31 Ağustos 2010 Salı

Nihayet döndüm buradayım(!)

Bir önceki yazıda önemli bir sebepten dolayı bir hafta yazamayacağımı söylemiştim. Şu sıkıntılı günlerimde yardımlarını esirgemeyen dostlarıma çok teşekkür ederim. İnsan ne olursa olsun hayattan kopmamak zorunda. Artık daha sık olarak yazmaya çalışacağım. Bu arada geçen hafta duyurmuş olduğum Serbest Kürsü adlı e-dergi projesinide tamamlayabiliriz artık. Ancak biriktirdiğim yazılarımı bilgisayar ortamına aktaramadan kaybetmiş olmam beni yeni yazılar yazmaya sevkedecek. İlk sayı büyük ihtimalle eylül ayının ilk haftası çıkar diye ümit ediyorum. İşlerin başına tekrar geçtiğimde birşey farkettim. Geçen yıl bu zamanlar almış olduğum domainimin süresinin bitimine 24 gün kalmış. Hemen bugün bir yıllık yenileme siparişi verdim. Öğleden sonrada gidip ücreti neyse yatıracağım. Şimdilik bu kadar...

26 Ağustos 2010 Perşembe

Bir hafta ara veriyorum

Değerli dostlarım çok önemli bir sebepten dolayı yazılarıma bir hafta ara veriyorum. Belki dahada uzun sürebilir ama yine bilgilendirme yapacağım.

Veda ederken: Hepimiz uğramayacak mıyız?

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Çok yakında "Serbest Kürsü"

Daha önceki yazımda dergi projemin olduğundan bahsettim. Yazımı okuyan Ufuk kardeşim projeme destek verip dergi yazarlarından oldu. Büyük bir hızla çalışmalara başladık. İlk önce telif hakkı sorununu çözebilecek bir servis buldum. Blogumdaki yazılarımıda lisansını yaptırdığım myfreecopyright servisini kullanacağız. Ardından derginin güncelleme sıklığını kararlaştırdık. İki haftada bir yeni sayılarımızla sizlerle. Ortalama 20 sayfa olacak dergimiz. Dergiyi ticari bir amaç gütmeden hazırlıyoruz. Bloglarımızda dergi yayını yapabileceğimiz google'nin bir hizmetini buldum. Ancak hizmet ie6 tarayıcısında aktif değil. Daha üstü sürümlerde çalışıyor.

Dergiyi pdf formatında bir e-dergi şeklide sunacağız. Gelişmelere bağlı olarak sizleri haberdar edeceğim. Ancak eğer projemiz dahada büyürse dergiye özel bir site açabiliriz. Derginin logosunu paylaşmak isterdim fakat Ufuk kardeşimin fikrini alıp öyle paylaşmak istiyorum.

Veda ederken: Örnek aldığım bir dergi...

20 Ağustos 2010 Cuma

Ufkumu açan bir mektup

Nâzım Hikmet!
Nafile çabalıyorsun.
Sana kızmıyorum. Kızmıyacağım.
Hiç bir operatör, ameliyat masasından kendisini yumruklıyan kanserliye, hiç bir gardiyan, parmaklığı içinden kendisine deli diye bağıran çılgına, hiç bir hâkim darağacı önünde küfürler savuran mahkûma kızamaz.

Ben kendimi, ne kanser operatörü, ne deli gardiyanı, ne de ağır ceza hâkimi şeklinde görmüyorum. Fakat görüyorum ki her hareketim, seninle hiç de alâkadar olmadığı halde, ciğerine neşter gibi saplanıyor, seni delilerin parmaklığı gibi bir azap çerçevesine hapsediyor ve başının üstünde ip varmış gibi kudurtuyor. Beni, doktor, gardiyan ve hâkim şeklinde gören sensin! Senin bu halini sezer sezmez artık sana kızmıyorum. Merhamet ediyorum.

Sanma ki ben öfke kabiliyetini kaybetmiş bir adamım. İnsan başiyle fare kafasını birbirinden ayıran tek hassa, bence fikir öfkesidir. Bir hiç için ölçüsüz öfkeler duyacak kadar alıngan ve hassas bir mizaç taşıdığımı sen de bilirsin. Fakat bu öfke, iyi kötü bir kudreti, bir şahsiyeti, bir mesuliyeti kalmış insanlara ve hadiselere karşıdır. Sen mazursun.

Başlamadan bitirdim vesselam

Aylık kültür dergisi derlemiştim. Ancak telif hakkı nedeni ile projemi başlamadan bitirdim(bilginize). Ancak bu dergi mevzusuna kafayı taktım diyebilirim. Kültür kısmında dikiş tutturamasamda zaten bulunduğum konum buna müsade edermi bilmiyorum. Tahmin edeceğiniz üzere siyasi olaylara ve toplumsal sorunlara değinen belki haftalık yada fırsatım olmazsa aylık bir e-dergi projem var. Eğerki projeme ortak olmak isterseniz(beni yalnız bırakmak istemezseniz) benimle iletişime geçebilir ortak hesaptan dergimize ödenek ayırabiliriz (: Türk Solu dergisine rakip olamayız belki ama farklı konularda iş görürüz.

Şu sıralar havalar acayip sıcak. Akşam serinliğide olmasa ne yapardık bilmiyorum. Bu arada hemen çağrazımızdaki konutta tam bir haftadır aralıksız gece münazaraları keşfettik. Amca ve dedelerimizin referandum sohbetlerine kulak kabartmamak mümkün değil. Yanımıza çayımızıda alır ziyaretlerine gideriz diye umuyorum bizimkiler yanaşmıyor. Neyse hayırlısı diyelim. Bu arada amcalarımız evet oyu verecek gibi duruyorlar (:

Dipnot: Yanlış anlaşılmasın sağı soğu dinleyip telekulaklık yapmıyoruz. Sadece amcalarımız yüksek sesle konuşuyorlardı hepsi bu. (:

Veda ederken: Bir penguen olmamak dileğiyle...

17 Ağustos 2010 Salı

Ölümün bir başka adı 03.02!

1999 Gölcük Depremi, İzmit Depremi, Marmara Depremi ya da 17 Ağustos 1999 depremi, 17 Ağustos 1999 sabahı, yerel saatle 03:02'de gerçekleşen, Kocaeli Gölcük merkezli deprem. Mw ölçeğine göre 7,5 büyüklüğünde gerçekleşen deprem, büyük çapta can ve mal kaybına neden olmuştur.

17 Ağustos depremi, tüm Marmara Bölgesi'nde, Ankara'dan İzmir'e kadar geniş bir alanda hissedildi. Resmi raporlara göre, 17.480 ölüm, 23.781 yaralı oldu. 505 kişi sakat kaldı. 285.211 konut, 42.902 işyeri hasar gördü. Resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50.000 ölüm, ağır-hafif 100.000'e yakın yaralı olmuştur. Ayrıca 133.683 çöken bina ile yaklaşık 600.000 kişiyi evsiz bırakmıştır. Yaklaşık 16 milyon insan, depremden değişik düzeylerde etkilenmiştir. Bu nedenle Türkiye'nin yakın tarihini derinden etkileyen en önemli olaylardan biridir. Deprem gerek büyüklük, gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse sebep olduğu maddi kayıplar açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden biridir.

12 Ağustos 2010 Perşembe

Alternatif çözüm önerileri-2

Daha önce birinci kısmında sigara ve alkol yasağı mevzusuna çomak soktuğum bu dizinin ikinci kısmında ise Türk televizyonculuğunu haddim olmayarak eleştirmek istiyorum. Başta RTÜK kurumunun işlevsizliğini ve reyting uğruna bu halka izlettirilen saçmalıkları (Allah bunların ıslah etsin cinsinden) irdeleyip, bize ne oluyor dedirten amerikan kültürünü nasıl ruhumuza nakış nakış işlediklerini görmek farkındalık yaratmak iyi olacaktır.

Eskiden hep yasakçı zihniyetle eleştiilmişti TRT(hem radyosu hem televizyonu). Arabesk müziğini sansürleye dursun bir ara barış manço abimizi dahi sansürlemişti arkadaşım eşek davasından. Şimdi pek bir özgürleşen(istediğim böyle özgürlük değildi ki) televizyon kanallarımızı kontrol mekanizmasındada sorunlar belkide çatlaklar olduğu aşikâr. Daha öncede bu konuya değindim belkide sıkılmışsınızdır bu saçmalıkları okumaktan ama ister okuyun ister okumayın vaziyet böyle. Aslında biz kendimizi kandırıyoruz. Televizyonda reyting uğruna yapılan kepazeliklere alkış mı tutsak yoksa onlara saygın kurumlardan plaket mi versek?

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Hoşgeldin onbir ayın sultanı!

Tüm yol islam aleminin ramazan-ı şerifini tebrik ederim. Rahmet yağmurlarının sağnak şekilde yağdığı bu ayda ıslanmamak için şemsiye tutmak aptallık olacağından onun için kendimi bu ayda rahmet seline bırakarak ummana ulaşmaya hedef kıldım. Şüphesiz uyku halinin bile bir ibadet sayıldığı oruçlu vaziyette dünyadaki yoksul insanları, aç insanları daha iyi anlayabilmek için bulunmaz bir fırsat.

Sahur ve iftar programlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Sahurda menemen +  sıcak taze ekmek + karanfil aromalı fransız usulü (: çay vardı. İftarada makarna + menemen + hurma + herzamanki çay. stop!

Yazımı sonlandırırken ramazan ayı ile ilişkilendirdiğim üstad Necip Fazıl Kısakürek'in dizelerini paylaşmak istiyorum.
Karagöz seyri değil, gözyaşı dökme ayı!
Bilmezi bilirler bilseler ağlamayı.
Veda ederken: Devletimize ve milletimize huzur getirir inşaallah.

6 Ağustos 2010 Cuma

Bloxoo'da günün blogu e-aktug Blog olmuş

Sitemi geçen sene kayıt yaptırdığım Bloxoo.com bloglar topluluğunda 6 ağustos 2010 itibari ile günün blogu olmaktan mutluluk duyarım. Şaka bir yana gerçekten sayfayı gördüğümde şaşırdım. Derseniz ki tamam bu kadar şımarma diye(bırakında şu sıcak ve sıkıntılı günde yüzümüzü güldüren bu sevindirici habere bir parça da olsa tebessüm bırakalım).

1 Ağustos 2010 Pazar

Bilgisayar toplama rehberi

Son günlerde ortak olarak aldığımız masaüstü bilgisayarın ömrünün dolmasına kısa bir süre kaldı. Ortak kullanıma açık olduğundan Günün büyük bir bölümünü açık vaziyette geçiriyor emektar. Bizlerde bunun farkına vardık. Bir bilgisayar toplamaya karar verdik. Bütün parçalarını internet üzerinden sipariş edeceğimiz bu bilgisayarın özellikle soğutma sistemine dikkat ettik. Öyleki 5 tane 120 mmlik kasa fanını şimdiden edindik. Bunları sarı, mavi ve kırmızı renklere boyaacağız. Anlayacağınız aynı zamanda biraz işi modifiyeye dökmeyi düşünüyoruz. Bunun için uygun bir kasa bulduk hepsiburada.com sitesinde. Bilgisayarı aynı zamanda playstation olarakta kullancağımızdan performansı en yüksek seviyede olmalı idi. Şüphesiz performansı etkileyen faktörler arasındada bilgisayarın havalndırma sistemi geliyor. Bunun için yan taraftaki pc kasasının biçilmiş bir kaftan olarak gördük. Ayrıca içerisinde 600 W lık bir güç kaynağı barındırması ve ek fana ihtiyaç bırakmamasıda bizim için önemli bir etkendi. Yan tarafta orjinal 22 cmlik büyük bir fan(ev daha gürültülü olduğundan çıkaracağı gürültü umrumuzda değil. Arka tarafta orjinal 12 cmlik mavi ledli kasa fanı,  Ön panelde 14 cmlik mavi ledli tribün fanı cihazla birlikte gelen parçalar. İsteğe göre daha 6 adet kasa fanı yuvası var biz 3 tanesini kullanmayı düşünüyoruz. Kargo parasınıda ne yazıkki biz ödedik. Sonrasında anakartı, ekran kartını, HDD yi, işlemciyi, işlemci soğutucuyu, RAM i, ve ayrıca monte edeceğimiz hava soğutma sistemini sipariş ettik. 2 gün sonra elimize geçen cihazların ücretlerini burslarımızdan keserek ödemek zorunda kaldık. Elementleri büyük bir heyecanla birleştirdikten sonra, bu küçük canavara Windows 7 kurduk. İşte sistemimiz;