13 Nisan 2010 Salı

Atları da vururlar

Dünya bir imtihan sahasıdır. İnsanlar görev ve sorumluluk ile donatılmıştır. Lakin bizim için yarışma arenasına dönmüştür bu imtihan sahası. Her alanda kıyasıya bir yarış içerisindeyiz. Daha emekleme döneminde başlar yarışımız. İlk rakibimiz kardeşimizdir. Annemizin babamızın sevgisinde yarışırız ilk onunla. Sonra büyürüz sınıf arkadaşımız rakibimiz olur. Sonra sistemin çarkları zorunlu bir yarışın içine atar bizleri. Lise sınavlarında yarışırız. Üniversite girişlerinde yarışırız. İş başvurularında kıyasıya bir yarışın figüranları oluruz.

Hayatımız her alanında oluşan rekabet ortamı bizi kapitalist ahlakla donatmıştır. Yarışmaktan kendimize yabancılaşmış, aşkın olandan uzaklaşmışız. Piyasanın acımasız kuralları ile boğuşur olmuşuz.
Önce piyasaya girme mücadelesi verir, sonra tutunma, daha sonra büyüme ve en sonunda rakipleri yok etme. Kapitalist ahlak bundan ibaret. Gücün sahibi kimse yaşama hakkı onun. Güç egemendir. Güç taraftır aynı zamanda. Güç güçlüden yana taraftır. Kazanmaya en yakın figürana taraftır.

Dünyada iki türlü at vardır. Yarışı kazanan mağrurlar ile yarışı kaybetmiş vurulmayı bekleyen mağdurlar. Sokaklarımız, caddelerimi, köprü altı mekanlarımız vurulmaya bekleyen atlarla dolu değil mi?

Yarışı kaybetmişler ve bir kenara iliştirmişler kendilerini. Artık yarıştan uzaklar. Çünkü yaralanmışlar ve yarışa devam edememişler. Tıpkı vurulmayı bekleyen yaralı atlar gibi. O zaman gelin hep birlikte yarış arenasının tekerleklerine çomak sokan bu sefilleri vuralım. Bunların yaşamak gibi bir lüksleri olmamalı. Hepimizin içinden bu düşünceler geçmez mi? Elimizin altındaki binlerce yaralı ata hangi gözle bakarız. Keş, madde bağımlısı, sokak çocuğu, hayat kadını, sefil, aciz vs… Hangisinin yaşama hakkı olduğunu düşünürüz. Hangisine bir tekme de biz atmayız.

Yaralı atları vuranların maksadı atlar acı çekmesin diye biliriz. Ama gerçekten öyle mi? Yoksa yaralı atlar artık iş göremediği için mi vurulmaya mahkumlar? Ne dersiniz? Birde bu pencereden bakalım bu olaya. Çünkü yaralı ve hasta atlar sahibi için bir değer ifade etmezler. Yarasından çok belki de bir işe yaramadığı için acı duyarlar. Bu acıyı dindirmek için vururlar atlarını mağrur sahipleri.

Düşünün dünyada kaç milyon insan açlık içinde yaşamakta. Ya da yaşamaya çalışmakta. Yarışı kaybetmiş bu insanlar. Üçüncü dünyanın esmer insanları yarışı kaybedeli vurulmaya mahkumdur artık. Çünkü yarış arenası için bir değer ifade etmezler. Yarışmacıların ayaklarına dolanırlar. Motivasyon kaybına neden olurlar. Neşeleri kaybolur arena sahiplerinin. Yarışın mağrur galipleri önlerinde böyle sefil yaratıkları görmek istemezler. Onun için onlar üçüncü dünyalıdır. Birinci dünyalı dedikleri mağrur efendilerdir. İkinci dünyalılar köleleridir. Üçüncü dünyalılar ise vurulmayı bekleyen atlardır.

Evet, atları da vururlar. Kim ne derse desin vururlar. Yeter ki yaralan ve yarıştan kop…

1 yorum:

  1. çok güzel ve anlamlı bir yazı.paylaşımın için sağol.


    yazan:www.hayatvekalem.blogspot.com

    YanıtlaSil