23 Ekim 2010 Cumartesi

UYANIŞ / 3. Bölüm



Önemli uyarı: Bu hikayede yer alan kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.

3.Bölüm
Güneş yavaş yavaş batıyor, bütün kızıllığı ile adeta İstanbul’u kırmızıya boyuyordu. İlk iki bölüm benim açımdan çok güzel bir etki bırakmıştı. Üçüncü bölüm için Behçet ve ekibi ile birlikte benim evde randevumuz vardı. Onlar için birkaç bir şey hazırladım. Biraz geçtikten sonra kapı çalındı. Gelenler Behçet ve Murat idi. Mehmet’i sordum, Murat cevapladı:

— Mustafa Abi, Mehmet iki gündür hasta şuan evinde istirahat ediyor. Ancak üç dört güne iyileşip yeni sayı için hazırlıklara başlayacak.

Şu sıralar İstanbul’da galiba salgın var. Benim torunlarımda Antalya’dan döndükten sonra hastalandı. Umarım biran önce iyileşir diyerek esas mevzuumuza girmek istiyordum. Bu hafta üçüncü bölümü okuyucuya ulaştıracağız değil mi? Diye sordum Behçet’e:

— Evet, Mustafa Abi. Geçen hafta “Üniversite ve Zindan Yılları” adlı bölümü yazmıştık. Bu hafta hapishane yıllarınız ve hapishaneden sonra ki değişen yaşantınız ile devam edelim.


Tam 16 yıl boyunca hapishanede Fazıl Amca sayesinde çok şey öğrenmiştim. Bir Müslüman’ın ne yapması gerekiyorsa elimden geldiği kadarı ile onu yapmaya çalışıyor günlerimi bu şekilde geçiriyordum. Haftada bir kere ailem görüşe geliyor bana umut veriyorlardı. Ne oldu nasıl olduysa 16 yıllık hapishane yaşantımın 9. yılında memlekette AF ilan edildi. Nihayet 32 yaşımda özgürlüğüme kavuşmuştum. Özgürlük dediysem parmaklıkların kaldırılmasından bahsetmiyorum. Zindan ile birlikte beni bulan ruhumun özgürlüğüne tam manası ile kavuşmuştum. Zehra ablamın 3 çocuğu olmuştu. Behiye ablam ise henüz evlenmemiş, mesleğinde ilerlemek için var gücüyle çalışıyordu. Hemen bir iş bulup aile bütçemize katkıda bulunmam gerektiğini anladım. Çünkü ailemin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar henüz geçmiş değildi. Cezaevinden arkadaşım olan İbrahim’i ziyarete gittim, iş konusunda bana yardımcı olabilirdi. Beni bir tersanede işe yerleştirdi. Bu işte 2 yıl çalıştıktan sonra artık bir yuva kurmanın vaktinin geldiğini anladım. Eşimle tanışmamız ise şöyle olmuştu; Ben bir akşam tersanede işlerimi bitirip eve dönerken mahallemize yeni bir ailenin taşındığını gördüm. Bu gibi durumlarda ailenin taşınmasına yardım etmek adettendir diyerek bende yardım ettim. Eşim Elif’i de o ailenin ortanca kızı olarak gördüm o anda ona karşı hislerim yavaş yavaş başladı. Derken artık küçük kız kardeşi vasıtası ile mektuplaşmaya başladık. Zamanla ailelerimizde tanıştı ve küçük bir törenle nişanlandık. Tersane işinden ayrıldıktan sonra biriktirdiğim para ile ev eşyaları vs. masraflarını karşıladım. Ve en nihayetinde 1993 senesinin Nisan ayında evlendik. Ve bu evlilikten bir oğlum oldu. Adını Yusuf koyduk. Onu benim düştüğüm hatalara düşmemesi için elimden ne geliyorsa yaparak yetiştirdim. Şimdi is Yusuf hakikatli bir Doktor oldu. Mesleğinde 5. senesini dolduruyor. Sohbet uzayıp devam ediyordu. Ancak bundan büyük bir keyif alıyorduk. Behçet girdi araya:

— Mustafa Abi, peki yazarlığa nasıl başladınız, bize birazda ondan bahsedebilir misiniz?

Üniversite’den mezun olamadan hapse girmem aslında aklımı başıma getirmişti. O günden sonra daha fazla okuyor, daha fazla irdeliyor, daha fazla araştırıyor ve hakikatin idrakine daha fazla varıyordum. Bu noktadan sonra yazı ve şiir konusunda kendimi var gücümle geliştirmeyi amaçladım. Çünkü esas mücadele topla tüfekle verilmiyordu. Esas mücadele kalemin gücünde saklıydı. Birçok konferansa katıldım. Gerek dinleyici olarak gerekse konuşmacı olarak, hepsinden kendime bir pay biçtim. İnsanın bildiğini söylemeyip susması kadar korkunç bir vaziyet yoktur. Bu sebepten dolayıdır ki çeşitli mecmualarda bildiğimi gücümün yettiğince söylemeye bu davanın sesini duyurmaya çalıştım. Şimdi geriye dönüp bakıyorum da başarısız olduğum söylenemez. Türkiye son yıllarda demokrasi adına çok büyük gelişmeler yaşadı. En başta referandum yani halk oylamasının sonuç ne olursa olsun ehemmiyetini anladı. Bundan dolayıdır ki Türkiye’de birtakım zararlı yani Türkiye’nin gelişmesine engel teşkil edici sistemler yavaş yavaş kaldırıldı. Birileri kendini bu dava yolunda feda etmeseydi bu noktaya nasıl gelebilirdik ki! Demokrasi şehidi Adnan Menderes’in, bir diğer şehidimiz Turgut Özal’ın tamamlayamadıkları hedefe ulaşmak için her bir birey var gücü ile çalışmalıdır, ben de yazılarım ile bu büyük ateşe en azından bir mum ışığı dahi katkı sağlayabilmek amacını taşıyarak yazıyorum ve yüce Allah ömür verdikçe de yazmaya devam edeceğim.

Sohbet o kadar güzeldi ki, saat neredeyse gece yarısını bulmuştu. Çaylarımız soğumuş, hava biraz ayaza çekmişti. Mehmet telefon ile aradı:


— Mustafa Abi, randevunuz nasıl geçti.

Haftaya mecmuaya vereceğiz Mehmet kardeşim. Okuyunca sohbetimizi eminim ki biran önce iyileşmek ve diğer sohbetlerimize katılmak isteyeceksin. Mehmet’e karşı verdiğim bu cevap Mehmet’i sohbeti kaçırdığı için üzmüştü. Saat bayağı bir geç olmuştu. Behçet’in evi Anadolu yakasında olduğundan bu gece onu misafir ettim. Murat ile vedalaşıp bir sonraki sohbette görüşmek üzere uğurladım.

Devam edecek...

1 yorum:

  1. kardeşim.yüreğine sağlık.her bölümü ayrı bir tat veriyor bana.tebrikler

    YanıtlaSil