Bir kaç söz-4

30 Haziran 2009

Bir devlet düşünün... Bu öyle bir devlet olsun ki dış düşmanlara gerek kalmadan devletin kendi kendini yıprattıığı, devlet kurumlarının birbirine güveni ve samimiyetini yok etmeye çalışanların yaşadığı, neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestiremedğimiz bir devlet(gördüğüm kadarı ile)... Tahmin etmişsinizdir.

Bazı medya kuruluşları vasıtası ile vazgeçilmez ordumuz halk nazarında yıpratılıyor, bir kağıt parçası ortaya atılarak TSK yıpratılıyor. Şunu belirtmek isterimki silahlı kuvvetler bir milletin bağımsızlığının ve hürriyetinin teminatıdır. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemediğimizden halk ikiye bölünüyor. ve silahlı kuvvetlerimiz demokrasiye bir tehdit olarak gösteriliyor. Bunları ortaya atanlar acaba şunuda düşündüler mi merak ediyorum;

Bizi her türlü tehlikeye karşı kotuyan gözeten, sınırları ve ülke bütünlüğünü sağlayan bir bir kurumumuz nasıl olurda halkının kötülüğüne işler yapsın irtica eylem planları hazırlayıp ülkeyi bir kaos ortamına sürüklesin...

Evet dostlarım ülkemiz görüldüğü gibi karanlık insanların kirli emellerinin hedefinde. Bizi bu topraklarda istemeyenlerde olsa, bizleri bizlere kırdırmak toplumsal bir çatışma içine sokmak isteyenlerde olsa, çamur siyaseti yaparak ordumuza karşı karalama kampanyaları oluşturmak isteyenlede olsa biz bunlara kanmayacağız biz artık bölünmeyeceğiz çünkü bu vatanın aziz evlatlarının hatırasına saygılıyız.

Şimdi yapmamız gereken bu karalama kampanyalarına aldırmamalı ve silahlı kuvvetlerimize karşı olan güvenimize sarsmalarına izin vermemeliyiz.

Veda ederken: Gün ağarırken.

İstanbul izlenimlerim

26 Haziran 2009

Beni ümitlendiren şeyler;

  • Istanbul eskiye oranla %100 daha temiz ve duzenli. Ozellikle biz turistler! icin yapilanma girisimleri oldukca basarili bana gore. Daha bir sakinlik (hala kalabalik ama) ve temizlik, kesinlikle cok belirgin.
  • İstanbul'a gelirken iki trafik kazasi gordum (hafif caplarda olanlardan), isin ilginc ve guzel tarafi suruculer kavga etmiyorlardi.
  • Dikkatimi çeken bir diğer nokta ise; kara pece, sarikli kisilerin azalmis olmasi bir baska dikkatimi ceken nokta-ki, bu noktayi cok ama cok sevdim.[Bu noktadan kastım dinimizi yanlış bir biçimde gösterip İslam'ı çağ dışı bir din olarak tanıtanların azalmasıdır. Başka bir amacım söz konusu değildir.]
  • Sigaraya karşı yürütülen kampanyalar sanki biraz işe yarıyor gibi. En azından o lanet olası kokuya maruz kalmadım.
  • Bir diğer husus ise güvenlik: Anarsinin izleri kalkmis, cok guvenceli olmus bir İstanbul gordum de geldim. Gencler askere gitmekten korkmuyorlar artik ama bu sefer de askere gidilmeli mi? sorulariyla ugrasiyorlar.
  • Tek korku deprem su durumda. Fakat inanir misin pek dusunen de yok depremi. hani depremde lazim olacak seyleri bulundurma gibi bir zahmete katlananlarin sayisi cok cok az. Deprem uzerine verilen kurslarin ve seminerlerin pek de ciddiye alindigini soylemiyorlar.
Beni endişelendiren şeyler;

  • Hiç bu kadar işsizi bir arada görmemiştim. Bu sadece istanbulun sorunu değil Türkiye'ninde sorunu...
  • Turistler hariç hiç kimse gülmüyordu. Gulmeyenler ulkesi Turkiye diye yeni bir slogan uretilmis. Neden mi? Cok neden var.
  • Umutsuzluk cok kotu. "Bu ulke kurtulur mu?" diye sordugum hic kimseden en ufak bir olumlu cevap alamadim. Umut vereyim istedim, hani disardan o kadar kotu gorunmuyor diye. "Bana abi ne iyi etmissin de gitmissin, sakin donmeyi dusunme" dediler. Dukkanin kapisinda oturan bir haliciya "isler nasil?" diye sordum. "Sokaga bak nasil oldugumu sen soyle" dedi.
  • Birde su gibi tüketilen içkiler vardı. Yarı çıplak dolaşan sözde medeniyet görmüş sosyete kesimi [ne diyebilirim daha:böbürlenerek çevresindekilere başka bir gezegen gelmiş gibi bakan sosyete kesimi]. Medeniyetleşme soyunmakta, giysilerini çıkarmakta ise emin olsunlarki hayvanlar onlardan daha medeni. Şimdi dersiniz eyüp ne kadar geri kafalı dar görüşlü diye. Esas medeniilik özünü unutmadan ilerleyebilmek ilim ve fen ışığında ierleyebilmektir.

Veda ederken: Kapanışı "Kız Kulsesi" ile yapmak istedim.

Kazım Karabekir ve Atatürk

24 Haziran 2009

Kurtuluş mücadelemizin iki büyük ismi: Musa Kazım Karabekir ve Mustafa Kemal Atatürk... Bu yazımda bu iki büyük isim arasındaki dostluğun nasıl bozuldğunu ve günümüzde bu bozulmanın nerelere çelilmek istendiğine vurgu yapacağım.

Musa Kazım Karabekir Paşa, İstiklal Saaşımızın doğu cephesinde büyük başarılar gösterirken Mustafa Kemal Attürk'te Batı Cephesinde İsmet İnönü le başarılar kazanmaktaydı. Öyleki Atatürk ve Kazım Karabekir'in dostluğu Kurtuluş savaşı başlamadan başlamıştı. Mücadelemizde de Atatürk'e en büyük desteği Karabekir Paşa vermişti[bkz. Emrinizdeyim paşam...].

Artık savaş kazanılmıştı. Atatürk mecliste Meclis Hukumet sistemini uygulmakta idi. Ancak biliyorduki biran önce gerçek manada demokrasinin işlemesi için çok partili hayata geçilmesi gerekiyordu.
Yani bir muhalif partiye daha doğrusu denetleyici bir kuruma ihtiyaç vardı. Zira kimi çevreler tarafından bunun bir dikdatorya olarak yorumlanması Atatürk'ü rahatsız ediyordu. Atatürk bu konuyu silah arkadaşlarına açtı. ve Kazım Karabekir önderliğinde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası [T.C.F.] kuruldu. Parti programı bireysel özgürlüğü esas alıyor, dine olan saygılarını manevi değerlerin korunacak şeklindeki sloganları halk gözünde büyük bir heyecan uyandırıyordu. ve kısa sürede bir taraftar kitleside elde etmişti.

Hepimizinde bildiği gibi Kazım Karabekir İslamcı bir görüşe sahipti. işte bu nokta onu Atatürk'ten ayrıyordu. Atatürk laik bir sistem istiyordu. Din ve vicdan özgürlüğünün gerekliliğini vurguluyordu. Niketekim TCF güneydoğu ve doğu anadoluda mitingler yapıyordu ve ciddi bir destek görüyordu. Bütün bunlardan sonra vuku bulan Şeyh Sait isyanı Takrir-i Sukun kanunun çıkmasına yol açtı. ve olayları tetiklediği gerekçesi ile TCF kapatıldı[ilk kapatılan muhalif parti].

Aslına bakılırsa asıl problem Kazım Karabekir paşa ile İsmet İnönü arasında idi. Öyleki muhalif bir parti kurlumasını İsmet İnönü istememiştir. İsmet İnönü Kazım Karabekir bir takım fikirlerine şiddetle karşı çıkıyordu. Atatürk'ünde İsmet İnönüye karşı olan büyük dostluğu Kazım Karabekir paşa ile arasında ki iplerin gerilmesine neden oldu.

Bütün bu olayların aslı Kazım Karabekir Paşa'nın kayıp günlüklerinde yazıdğında adım gibi eminim. Ancak kayıp oldğundan bu olaylar hakkında kesin bir bilgi elde edemeyeceğiz.



Veda ederken: Ruhları şâd olsun...

Kürsümden yükselenler-2

22 Haziran 2009

Şu güne kadar ne hükümetler gelip geçti, bu hükümetlerin gözüme çarpan ortak bir yanı vardı. İktidara çıktığında bir enkaz[bkz. IMF borçları] devraldım demeleri idi. Bunun son örneğini AKP her fırsatta bizlere göstermekte. Şunu söylemek zorundayım senin neyi devraldığın değil nasıl devredeceğin önemli efendi...

Yeri geliyor medyaya yükleniyor, yeri geliyor CHP ye yükleniyor. Medayamıza sansür uygulanmaya çalışılıyor. Muhalefet susturulumaya, muhalafetin denetleyiciliği ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Bakınız ki; 2001 krizinden sonra borçlarımız büyük bir hızla düşmemiştir. Aksine %52 oranında hacim genişletmiştir.

Kamunun AKP döneminde dış borç stoku azalmamış, 64 milyar dolardan 68,6 milyar dolara çıkmıştır. Bu, azalma değil yavaşlamadır ve doğaldır, çünkü bu dönemde kamu dış borç almayşı gerektirecek icraatta olmamıştır, Bir kere büyümeye katkısı olmamıştır.
Borcu borçla kapatmayı hedef almış, bütçede faiz dışı harcama hedeflerini gerçekleştirmek için sürekli kamuya kemer sıktırmış, borç ödemiştir.
Nedir kemer sıkmalar? Memurlara düşük maaş ödemiş, yeni kamu personeli almamıştır. Sosyal devleti askıya alıp sosyal harcama yapmamış, toplumu kötü kamu hizmetine maruz bırakmış, kamu varlıklarını yok bahasına özelleştirmiş ve bunlarla faiz ödemesi yapmış, dolayısıyla yeni borçlanma yerine sosyal devlet olmaktan vazgeçerek kamunun borçlanmasını yavaşlatmıştır. Yine de kamu borç stokunu 5 milyar dolar artırmaktan geri kalmamıştır. Ama, daha önemlisi özel sektörün dış borç yüküdür ve Erdoğan, bu borçtan bana ne diyemez, çünkü bir kriz anında bu borçlar özel sektörce ödenemezse, fatura kamunun önüne konulacaktır, nitekim 2001 yılında bu yapılmaştır.

Gelelim toplam dış borç stokunda özel sektörün kartopu gibi büyüyen borç yüküne..

Reel sektör borçları

Türkiye ekonomisinin 2006 da yaşananlarla birlikte kırılganlığını en çok artıran bu kez , finans kesimi değil, reel kesim oldu. Türkiye'nin dış borcunda son yıllarda başgösteren "özelleşme", 2006'da iyice belirginlik kazandı ve yeni bir sıcak para krizinin yaşandığı Mayıs-Haziran döneminde bile azalmadı . Türkiye'nin dış borç stoku 2001 yılından sonraki dönemde yüzde 74.5 büyüyerek 2006 eylül ayı sonunda 198.3 milyar dolara kadar yükseldi. Bu dönemde Merkez Bankası da dahil kamu sektörünün dış borcu yüzde 19.5 artarken, özel sektörün borcunda ise yüzde 164.5'lik büyüme yaşandı. 2001 yılı sonunda 43.1 milyar dolar olan özel sektörün (bankalar+şirketler) toplam dış borç stoku 2006 eylül sonunda 114.1 milyar dolara çıktı.

Bütün bunlar bana Necip Fazıl'ın şu dizelerini hatırlatıyor;
Enkaz devraldım diye rol kesen sefil aktör
Bir pislik devrettiki kaldırmaz ekskavatör

Veda ederken: İsterseniz bir inceleyin

Bir kaç söz-3

20 Haziran 2009

Bu yazımda olaya biraz feylosaf açıdan yaklaşacağım. Bilirsiniz[duymamamış olmanın imkanszılığından dolayı] Türkiye'de 01.01.09 tarihinden itibaren artan bir insandışılılık olaylarını... Cinayetlerden, bilhassa Münevver Karabulut cinayetinden bahsediyorum.

Eskiden şöyle bir terim vardı: Fail-i Meçhul. Cinayetler fail-i meçhul olduğunda aydınlatılamıyor, yapanın yanına kar kalır zihniyetinde üzerine bir sünger çekilip dosyalar tozlu raflarda manzarası pek hoş olmayan yerlerini alıyorlardı. Aradan bir 15-20 sene geçti Fail-i meçhul yıllarının ardından. Peki ya şimdi;

  • Mağdur ortada,
  • Suç ortada,
  • Fail ortada,
  • Adalet nerede?

Atatürk'ün ardından Necip Fazıl

17 Haziran 2009

68 yıl önce bugün (16 Kasım 1938 Cumhuriyet) Necip Fazıl Kısakürek Atatürk’ün ölümünün ardından bakınız neler yazmış:

“Son onbeş gündür her sabah yatağımızdan kalkıp Dolmabahçe Sarayı’nı yerinde bulduktan sonra ona varlık ve mânâ izafe eden unsurun yok olduğuna inanabilmek yaban bir idrak işkencesi; Atatürk’ten bir parça halinde kalan birçok şey arasında onun yokluğu merkezi olmayan bir daire tasviri gibi içinden çıkılmaz bir muhal hissi veriyor. Fındığın kabuğunu kırmadan içini yiyen korkunç bir sihirbaz edası ile ölüm Atatürk’ü hüviyeti etrafındaki büyük zarfa el değdirmeksizin aldı götürdü.

Ölüm her insanda basit bir tezahür farkı ile aynı marifeti tekrarlamasına rağmen; bu son misalde bulduğu müeyyide kudretini bütün tarih boyunca sık sık ele geçirebilmiş değildir. Yaratıcının bir defa bile şaşırmamaya memur sadık işçisi bu misalde kudretinin her zamanki mevzuu ile mevzuunun bu defâki kudretini bir araya getirdi. Mahalleden bir ölü çıktığı zaman o semt ister istemez kendisine bir alaka payı düştüğünü kabul eder. Ölümünün mücerred sirayet ve ihtarı küçük bir mesafe yakınlığını bir nevî akrabalık haline getirdi. Fakat ne de olsa ölen ne kadar içtimai ve herkese ait hüviyet taşırsa taşısın bu bağ kan ve his yakınlıkları karşısında sadece yapma bir zihin telâşı uyandırmaktan ötürü bir acı duyurmaz.

Bütün dünyada kralına anası kadar yanacak kimse yoktur. Bu zalim ruh kanununa rağmen bu defaki ölüm vatanın her evinden çıkmış kadar göze büyük göründü. Evinizdeki bir kahve fincanının çatlaması bize Yedikule surlarının çöküşünden daha tesirli geldiği halde; bu defaki ölümü hepimiz fi’li ve şahsi bir mülkiyet kaybı ifadesiyle duyduk. İçtimai ölüler arasında her evin ölüsü olabilmiş kahramanlar tek eldeki parmak sayısı kadar azdır.

Hiçbir Türk kendini devlet reisine bütün dünyanın bu türlü bir saygı göstereceğini ümit edemezdi. Osmanlı İmparatorluğu’nun yarı dünyaya sahip olduğu devirlerde bile böyle bir ihtirama sahip olabilmiş hükümdar yoktur. Avrupa’nın bize en yabancı milletlerine kadar heyetlerle askeri kıt’alarla ve en büyük mümessillerle Ankara’ya koşmuş olması gösteriyor ki Garp Atatürk’ün şahsında Türk ehliyet ve kıymetine artık inanmıştır. Bu inandırışın büyük aksiyonunu yapan Milli Kahraman’ın ölüsü karşısında da hiçbir protokol kaidesinin olmadığı ve hiçbir garplının bir yabancıya göstermediği bir hürmetle şapkasını çıkartmaktadır.

Atatürk’ün gözleri ile görmediği bu manzarayı biz yalnız gözlerimize bırakmayarak keskin bir delalet halinde şuurumuza indirmekle mükellefiz. O Türk’e hem Türk’ü hem de Avrupalıyı inandırabildi. Tarihte büyük bedbinlerle büyük nikbinlerden ibaret iki sıra kahraman vardır. Her şeyi karanlık gören aydınlığı aramaya doğru gizli bir cehde aydınlık gören de öldürücü şartlar karşısında kırılmaz bir mukavemete gebedir.

Bence bu fikirlerin ikisi de dava ve aksiyon doğuracak çapta olmak şartıyla kurtarıcılara mahsus vasıflardandır. Bedbin kahraman bizi vücudunu görmediğimiz bir hayata erdirmeğe nikbin kahraman da vücudunu görmediğimiz ölüm tehlikesinden kaçırmaya memurdur. Atatürk’ün ruhi maktalarından (kesitlerinden) bence en alakalısı O’nun yılmaz ve hezimet kabul etmez nikbinliğidir. Atatürk bu eşsiz nikbinliği başta ve sonda biri milletine ve öbürü şahsına ait iki büyük tezahürle vesikalandırdı.
Birinci vesika; Bir millet için esaret ve mahkûmiyet ânının bir vakıa halinde teslim edildiği hengamede bu vakıaya inanmayan tek adam o idi. Bütün dünya ile birlikte milleti de kendi ölümüne inandığı vakit o inanmadı. Bu Atatürk’ün millet ufkuna doğuşu ile başlayan ilk ve büyük nikbinliğinin tecellisidir.
İkinci vesika; Milli kahraman hasta döşeğinde günden güne fenalaşırken yakınlarından itibaren bütün Türk Milleti’ne kadar herkes ağır bir ümitsizlik içinde boğuluyor; fakat kendisi bir çocuk gibi saffetli ayağa kalkacağı otomobiline veya motörüne bineceği dakikayı bekliyor ölebileceğine biran bile mümkün gözü ile bakmıyordu. Bu da sonuncu tecelli.

Atatürk başlangıçta Milletinin; sonunda da kendisinin ölümüne inanmadı. Bu iki nikbinlik tecellisinin birinde haklı ötekinde haksız çıktı. Fakat koca bir millete hayat vesilesi getirmiş bir kahramanın ferdî hayatı olamayacağı için onu ikinci tecellide de haksız bulamayacağız.”

Necip Fazıl’ın Atatürk’ün ölümü üzerine kaleme aldığı ve “Atatürk beşer tarihinde sayısı birkaçı geçmeyen hakiki millet kurtarıcılarından bir tanesidir” diyerek bir hakkı teslim ettiği yazısının tamamını Ogün D. kardeşimizin “Atatürk Nasıl Öldürüldü” isimli kitabından okumanızı öneririm.

Her iki Türk evlâdının da mekânı Cennet olsun. [İmza]

İstanbul'a çeyrek kala

14 Haziran 2009

Arık Avrupa'lı olmanın zamanı geldi. Bu akşam İstanbul yolu bana ufaktan göz kırpmaya başladı. Ben diyorum trenle gidelim-ucuz olsun diye- onlar diyor otobüsle gidelim. Tamam dedim, eyüp ne kadar da cimri imiş lakırtıları kulağıma gelmeye başlar yakında. Neyse akşama yolcuyuz.

Avrupa kıtasına ilk defa ayak basacağımın heyacanı ile yazıyorum bu yazıyı. Bu arada pencereden, top oynayan çocukların sesleri geliyor hafif hafif... Doğrusu imreniyorum şu ufaklıklara-böylesine tasasız, gamsız yaşama-. Ayda yılda ufak bir seyahate çıkacağım ama talihsizler zincirinin ilk halkası daha şimdiden beni buldu(bilirsiniz şu okul olayı-hakan hoca faciası- moralim düzeliyor)... Hafta içi beleşe bağladığım gazeteler haftasonu benden hesap soruyor. Hani şu bizim Nuri abinin büfesindeki gazetelerden bahsediyorum...


Şaşıracaksınız ama bir gerçeği ifade etmeden geçemeyeceğim. Şu asırda hala dijital fotoğraf makinamın olmayışı gerçekten garip. İşin doğrusu benim telefonun VGA kamerası işimi görür, sanat icra edecek değiliz alt tarafı bir kaç fotoğraf... Kazasız belasız yolculuklar nasip etsin Allah bize.

Veda ederken: Eminönü'nden hoşçakalın

2009 ÖSS Puan Hesaplama Motoru

Bilmem kaç milyon kişinin girdiği şu Öğrenci Seçme Sınavı-bilindik bir tabir ile ÖSS- nihayet yapıldı. Öğrencilerde bu stresten kurtuldu. Fazla söze gerek direk olaya girelim linkler aşağıdadır. Kolay gele...

Bir Hido Klasiği

13 Haziran 2009

Yakında salı pazarlarında "Orlando Magic" formaları-şapkaları-tişörtleri satılmaya başlanacak. Niye mi? NBA dili ile "Hedo Turkoglu" sevgisi çığ gibi büyüyor ve bizde doğal olarak haklı gururumuzu yaşıyoruz. Bir fener, cimbom, beşiktaş taraftarı kadar Orlando taraftarı barındırıyor ülkemiz. Öyleki İstanbul kasımpaşada çakma formalar üretilmeye başlanmış. Bende bir Orlando taraftarı olarak, Hido ile gurur duyuyorum.

Sarsılmaz kişiliği ile bizi elin memleketlerinde temsil ediyor, Türkiye'nin reklamlarını yapıyor doğal olarak onada büyük sorumluluk düşüyor. Dün yine serinin 4. maçı sabaha karşı 4 gibi oynandı. Maçın tamamın izledim. "Dwight Howard"ın olmayacak hatalar yapması-serbest atışta 0/2 yapması- maçı Lakers'a devretti. Yinede dün gecede güzel saatler yaşattı.



Tebrikler Hido...

Veda ederken: Gururumuz Hido

Harlem'in Beyaz Atlısı-3

12 Haziran 2009

Türkiye'nin son yüzyılda yetiştirdiği en büyük yazarlardandır Ziya Gökalp. Zira onun fikir ve düşüncelerinde Atatürk dahi etkilenmiştir-etkilenmemek mümkün değildir-.

Türkçülüğün Esasları, Türk milliyetçiliğinin sistem kuru-cusu olan Ziya Gökalp'ın en olgun eseridir. Ölümünden bir yıl ön-ce yayımladığı bu eserinde Türk milliyetçiliğine dair bütün Fikir ve tekliflerini bir sistem bütünlüğü içinde ortaya koymuştur. Bu bakımdan Türkçülüğün Esasları her Türk aydını ve özellikle her Türk milliyetçisi için temel eser sayılır. Günümüzde bu esere daha çok ihtiyacımız vardır. Milli kimliğimizi unutmuşken, kimi yazarlar(Orhan Pamuk) ermeni tezlerinin avukatlığına soyunmuşken ellerine bu kitap verilmeli ve nereden geldikleri hatırlatılmalıdır.


Türk fîkir hayatı ve Türk milliyetçiliği için son derece önemli bir eser olan Türkçülüğün Esaslan, değişik zamanlarda resmî ve özel kurumlar tarafından yayımlanmıştır. Bunlann içinde kısmen sadeleştirilenler bulunduğu gibi, eserin dil ve üslübu tamamen değiştirilmiş olanlar da vardır.Bilindiği gibi Türkiye özellikle 1960-1980 yıllannda genel anarşiye bağlı olarak bir de dil anarşisi yaşamıştır.Türkçe'nin sadeleştirilip geliştirilmesi konusu, ilim ve kültür konusu olmaktan çıkmış tamamen "siyasi" veya "ideolojik" bir konu haline getirilmiştir. Türkçe üzerinden yürütülen bu oyunlar Türk milleti üzerinde bir "kültür ihtilali" denemesi yapılmıştır. Türk dil ve kültürü üzerinde oynanan bu korkunç oyundan hem Türkçe hem yeni nesiller büyük zarar görmüştür.[İmza]

Bir dava adamı olarak Ziya Gökalp bu ülke için büyük çalışmalar yapmış, gelecek nesiller için yapmış olduğu çalışmalar elbet birgün sonuç verecektir. Elbet birgün kim olduğumuzu hatırltacaktır.

 Veda ederken: Ziya Gökalp ve Türkçülük

Biraz karamsar mıyız

10 Haziran 2009

Bu yazımdaki maksatım iktidarı ne yermek, nede göklere çıkarmak. Ben bu yazımda ülkede oluşturulmak istenen karamsar havanın neyin habercisi olduğunu halkın nerelere sürüklenmek istendiğini yazacağım.

Çoğu kimse tarafından ülkemizin istikbali karanlık ve bir çıkmaza sürükleniyor olarak görülsede ben bu kanaatte değilim. Evet olumsuzluklara rağmen insan güzel şeyleride görmeli, görebilmelidir. Son 15 yılda ilim ve fen alanında büyük gelişmeler kaydettiğimiz ortada.

Bir kaç söz-2

8 Haziran 2009

Bu yazımda Türkiye'nin bitmeyen Kürt Sorunu üzerine bir kaç söz edeceğim.

Son dönemlerde “Kürt Sorunu” söylemini sık sık duymaya başladık. Gerek siyasi liderlerin ağızlarından, gerek medya organlarından, gerekse bir takım yazarlardan. Herkes Kürt sorununun varlığından bahsediyor. Ancak bu Kürt sorunu tam olarak nedir? Nasıl ortaya çıkmıştır? Çözümü nedir? Ortada gerçekten bir Kürt sorunu var mıdır, yok mudur? Bu soruların cevaplarına doyurucu yanıt almış değiliz.

Bölge üzerinde bir kaç küçük not düşmek istiyorum. Şöyleki;

  • 1995 yılında Bingöl şehri elektriğin %70′ini kaçak kullanıyordu. Devlet doğru dürüst vergi toplayamıyordu. Sigara, içki, elektronik eşya kaçakçılığı had safhadaydı. Kaçak satılan mallara kimse ses çıkarmıyordu.
  • Üniversite sınavlarında usulsüzlükler yapılıyor. Hatta batıdan bile sırf sınava girmek için doğuya gelen öğrenciler var. Kürt gençlere öğretmenler tarafından sınavda yardım ediliyor, üniversiteye girmeleri sağlanıyordu. Bugün o yardım edilen gençlerin birçoğu devlet dairelerinde müdür, memur vs olarak çalışıyorlar. [İmza]
Yetkili arkadaşlar da hala bir kurt sorununun varlığına inanıyorlarsa;
  1. Doğu ve Güneydoğu’da eğitime önem versinler. Orada yaşayan vatandaşlarımızın okul-öğretmen eksikliğini gidersinler. Oradaki Halkın bilinçlenmesi için önce eğitim şarttır.
  2. Çekin restinizi. PKK propagandası yapan Roj Tv’yi kapattırın. Olmuyor mu? Danimarka ile uğraşın. Artık taktik ve yöntemleri nasıl olur siz bilirsiniz onu da.
  3. PKK ve bölücüler bu ülkede siyaset yapamaz, yapmamalı. DTP’yi kapatın.
  4. Diyarbakır Belediye başkanı hala neden görevinde duruyor anlamış değilim.
Veda ederken: Harran/Şanlı Urfa

Televizyon izlenimlerim

7 Haziran 2009

Penceremden sızan güneş ışıkları yüzümde hafif bir terleme bırakıyor. Allah'ım ne sıcak birgün dedirtiyor bana. Şimdiden sıcak-ağustos pazarlarının hayal edemiyorum-. Bu sabah kovanozumda karanfilimin bittiğini farkettim. Dolayısıyla çayımın tadı bugün bana yabancı idi, yinede içtim...

Geçen perşembeyi cumaya bağlayan gece sabaha karşı su içmeye kalktığımda biraz televizyon gezisi yaptım. Kanal sırası 22 ye geldğinde NTV Spor açıldı. NBA final serisi başlamış olacak ki Kobe show yapıyordu. Hidayet tek başına yetemedi Orlando 25 sayı farkla Lakers'a yenildi(100-75). Neyse serinin ilk maçı umarım bir dahakinde böyle bir maç ile karşılaşmam.


Bu aralar televizyon dünyasına fazlaca girdiğimi farkettim. Dün saat 21.00 da usta tiyatrocu levent kırcanın Olacak o kadar programına şöyle bir baktımda porgram eski kalitesinde değil belkide oyuncularının yaşlarının ilerlemiş olmasından geliyor bu.

Veda ederken: Eski bir İstanbul portresi

2009 SBS Puan Hesaplama Motoru

6 Haziran 2009


Bugün yüzbinlerce öğrencinin girdiği bir sınav ardı Seviye Belirleme Sınavı, kısa adı ile SBS. Fazla birşey söyleyemeceğim ben direk olaya gireyim.


  • 2009-SBS Puan Hesaplama Motoru için tıklayınız.
  • 2009-POLİS KOLEJİ Başvuru Kılavuzunu bilgisayarınıza indirmek için tıklayınız.
  • 2009-PYBS Başvuru Kılavuzunu bilgisayarınıza indirmek için tıklayınız.
  • 2009-PYBS Sesli Başvuru Kılavuzunu bilgisayarınıza indirmek için tıklayınız.
  • 2009-SBS Başvuru Kılavuzunu bilgisayarınıza indirmek için tıklayınız.
  • 2009-SBS Sesli Başvuru Kılavuzunu bilgisayarınıza indirmek için tıklayınız.

7. Türkçe Olimpiyatları'nın ardından

4 Haziran 2009

7. Türkçe Olimpiyatları'nın ardından aklı başında her Türk'ün gururlanmaması elde değil. Kimi çevreler bu büyük organizasyonuda çarpıtmasına rağmen her geçen bir öncekine göre daha büyük katılımla büyükmekte sevgi dili, barış dili olan Türkçe'mizin kıymeti bilinmekte...

Şunu söylemeden geçemeyeceğim; kimi konularda görüşlerine katıldığım yazarlar bu konu üzerindeki düşünceleri beni hayli şaşırttı. Konu malum Fethullah Gülen ve meşhur Sevgi Okulları. Hal böyle iken insan yazmadan geçemiyor. Kim olursa olsun eğer güzel dilimiz için bir hizmeti varsa bunu takdir ile karşılarım. Şuan Kamboçya'nın pirinç tarlalarından, Kolombiya'nın kahve bahçelerine kadar Türkçe konuşuluyor ve öğretiliyorsa bu hakikaten büyük başarıdır.


Sevgi okullarını eleştirdiğim tek nokta var, okullarda büyük devlet adamlarının çocuklarının ve yakınlarının veya zengin ailelerin okutulması. Eğitim herkes içindir. Eğer bir eğitim seferberliği varsa bu önce halk tabakasından başlatılmalıdır.

Bir diğer husus ise yabancı ülkelere yapılan bu büyük eğitim yatırımları neden Anadolu'da fakir aile çocuklarına karşı uygulanmıyor. İşte burası düşündürücü...

Veda ederken: İşte başarı

Almanca Gramer Bilgisi

2 Haziran 2009



Kaynak

Otobüs manzaraları-1

Bu sabah belediye otobüsü ile son okulun son günlerimi geçirdiğim o binaya(okul) giderken, ben halk otobüsüne bindikten 1 dakika sonra falan bir amca otobüse adımlarını attı. Yaşı tahminimce 60 küsür vardı. Hali ile insanlık görevi adına-nihayetinde yaşlıdır- amcaya yer verdik. Bir hayır duasını bekledim. Cevap yok idi, anlaşılan konuşmama hakkını kullanıyor diye geçirdim içimden. Yok böyle olmayacaktı, Selamun aleykum amca diye seslendim. Yine cevap yok, üstelemedim sustum, daha doğrusu çekimdim.

Bu konuşmamın üzerinden 5 dakika falan geçti. Ben ayakta gidiyorum, arka kapı tarafından yol alıyorum. Okula gelmek üzereyiz. bir ders sonra sınavım var. Amcad.an bir hayır duasını istedim otobüsten inmeden önce amcanın verdiği cevap şu idi: "Gavur okusanda boşa okumasanda boşa".
Ben olayın şaşkınlığı içerisinde iken arkadan gelen insanlar ne zaman inmeyi düşüyon diye sorunca otobüs maceram bitti.

Veda ederken: Ucu bulunmazın Bekir'in tavsiyesi

Pagerank artırmanın yolları

1 Haziran 2009

PageRank değerinizi arttırmanın yolu sitenize pekçok site tarafından link verilmesiyle olur.

Bu konuda aşağıdaki önerilere uymak doğru olacaktır.

  • Sitenize çok çok fazla siteye link verdirmek
  • Yüksek PageRank elde etmiş sitelere link verdirmek ( Bunu yaparken dikkatli olun, çünkü illegal içerik sağlayan bir sayfadan PageRank değerini çok düşürebilmektedir.)
  • PageRank değeri az olan sayfalara link veriyorsanız, içinde az link olanları tercih etmek
  • Google tarafından iyi arşivlenmesine rağmen pageranki sıfır olan sayfalara link vermemek, çünkü bu size hiçbirşey kazandırmayacaktır. Çünkü böyle sayfalar yasak kod meda 'larında ya da robot.txt dosyalarında belirtmezlerse google arşivleme yapamamaktadır.
  • PageRanki 6 olupta birçok link veren bir sitenin etkisi PageRank'i 4 ama çok az link veren bir siteye oranla düşük olacaktır.
  • DMOZ ve Yahoo buna çok iyi iki örnektir.


İç Linklerin Önemi
Dış sitelerden link almak güzel ancak kontrolü zor bir olaydır. Diğer taraftan kendi sayfalarınız arasındaki linkler de sayfaların önemini etkilemektedir.

Yani, sayfalarınız pagerankinin yükselmesi büyük oranda sizin de elinizdedir. Başta anlattığımız matematiksel formülden de anımsayacağınız gibi bir sayfa link verdiği sayfaya kendi puanlarını transfer edebilmekteydi.

Gelin şimdi bir sayfanın başka bir sayfa ile link değişimiyle nasıl PageRanklerini yükselttiğini görelim. Alt sayfalarınızın ana sayfanızın PageRank'inden nasibini almasını istiyorsanız, bu sayfalara ana sayfanızda link vermeniz gerekmektedir. Eğer gereğinden fazla link verirseniz de bu seferde etki eden PageRank değeri düşecektir.

Eğer sitenizi optimize etmek isterseniz, öncelikle pagerank değeri yüksek sitelere verdiğiniz linkleri kaldırmakla işe başlamanız gerekmektedir. Çünkü zar zor kazandığınız pagerank değerleri bu sitelere harcanmaktadır. Bu yüzden ana sayfanıza, dış linkler için links.html gibi ayrı bir sayfaya link verip, buradan o sitelere link vermek daha akıllıcadır.

Ayrıca sitenizi sadece belirli sayfaların pageranki yüksek olacak şekilde de dizayn edebilirsiniz. Örneğin bu iş için en güzel örnek sol üst köşeye koyduğunuz site logonuza ana sayfanın linkini vermektir.