31 Temmuz 2009 Cuma

Durum raporu-3

Sonunda buda oldu... Bende TTNet mağdurları arasına 1 hafta öncesinden yer rezervasyonu yaptırmış bulunmaktayım. Yazılarımın evde birikmeye devam etmesi canımı sıkmakla birlikte birçok işiminde aksamış olması cabası.
Umarım birgün bende doğru düzgün bir firma ile çalışma fırsatı bulurum(TTNet harici). Aradım sordum yetkili birisini[ sorun yok diyor] ama buradan manzara öyle görünmüyor. Kendi kendime soruyorum neden böyle saçmalıklar hep beni buluyor diye.. Sırada ne var; sabit hattım mı kapanacak merak ediyorum.


Bu arada yeni bir karar aldım artık TV izlemiyorum(yaklaşık 10 gün kadar oldu). Bizim büfeden geçerken gazteleri okumak ile yetiniyorum o kadar ara sırada maçlara gidiyorum reina diye biyer bizim burada.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Durum raporu-2

Nihayet rengi siyaha kapanmış bulutlar gökyüzünü tekrar bize teslim edip, zannedersem kuzeye doğru yol aldı. Güneş artık yakıcılığını hissettirdiğinden bir klima ihtiyacı duymamak elde değil... Bu yorucu günün ardından kendimi biraz dinlenmeye çekmek istedim, sırada yavaş yavaş ısınmaya başlayan çalışma masam vardı. Bir kaç gündür yazmamaktan olsa gerek kalem elime yabancı gelmeye başlamıştı(veya rengi griye dönemeye başlayan klavyem yüzünden). İnternet ortamında ilk defa kendimi yalnız hissttim. Heralde yakın arkadaşlarımın sıcak bir yerlerde buzlu kokteylini yudumlamasından olsa gerek... Evet çoğu tatilde ben bir yandan yazmaya çalışrken bir yandanda geçmiş yılları tekrar etmek ile uğraşıyor okuluma ağırlık veriyorum(hayırlısı ile bir bitseydi şu okul).


Bir önceki "White and Black Theme" yı beğenmemeye başldığımdan kendime yen bir şablon çıkarıp bir kaç ufak rutuş ile son halini verdim. E-AKTUG Web Günlüğü başlığı ile yayın hayatıma başlamam "e-aktug Blog" ile devam ediyor. Dün hantallaşan Winampımın(5.6), 2.81 versiyonunu aramakla meşguldüm. Nihayet OldVersion adındaki yabancı bir sitede rastgeldim. Bana göre yaralı bir site olmakla birlikte bir çok internet severinde faydalanacağı bir mekan...

17 Temmuz 2009 Cuma

Menderes'in Dramı (inceleme)

Bir önceki yazımda sözünü verdiğim gibi Sn. Şevket Süreyya Aydemir beyefendinin 1969 baskılı "Menderes'in Dramı" adlı kitabının kisa bir kritiğini yapmak istiyorum.

1969 yılında Remzi Kitabevi tarafından yayınlanan kitabı. Kitap yalnız Adnan Menderes'i değil Demokrat Parti'yi ve 1946-1960 yılları arasındaki Türkiye de meydana gelen olayları hem Demokrat Parti hem de Cumhuriyet Halk Partisi açısında değerlendirmiştir. Bu açıdan değerlendirldiğinde kitap Adnan Menderes ve Celâl Bayar arasındaki sürtüşmeyi farklı bir boyutta anlatır. Aydemir'in Kadro Dergisi'nin kapatılmasında ve kendisinin Cumhuriyet Halk Fırkası'nda etkisiz hale getirilmesinde sorumlu gördüğü Celâl Bayar'a bir kin beslediği kitap incelendiğinde daha rahat görülür.
Adnan Menderes üstüne bir kemalist tarafından oldukça tarafsızça kaleme alınan kitap Aydemir'in Suyu Arayan Adam, Tek Adam, İkinci Adam, Makedonya'dan Ortaasya'ya Enver Paşa ile birlikte toplamı 6000 sayfayı aşan bir yakın tarih incelemesinin son halkasını oluşturur.Bu seriye İhtilalin Mantığı, İnkılap ve Kadro, ve Kırmızı Mektuplar ve Son Yazılar da eklenirse dev bir yakın tarih külliyatı meydana gelir.

Dediğim gibi kitap sadece bir biyografiden ibaret değil. Geçen 65 yıllık bir süreci tarafsız bir şekilde okuyucuya sunmaktadır. Eğer imkanınız varsa okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Kitabı bulunduğunuz ilin halk kütüphanelerinden ve seçkin kitapçılardan temin edebilirsiniz.

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Kısa bir mola

Dün sabah uyandığımda bloguma bir göz atayım dedim. Hoştu güzeldi, ancak o modifiye ettiğim o mavi temadan sıkılmıştım. İşin içine biraz daha resmiyet katarak bloga ciddi bir hava vermek istedim[umarım öyle olmuştur].

İşe Inspirat temasını bir yerlerden temin ederk başladım. Sonra eski temada ki bir kaç ıvır zıvırı yemi temaya monte ederek işimi biraz kolaylaştırdım. Memlekete giderayak bu işide halletmem iyi oldu, öyleki gideceğim yerde(Tokat-Pazar) internet erişimi olan bilgisayarım olamadığından kısa bir veda konuşmasını bu yazımda uygun buldum. Yaklaşık bir hafta on gün süre ile kendimi OFF moduna çekmek istiyorum. Bir aksilik olmaz ise yarın yola çıkarım.


Bu arada bir arkadaştan temin ettiğim Sn. Şevket Süreyya Aydemir'in "Menderes'in Dramı" adlı kitabınında kısa bir kritiğini yapmak istiyorum. Memleketten dönüşte ise yazabildiğim kadarı ile paylaşırım.

*Eski temam ile yeni temam hakkındaki görüşlerinizi bekliyorum.

2 Temmuz 2009 Perşembe

Kürsümden yükselenler-3

Bundan tam 16 sene önceydi. Bir takım provakatörler Sivas'ın güzel halkını tahrik ederek o talihsiz olayların isimini ve 2 Temmuz tarihini Sivas ile özdeşleştirdi. Ben Sivas'ta yaşıyorum. Ozanlar diyarı, aşıklar otağı, bir kültür başkenti olan Sivas'ın artık 2 Temmuz ile değilde isminin 4 Eylül ile anılmasının 4 Eylül ile özdeşleşmesinin zamanı gelmedi mi[hatta geçiyor]?

Bu katliam ile güzel şehir Sivas bir 30 yıl kadar geriye gitmiş bölgeye yapılan yatırımlar geri çekilmiş Türkiye üzerindeki oyunlar emeline ulaşmıştır. Ancak aradan 16 yıl geçmesine karşın Sivas'ın imajı hala düzelebilmiş en azından bir yabancının gözünde bir Cumhuriyet şehri olarak canlanabilmiş değil.


Atatürk Sivas için: "Cumhuriyetin temellerini burada attık" sözü bize şu gerçeği hatırlatıyor;
Şöyle ki Sivas insanı ve halkı hiçbir zaman katliama karışmamak ile birlikte katliamı gerçekleştirenler İslam ve sivaslılık ruhunu taşımıyolar. Sivas'lı veya Diyarbakır'lı olmak demek o şehirde doğup büyümek anlamına gelmez. Esas esas mühim olan doğup büyüdüğün bölge için birşeyler yapabilmek, doğduğun veya yaşadığın şehir için faydalı olabilmek(Bunu ülke bazında düşünmekte fayda var ki ben Türk'üm diyebilelim).

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Dostlarım üzerine

Dün gece bir arkadaşın evinde misafir oldum. Daha doğrusu birkaç arkadaştık. Malum benim İstanbul gezim ile ayrılışımız dün akşam nihayet son buldu. İnsan dostlarından ayrı kaldığında anlıyor o şen şakrak geçen günlerin değerini. Büyük final seneye; evli evine köylü köyüne...

Tamam herşey çok güzeldi hoştuda, evin sağ cephesinde halen inşaatı süren binadaki çivi çekiç sesleri bizleri uyutmamak ile birlikte ertesi günki programımızın aksamasına neden oldu. Ancak bütün bunların bir zararı yoktu. Güzel bir dost ortamında bunları düşünecek değildik. Sırada ne vardı; kahvaltıdan sonra özlemini çektiğimiz bir Cafe vardı. Oranın yolunu tuttuk, bir an için eski günlerimize dönmek çok hoştu.


Birde görmediğim ancak fikir birlği yaparak birbirimizi yalnız bırakmadığımız, yazı ve makalelerimiz ile gücümüzün yetebildiği kadar insanları bilinçlendirmeye gereçkleri neyin ne olduğunu göstermeye çalıştığımız dostlarım var... Bunlar birisi 3 ay önce Ufuk2008 adlı sitesinden tanığım fakat şimdi blogger'a geçerek yeni yazılarını Vatan ve Millet adlı sitesinde yayınlayan Ufuk kardeşim. Böylesine fikir dostlukları bizlerin bilmediklerimizi bilmemize ve bilgi haznemize yeni bilgiler katmamıza, bizim gibi düşünen insanlarında varlığını görerek bizleri ümitlendirmesine vesile oluyor.