25 Eylül 2010 Cumartesi

Bir kaç söz-8

Banu Avar adlı yazarın şu yazısıa cevaben yazdığım yorumun orjinalidir.
@ Banu Avar

Bizlerin tek sorunu hoşgörü gösterememek evet ne yazıkki farklılıklarımıza tahammülümüz yok. Halk oylamasında HAYIR oyu kullananların kadar EVET oyu kullananlarında iradesi saygıdeğerdir. Eğer ki büyük düşünür Mevlana'yı yeteri kadar idrak edebilseydik şuan ne Kürt Meselesini tartışıyor olurduk nede başörtüsü meselesini tartışıyor olurduk.

Meclis çatısı altında uzlaşamayan vekillerimizin gelin bunu halka soralım onlar ne diyorsa o olsun dediler. Doğal olarakta bu paket için halk oylamasına gidildi ve halk evet veya hayır olarak iradesini ortaya koydu. Bu noktada halkı sen evetcisin sen hayırcısın olarak kutuplaştırmanın bölücülükten farkı yoktur.

Yazınızın son bölümünde Türkiye'yi ABD'nin atadığı krallar tarafından yönetilen şehir devletçiklerine dönüşeceğine vurgu yapmışsınız. Türkiye hiçbir zaman başka bir devlet tarafından yönetilen bir devlet olmamıştır. En buhranlı zamanlarımızda dahi bizler kimsenin manda ve himayesini kabul etmedik. Ve yüreğimizdeki iman ve damarlarımızdaki Türk kanından güç alarak bugünlere kadar çıkabildik. Şu asırdada sizin teorilerinizin pek mümkün gözükmediği aşikardır.

24 Eylül 2010 Cuma

Yeni sayımız sizlerle: Serbest Kürsü

Çok değerli takipçilerim "Serbest Kürsü" adlı e-dergimizin ikinci sayısı Allah'ın izinyle bu haftasonu çıkacak. Bu sayımızda genel olarak iki adet makalenin dışında sosyal ve siyasal içerikli gündemle ilgili beş veya altı adet şiirlerimi yayımlayacağım. Dergiyi ortak hazırladığım aziz kardeşim Ufuk ise dergimize yazmış olduğu yazı dizileri ile katkı yapacak.

Logomuzu değiştirmeyi düşünmüyorum. Şu aralar Ufuk kardeşim ve ben bir hayli yoğun olduğumuzdan bloguma gereken ilgi ve alakayı gösteremedik. Ancak daha sık yazılı ve işitsel paylaşım yapacağım.

Şimdilik bu kadar. Dediğim gibi haftasonu düzenlemelerimizi inşaallah hallederiz ve yüzümüzün akı ile bitiririz. Sağlıcakla...

Sorgu (Kendi şiirlerimden)

SORGU
Sordular ertesinde bu dava niye?
Öksüz bırakamam emanet diye.
Artık geçti, bakamam eskiye.
Suçlu kim ben mi yoksa dava mı?

Duyulmaz artık bu serzenişler.
Görünür ara sıra kanlı dişler.
Ben değil ama, dava beni işler.
Zor olan ne, kalmak mı yoksa kaçmak mı?

Sakin olamam işte vakit bitiyor,
Bak yetim Ahmet'in selası veriliyor.
Belkide artık sıra bana geliyor.
Cellat kim, sen mi yoksa ben mi?

Asacaklar birazdan hakikati.
Sanıyorlar, onlar bunu bilmez mi?
Büyük değil kainat yoksa Evren mi?
Adres in önü mü yoksa yedi katlı cennet mi?

Anladım artık nedir bilmece
Halk için değil, bu yapılan imece
Oyun değilmiş bunlar, adam kesmece
Katil kim Türeyiş mi, Ergenekon mu?

Eyvah! Yazıldı adım darağacına.
İnanmam, artık düze çıkacağına
Sustu herşey vardı olacağına
Yöneten kim, senarist mi sadist mi?

Oyun bitti işte kapadım gözleri
Hissetmedim, birisi kırdı dizlerimi
Ruhum çıktı fezaya tuttu izlerimi
Kazanan kim, Ahmet mi Mehmet mi?
                                                      Eyüp Aktuğ

17 Eylül 2010 Cuma

İlahi adalet 49 yıl sonra tecelli etti

Sizlere dargın değilim. Sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes hürriyet uğruna koyduğu başını 17 sene evvel almadığınız için sizlere müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme kadar metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz? Şunu da söyleyeyim ki, milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendinizi yine de 1950’de olduğu gibi kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız. Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes’in ölüsü ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna rağmen duam (bu kelimenin üzeri çizilip merhametim yapılmıştır) sizlerle beraberdir.
Adnan Menderes

16 Eylül 2010 Perşembe

Kürsümden yükselenler-8

Son zamanlarda hristiyan aleminde Ayasofya "Camii"de kilise ayini fikri oluştu. Bunlar bu cesareti nereden buluyor diye sormayacağım çünkü onlara bu cesareti biz yani kendi öz vatanımızda Ayasofya gibi bir mekanın ruhunu hristiyan alemine hediye edenler veriyor.
Kendi öz yurdumuzda Ayasofya Camii'nde bayram namazı dahi kılmaya gerekli izni alamamız dünün ağaç köklerini kemirerek hayatta kalmaya çalışan batılı adamın  ağzını sulandıryor ve 600 yıl aradan sonra Ayasofya Camiinde yeniden çan sesleri duymak belkide yeni bir roma kurmak hayalleri ruyalarını süslüyor.

Ayasofya Camii'nin minarelerinden en son ne zaman ezan sesi semada sonsuzluğa yankılandı acaba?
Şöyle bir Ayasofya Camii'nin yakın geçmişini incelediğimiz zaman bu sorunun cevabını rahatlıkla bulabiliyoruz. 1930 yılında 'camii'den 'müze'ye çevrilme çalışmaları başlamış ve 1935 yılında sona ermiş demek oluyorki 1929 yılına dek Ayasofya Camii'nin minarelerinden İstanbul'un el birliği ile maneviyatından arındırdığımız semalarında yankılanmış.

8 Eylül 2010 Çarşamba

Buralar sizlere emanet

Ramazan bayramında ailemin yanında hasret giderebilmek için bu gece Allah'ın izniyle memleketime gidiyorum. Ayrıca tüm dostlarımın ramazan bayramlarını şimdiden tebrik ederim. Gideceğim bölgede internet erişimi imkanım olamayacağından sesli yazı projemi biraz ertelemek zorunda kalacağım. Bu süre zarfında ise yeni yazılarla sizlere döneceğim. Son zamanlarda sürekli tema değişikliğine gidiyordum. Ancak sonunda hakiki bir tema yapmayı başarabildim. Biraz uzun sürdü ama inş. bu tema ile nice yıllar doldururum.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Sesli yazılarım yakında burada

Arkadaşlar yazılarımı artık hem yazılı hemde görsel sizlerle paylaşacağım. Mp3 formatında yazılarımın üzerinde bulundaracağım.Eğer tepkiler iyi olursa bundan sonra bütün makalelerimi kendi sesimden paylaşacağım. Blogda daha birçok yenilik meydana gelecektir. Birde Forum projem var eğer becerebilirsem Eylül'ün sonuna doğru güzel bir giriş yaparım.

Ramazan bayramının yaklaşıyoruz. Birkaç günlüğüne memlekete gideceğim. Ertesinde Allah'ın izniyle projelerimi bitirmiş olarak Sivas'a döneceğim. Blogdan ziyade aynı fikir ve görüşt olan arkadaşlarımı ve dava arkadaşlarımı bir bir blog çatısı altında görmeyi isterim.

Politika, siyaset ve kültür: Serbest Kürsü

En nihayetinde dergimizi yayına aldık. 15 günde bir yayımlanacak olan dergimize Ufuk kardeşimin blogundan ve e-aktug Blog'un Serbest Kürsü sayfasından erişebilir ve bilgisayarınıza indirebilirsiniz. Dergimizde politika, siyaset ve kültür içerikli yazılar bulunmaktadır. Kalemini vatan ve millet için kullanan arkadaşlarıda aramızda görmekten mutluluk duyarız. İkinci sayımızıda eylül ayının 15 inden sonra çıkarmayı planlıyoruz.

İftardan sonra tekrar buluşmak dileğiyle esen kalın...

Geri sayım başladı: Serbest Kürsü

Dergimizi bitirdik en nihayetinde. Ufuk kardeşime biraz önce yolladım. İnceleyip onayını aldıktan sonra dergiyi yayına alabilmemiz için hiç bir sebep kalmayacak. Mutluyum, huzurluyum ve Allah'a şükürler olsun ki alnımızın akıyla çıktığımızı ümit ediyorum. İnşaallah uzun soluklu bir proje olur. Daha geniş kitlelere duyurabilmemiz için yazılarımızı dergiden ziyade bloglarımızda da yayınlamayı(dergi imzası ile) düşünüyoruz.

4 Eylül 2010 Cumartesi

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun.

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
                                       Cahit Sıtkı Tarancı
Çocukluğumda bir müsamerede okumuştum bu şiiri. Manasından habersiz öğretilenlerin dışına çıkmadan o anki vazifemi tamamlayıp sahnenin arkasında sıradaki arkadaşlarıma yer vermiştim. Yıllar sonra bir şiir kitabında o şiire rastladığımda hakikaten duygulandım. Yıllar önce şuursuz bir şekilde istediğim memleketi şimdi bir şuur sahibi olarak büyük aşk ile istiyor ve idealin ötesine erişebilmek için vargücümle çalışıyordum. 

3 Eylül 2010 Cuma

Ramazan ayının ehemmiyeti ve kazandırdıkları

Gecikmiş olmakla birlikte faydalı bir yazı hazırlamaya çalıştım. Üç aylardan sonuncusu ve belkide iyi değerlendirilği taktirde en faziletlisi olan aynı zamanda tevbe ve istiğfar gecesi olan kadir gecesinide içinde barındıran bu kutsal aydan daha hayırlı bir ay olabilir mi?

Değeri bu kadar büyük olan bu ayı sadece gündüzleri aç kalıp iftar vakiti geldiğinde ise tıka basa yiyerek geçiştirmeye çalışanlar ramazan ayının ehemmiyetini anlayamamış gafillerdir. Onların yaptıkları sadece bedenlerini aç bırakmaktır.  Peki ramazan ayının fazileti nedir diye soracak olursak sualimize imam-ı Rabbani hz.leri şu şekilde cevap veriyor;
Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.