allah’a teslim edip esas özgürlüğe kavuştuğumuz an hem peşinden milli kurtuluşumuz gelecek hem de Türk esas kimliğine kavuşacaktır.

Saat iki de gelmiştim mecmuaya şimdi saat yediye geliyordu. Zaman öylesine akıp geçmişti ki mecmuada bizde başka kimse kalmamıştı. Üç gün sonra tefrikanın son bölümü yayımlanacaktı. Son bölüm olması münasebeti ile ortam biraz sessizdi. Belki de bunun hüznü çökmüştü içimize. İşte yoklukta varlığı bulan ve hakikate ulaşabilmek için mücadele eden bir adamın hikâyesi… İnişli çıkışlı başlayan bu yolculuk henüz bitmiş değil. Bu dava ateşine bir mum ışığı kadarda olsa bir katkıda bulunabildiysem ne mutlu bana.

SON

1 yorum:

  1. seni tebrik ederim kardeşim.çok güzel bir hikaye idi.

    YanıtlaSil