31 Mayıs 2009 Pazar

Hit artırmanın yolları

Bir web siteniz var, fakat bu sitenin istediğiniz çoğunluğa, hak ettiğiniz kitleye ulaşamadığını düşünüyorsunuz. İşte burada size web sitenizin daha iyi tanıtımının yapılması ve ziyaretçilerin sayfanızı bulmasına yardımcı olacak bazı bilgileri sunacağız.
1. Arama Motorlarına Kayıt Yaptırarak Ön Sıralarda Çıkmak

Arama motorlarını internete girenlerin % 95‘i kullanmaktadır ve buradan istedikleri bilgileri aratıp ulaşmak istediği sayfaları bulmaktadırlar. Siz de insanları aradıkları zaman bulabilecekleri bir siteniz varsa doğru kelimeleri kullanarak sonuca ulaşabilirsiniz. Dünyanın en çok ziyaret edilen ve en doğru sonuçları çıkardığı öne sürülen Google bu alanın en iyisi. Sitenizi doğru şekilde kaydettirerek sitenize günde yaklaşık 100 kişinin gelmesini sağlayabilirsiniz.

29 Mayıs 2009 Cuma

Yine bir haftasonu sendromu

Yine bir haftasonu sendromu yaşamamak için elimden geleni yapıyorum. Yoğun bir haftanın ardından nihayet ufukta Cumartesi göründü. Cumartesilerm nasıldır; genelde sabahları erken uyanır, bir fincan kahve ile kendime geldikten sonra şu lanet olası aptal makine ile yüz yüze gelirim. Genelde çoğu insan Haftasonu günlerini sabahları simit + çay yemek ile değerlendirir. Simit sadece haftasonu kahvaltısında mı yenir merak ediyorum. Başka bir zamanı ve mekanı yokmu... Neyse bir iki birşey atıştırır. Gazetelerin haftasonu eklerine Market yada büfenin gazete köşesinde bakarım. Nuri abinin meşhur lafıdır:" Bir kerede şu gazeteyi al be oğlum"

Genelde Gazete okuma işini beleşe bağladığımdan bu tür ithamlara alıştım. Nitekim bizim Felsefe hocası zamanında cumartesi sabahları sıcak yatağından uyanıp öğretmen evinin o hoş kokulu salonunda bedava gazete okumak için yol aldığını duymuştum. Sebepler arttıkça işerimde zorlaşıyor.
Arkadaş şu sınavlar ne zaman bitecek merak ediyorum doğrusu hergün binbir türlü stres içerisine sokuyorlar adamı... Sabret diyorum kendime şu okuldan sonra 1 haftalık tatili hakettim sanırım. Ertesinde ver elini ÖSS!!

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Kürsümden yükselenler-1

İş gerçekten çığrından çıktı. '90 ların latin rüzgarını şimdilerde gereksiz luzumsuz hemen hemen konuları sabit kimisi Al Capone'nin komik bir taklidi kimisi güneydoğu insanının gözünde yükselmeye çalışan bir takım garip diziler moda olmuş durumda. Ne garpitirki herkes birbirini yandaş medya olarak suçluyor, manşetlerde skandallar görüyoruz. Gazeteler adeta bir siyasi parti propagandası yapıyor(misalen Zaman-Hürriyet-Vakit). Parantez içindeki birbirine zıt çalışan sinek üçlüsü bizlere ne vermek istiyor veyahut bizden ne almak istiyor. Cevap basit ama anlatım karışık. Şunuda unutmayayım; böylesine bizim gibi amatörler büyük patronlara sesimi nasıl duyurabilirim bilemiyorum.

Sadece artık kalite istiyorum. Ne file çoraplı iğrenç magazin maymunlarını izlemek, nede siyasi arenalarda birbirlerine söven siyasileri seyretmek istiyorum. Çok şeymi istiyorum. Gerçi ümidim yok bu devran böyle giderse dahaa çookk bekliedriz ama neyse. fazla ses çıkarmamak lazım. Cahit Berkay'ın meşhur lafı(Birşey yapmalı kasetindede dediği gibi);


"Konuşanı asi deyip içeri tıkmalı". İstediğim birazcık özgürlük ve kalite...

26 Mayıs 2009 Salı

Keyifsiz bir günün ardından

Artık üçü bir aradanın(3 in 1) tadı tuzu yok. Keyif ile içtiğim şu Nescafe'nin kırmızı paket tadını diğer markalarda bulamıyorum. Okul kantini Cafe Crown'a geçiş yapmış.

Bu sabah 10.20 gibi idi. Her zamanki bir okul macerasına daha umut dolu adımlarla koşuyor Geometri sınavı için kendimi motive ediyordum(başaracaksın başaracaksın başaracaksın). Neyse sınavın derdinde değilim bugün bizim kantinde çalışan emin abiyi tembihledim. Bundan sonra Nescafe classic satacak(umarım öyle olur). Şu andan itibaren yarın ki Biyoloji ve felsefe sınavlarına kendimi konsantre ediyorum. Bu arada bilenler bilir yeni tasarıma geçiş yaptım. Şu Red City temamdan sıkıldım.


Google amca sanırım siteyi dizinden şutlamış yada ben öyle gördüm yarında o sorunla ilgilenirim.

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Bir kaç söz-1

"Çocukken yatmadan önce tanrıya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün tanrının çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrıya günahlarımı affetmesi için dua ettim."

Bu sözlerin sahibi çoğumuzun kendisi üzerine çevrilmiş filmleri beğeni ve ilgiyle izlediğimiz AL CAPONE.

Bir insanın günahlardan zevk duymaya başladığı andaki ruh hali sanırım bu olsa gerek diye düşünüyorum. Şeytan tüm çekiciliği ile bir insanı tesiri altına alırken aslında insan Reha Yeprem'in tabiri ile zehirli bir balı tatrmakta olduğundan habersizdir. Nitekim nedenler farklı olsa bile sonuçlar tek bir kapıya çıkar: Canilik.

19 Mayıs 2009 Salı

İstanbul ve aşk...

İstanbul ve Aşk deyince belki insanın aklına ilk gelmesi gereken hususlardan bir tanesi mekanların insanlara olan hizmeti ve onlara sindirdiği güzellik duygusudur. Eğer bu mekanlar yaşadığınız yerler sizin içinize bir güzellik katıyorsa bu aşkın orada bir görüntüsüdür.

Fatih’in İstanbul’u alırken aşk ile hareket etmiş olmasının getirdiği bir yaptırım vardır ki , II. Bayezid şehri imar ederken şehrin estetik boyutunu, yani insan ruhuna nasıl olumlu yansır sorusunu daima gündemde tutmuş ve şehri ona göre imar etmiştir. Biliyorsunuz İstanbul’u İstanbul yapan II.Bayezid’tır. Fatih'ten sonraki dönemde her tarafı o imar etmiştir. Yollar yapılmıştır, Bizans’a ait köhnelikler ortalıktan kaldırılmıştır, şehrin bütün güzellikleri ortaya çıkartılmıştır. Bizans’ın eserleri bile ortaya çıkartılmıştır. Hepsi korunmuştur ayrıca. Bütün bunlar içerisinde aslında II.Bayezid’in yapmak istediği şuydu:


Bu şehir, şâirin ifadesiyle bilgelik madeni, irfan ocağı, sokaklarında mârifet satılan bir şehir. Mârifet kumaşlarının ölçüldüğü, kesildiği ve biçildiği, insan elbiselerinin mârifet kumaşıyla dikildiği, şehrin duvarlarının kültürle örüldüğü, kültüre yansımayan hiçbir tuğlanın hiçbir evin duvarına konulmadığı bir şehirden bahsediyoruz. Yani bu şehirde aşk illaki iki insanın birbirini sevmesi manasına gelmez. Belki Azîz Mahmûd Hüdâyî’nin yokuşundan yukarı doğru tırmanırken insanın terlemesi manasına gelir, belki Yahya Efendi’nin orada bir akşam serinliğinde bir boğaz manzarasıdır aşk, öbür taraftan baktığınızda belki Ebû Eyyub-el Ensâri (r.a)’de iç dünyasına dalıp gitmenin adıdır. Yahut ta o derin serviliklerin altında mezarların içerisinde biraz kendisine dünya ve zaman kayıtlarından sıyrılmış bir ânın hikayesidir.

Pierre Loti, Hatice hanım’a orada aşık olduysa Hatice hanımın çok güzelliğinden değildir. İstanbul'un güzelliğindendir. İstanbul’da böyle bir hayatı yaşamak istemesindendir birazda. Eyüp Sultan gibi Pierre Loti sırtı gibi bir yerden şehre baktığınız zaman yanınızda olan insanı güzel görmemeniz mümkün değildir!..

Bu şehr-i İstanbul ki bi misl ü behâdır Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır

Nedim
21.06.2008 tarihli ''Miniaturk Tarih ve Sanat buluşmaları'' kapsamında düzenlenen ''İstanbul'da Aşk'' konulu seminerden İskender Pala hocamızın irticalen yaptığı konuşmadan derlenerek hazırlanmıştır.

Mezar taşları ve edebiyat

Bugün Zaman gazetesi internet sitesinde gezinirken -13.30- ikinci sıradaki bir haber dikkatimi çekti. Haber içeriği mezar taşları ve bu mezar taşlarının insanlığa vermek istediği mesaj ile ilgili idi. İnsanlar ölmeden önce mezar taşlarında ne yazacağını belirlemiş, öldüünde ise bu cümleler harf harf taşlara işlenmiştir.

Bir kaç örnek vereyim;

''-Fırın küreği tam düzeldiğinde/Ekmek yapacak hamur bitermiş/İnsan işinin tam düzeldiğinde/Ne yazik ki ömür bitermiş. -Tabaka, beşik/Beşik, tabaka/Düşe kalka/Giden bu ömür/Bir cigara boyu be aga/Bir gün bakarsın ki olmuş cigara yarı/Geçmiştir ömrünün baharı, yazı/Cigara baştan yanar/Baştan yanar cigara/Ucundan dökülen küller/Güller/Tabla, mezar/Mezar tabla/Derken azar azar/Yaklaşıyoruz toprağa. -Bir çay beyhude/İki çay kaide/Ancak üç çay cana faide/İç dördü, at derdi/ O ki çıktın beşe/Sürgit onbeşe. -Evlat belden/Karı elden/Ana candan imiş. -Yaya gözüyle at/Bekar gözüyle avrat alınmaz.

16 Mayıs 2009 Cumartesi

Harlem'in Beyaz Atlısı-2

Dün rastladım şu Afro-Amerika'lıların özgürlük savaşçısı Malcolm X'in Barrack Obama'dan utandığı haberine. Gerçi arşivlerde geziyordum. Ama hala bana göre dumanı üstünde bir konu bu mesele. Kimisi Obama için gizli bir müslüman diyor; kimiside Obama için dünya barışının sağlanmasında lider isim olarak görüyor.

Amerikan tarihini anlamak bir iktisat tarihini anlamaktır’ demek yanlış olmaz. Amerikan toplumunun oluşum serüvenini, ‘birey’in özgürlük ve hak mücadelesini anlamak kapitalizmin pazar oluşturma anlayışı ve sistemin yeni çıkar arayışlarını kavramadan mümkün görünmüyor.
Böyle bir tedirginlik oturdu içime. Malcolm X’in Barack Obama’dan “bir” farkı vardır. O da teslim oluşudur. Malcolm X bir şeye teslim oldu. Bir şeyi teslim etti. Bir şeyin hakkını teslim etmek için canını teslim etti.

5 Mayıs 2009 Salı

Durum raporu-1

2 gündür buralarda hava yağmurlu, dışarıda kaşlarını çatmış kükremeye hazır bulutlar beni beklerken bende yarın ki yabancı dil sınavım için hazırlık yapmaya çalışyorum. Birkaç gündür çok yoğumun, makalelerime ara vermek zorunda kaldım. Şu sıralar Koçi bey risalesinin incelemesini yapıyorum.

Şimdi pencereyi açtım, perde rüzgarında etkisiyle havalandı. Torağın kokusu bu olsa gerek dedim. Biraz balkona çıkıp etrafı seyre daldım. Ağaçlar herzamanki yerinde:) beni bekliyorlar, kimi zamanlarda şemsiyem oluverirler kimi zamanlarda bana sertte olsa bir yatak...
Ya şimdi ne yapayım. Uzayan tırnaklarımı mı budasam, yoksa mutfakta kaynayan suya Nescafe'mi mi ilave etsem karar veremiyorum.